Zafer Ekin Karabay

Trafik

kentin baskısı kaldı bize
ve ışıkları trafiğin ya da kazası

oysa biz hep bir düş kazasında
yitirdik arkadaşlarımızı

karşıdan karşıya geçerken
eli bırakılan çocuklardık

o insan kalabalığındaki
son gülümsemesiydi annemizin

sonra hangi tarafa geçsek karşıda kaldık!

 

Kitabını raflarda görmeden, göremeden giden bir adam Zafer Ekin Karabay. 2000 yılı Arkadaş Zekai Özger Şiir Ödülü sahibi. Bir tercih sahibi. Yazdığı son şey, Anadolu Üniversitesi’nde akademisyen iken, çok sevdiği Nilgün Marmara’nın “hayatın neresinden dönülürse kârdır” dizesini eklediği bir mektup ve denmeli ki ağır bir retorik soru ile açılıyor: “Aslında bütün mesele neydi?”

Vaktinde bir söyleşide vetiresine, “bir kısmı işportada kazanılmış ve yine bir kısmı son yıllarda yeniden yükselen öğrenci muhalefetine verilmeye çalışılmış küçükburjuva bir yaşam” diyor, sinemada Kieslowski, edebiyatta Tezer Özlü, müzikte Pink Floyd’u ilk anılacakları olarak iletiyor Karabay. Üzerine ekleyebileceğim fazla bir şey yok. Belki bir parça Tezer Özlü önyargım aklıma geliyor, geçiyorum, Özlü’nün de Karabay’ın da çok sevdiği Pavese, geçiyorum, Pavese’nin de bir giden olması, geçiyorum, kitaplığımdan bana bakan minik kağıt parçasındaki son notu. Ve geçtim.

Karabay’ın bilinen tek matbu eseri ‘Şubatta Saklambaç’, Mayıs Yayınları çıkışlı. Adı ile epey düşündüren, gidişini izleyen dördüncü ayda okuyucuyla buluşabilmiş ‘tuhaf’ bir kitap. Internet imdada yetişip oturduğunuz yerden iki gün içerisinde bu kitaba erişebileceğinizi söyleyebiliyor artık, iyi ki. Yoksa şanslı ve didikleyici bir sahaf gezgini değilseniz sokakta bulması epey zor. Bu söylemi yer yer derinleşen, nihilizmin farklı kıyılarında gezinen dizelerin içerisinde edebiyat ve felsefeden kopamayan bir hukukçu hayaleti ile karşılaşmamak,  davetkâr tamamlanmamışlık hissi ile tetiklenen kısa, etkili ve sürekli bir tıkanıklığı gidermeye çalışan şiirlerde irkilme refleksi edinmemek gibi. Biraz duruluyor, sakin kalmayı yeğliyorsunuz. ‘Yabancı yerleşiklik’le, xenitis ile, aidiyet ve tabiyet ile savaşı süren her ahraz ruhun farklı gönyeler ve iletkiler ile yaklaşacağını biliyorum buna. Ben peşinen tercihimi, Ankara’da herhangi bir sokaktan yana kullanıyorum:  öyle gri ve dahası üvey. Hani çok iyi bir film izler, sinemadan çıkmış insan’a dönüşür, yolda 4’33” gibi yürür, orada değilmiş gibi durur, sonra ayılır, ama aslında hala dururuz ya, o duygu işte, o sunturlu bulanıklık, Karabay’ın şiirinin tüm kapılarından ve pencerelerinden girdiği o katı duman; sanki hepsi tek bir dizede idrakımıza servis edilmiş. “Eli bırakılan çocuk olmak.”

Yol uzun. Biz kendi sesinden tek şiiri ‘Ararken’ ile, Karabay’ı analım. Okumadıysak bir bakalım, göz ve kulak gezdirelim. Belki arayanlarımız da olacaktır. Hem belki buluruz.

Author: Fırat Aydın

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir