You Are a Good Man Charlie Brown

Charlie Brown: Çizgi karakter aleminin bahtsız bedevisi. Hain Lucy’nin tuttuğu topa bir türlü vuramayan, hoşlandığı Kızıl Saçlı Küçük Kız’a hiçbir zaman açılamayan, minikler baseball liginde sonunculuğa demir atmış takımın kaptanlığını üstlenen tombik suratlı anti kahraman. Ecnebilerin deyimiyle baştan ayağa “loser”. Ne arkadaş ortamında dikkat çekmesine neden olacak bir karizması var, ne de içini dökebileceği bir kız arkadaşı. Kafasında ikamet eden üç beş tane saç teliyle oynayamaz bile. “Tarama engelli”dir Charlie Brown ve işin garibi babası bir berberdir. Charlie öyle şanssızdır ki günün birinde kazandığı heceleme yarışmasının ödülü “Beş ücretsiz saç kesimine” dönüştürülür. İyi de Charlie’nin kestireceği saçı yok ki! Charlie’nin başına gelen talihsizlikler saymakla bitmez. Cadılar Bayramı’nda arkadaşlarıyla birlikte şeker toplamaya çıktığı bir akşam, herkesin torbasına çeşitli şeker ve çikolatalar atılırken, Charlie’ninkine hep taş denk gelir.

Daha önce sayı bile alamadıkları baseball karşılaşmalarının birisinde kazanmaya çok yakındırlar. Vuruş sırası Charlie’dedir. Yerini alır, vuruş için hazırlanır. Top gönderilir, Charlie’nin tüm gücüyle salladığı sopası, çarpıştığı topu metrelerce öteye fırlatır. Charlie şaşkındır. Arkadaşlarının çığlıklarıyla beraber koşmaya başlar. Hiç susmayan iç sesiyle birlikte sahayı dolaşmaya başlar. Her taşın üzerinden geçişinde de bir sonrakine gidip gitmemek konusunda tereddüt eder. Son köşeyi de dönüp kaleye doğru tüm gücüyle koşturduğu sırada rakip takımın oyuncuları topu tutucuya gönderirler. Böylece Charlie koşusunu tamamlayamadığı için sayı yapamaz. Yani maçı kıl payı kaybederler. Charlie olduğu yere yığılıp kalır. Arkadaşları destek olmak yerine Charlie’yi aşağılarlar. Onun ağzından ise mottosu diyebileceğimiz şu sözcükler dökülür: “Merhamet!”

Platonik aşıktır Charlie. O kadar utangaç ve çekingendir ki hiçbir zaman açılamaz. Kıyamet kopar da Charlie duygularını açıklayamaz. Gönlünü kaptırdığı Kızıl Saçlı Küçük Kız’ı (Little Red Haired Girl) güç bela evinde vereceği partiye davet eder. Kızıl Saçlı Küçük Kız’a neler söyleyeceğini kurgularken terasta uyuyakalır. Uyandığında da O’nun partiye geldiğini fakat bir süre önce gittiğini öğrenir ve her zamanki gibi büyük bir hayal kırıklığı yaşar. Kızıl Saçlı Küçük Kız’a açılmak için provalar yaptığı başka bir zamanda ise cesaretini toplaması biraz uzun sürer. Buna bağlı olarak okul otobüsünü kaçırır ve okula gidemez. O gün okulun son günüdür. Araya yaz tatili girer. Charlie yine kıza açılamamıştır.

Charlie o kadar şanssızdır ki dayak yiyecek olsa eşek sudan hiç gelmezdi. Charlie bir fil olsa küçük yaşta foseptik çukuruna düşerdi ve onu oradan çıkardıklarında üzerine sinen koku yüzünden annesi tarafından evlatlıktan reddedilirdi. Charlie kelime olsa çok nadir kullanılırdı. Cümle olsa noktası konmazdı. Zar olsa hep yek gelirdi. Sinema filmi olsa ikinci haftasında vizyondan kaldırılırdı.

Charlie Brown’la, daha doğrusu Charles Schultz eseri olan Snoopy ile ne zaman tanıştığımı hatırlamıyorum. Fakat “Charlie Brown” deyince “gup gup” diye yanan sobanın arkasına kıvrılmış Snoop’yi izleyen görüntüm geliyor aklıma. Oya Küçümen’in seslendirdiği Charlie Brown siyah zikzaklı sarı tişörtüyle beyaz camda boy gösteriyor ve benim içim ısınıyor. Linus, “Lucy haklı. Tanıdığım tüm Charlie Brown’lar içinde en Charlie Brown olan sensin” diyor ve benim yüzüme kamyon tekeri kadar kocaman bir gülücük yerleşiyor.

Charles Schultz’un sade çizimleriyle yarattığı dünya renkliydi. Karamsarından kurnazına, müzisyeninden pasaklısına, “inek”inden safına her türlü karakter vardı Peanuts evreninde. Charlie Brown, Snoopy, Lucy, Linus, Petty, Sally, Marcie, Schroeder, Pig-Pen, Woodstock… Hepsi ayrı kafadandı. Charlie Brown karamsar, şanssız, saftı. Kulübesinin üzerinde yatmasıyla ünlü Snoopy söz dinlemez, başına buyruk, hayalperestti. Yaramazlık konusunda kendisinden pek de aşağı kalmayan Woodstock ile tozu dumana katar, Red Baron ile kapıştığı hayallere dalar ve tarihi olaylara tanıklık ederlerdi. Lucy kurnaz ve sinir bozucuydu. Aynı zamanda Charlie’nin baş belasıydı. Mavi battaniyesinden ayrılmayan Linus, grubun diyalektiğe en yatkın ismi olsa da Büyük Balkabağı’na, onu önümüzdeki Cadılar Bayramı’nda bahçelerine davet ettiğine dair mektup yazacak kadar saftı. Kafadan kontak Petty, Charlie’ye Chuck diyen tek kişiydi ve ona alenen asılıyordu, ama Charlie oralı bile olmuyordu. Şirin mi şirin Sally, abisi ne kadar karamsarsa o kadar pozitifti. Cadılar Bayramı’nı balkabağı tarlasında geçirecek kadar kesikti Linus’a. Piyanist Schroeder grubun en karizmatik üyesiydi. Beethoven hayranıydı ve Lucy’nin platonik aşkıydı. Lucy’nin de aşkı bir Peanuts klasiği olarak karşılıksızdı.

Alman bir babayla Norveç asıllı bir annenin tek çocuğu olarak dünyaya gelen Charles Monroe Schulz, ailesinin desteğiyle erken yaşlarda çizmeye başlıyor. İlkokulda iki yarım dönem birden atlayan Schulz utangaç ve çekingen tavırlarıyla dikkat çekiyor. Mesela kimse alınmasın diye sevgililer gününde annesinin zoruyla herkese kart getiriyor. Fakat sınıfın önünde onları kutuya atmaya utandığı için hepsini geri götürmek zorunda kalıyor. İki yarım dönem birden atlamasıyla birlikte liseye yaşıtlarından önce başlıyor. Utangaçlığını hala üzerinden atamamış olan Schulz çizmeye devam ediyor. Ağırlıklı olarak köpek resimleri çiziyor ve kendisine hediye edilen Spike isimli köpeğe çizimlerinde bolca yer veriyor. Çengelli iğne, traş bıçağı gibi enteresan şeyler yediriyor Spike’ye. Ve bu çizimleri Barney Google’ın Spurk Plug isimli köşesinde yayınlanıyor. Lisedeyken, o zamanlar “Federal Schools” olarak bilinen, sonraları “Art Instruction Schools” olarak anılan bir kuruma üye oluyor. Schulz’un çizimleri lise hayatının bir bölümünde okul yıllığına kabul edilmiyor. Eğitim hayatından sonra orduya katılan Charles Schulz, İkinci Dünya Savaşı’nda yer alıyor. Askerden döndükten sonra lise döneminde kayıt olduğu Art Instruction School’da öğretmenlik yapmaya başlayan Schulz, burada Kızıl Saçlı Küçük Kız’ın ilham kaynağı olan Donna Johnson’la tanışıyor. Ondan oldukça hoşlanan Schulz açılmaya fırsat bulamadan, Donna başka birisiyle evlenmeye karar veriyor. Gördüğümüz gibi Schulz da Charlie gibi kızlar konusunda oldukça şanssızmış. Schulz eğitmenlik yaptığı dönemde katolik bir dergiye de çizimleriyle katkıda bulunuyor. “Acaba dergiyi bırakıp sadece eğitmenlik mi yapsam?” diye düşündüğü bir dönemde ilk çizimleri 1947’yle 1950 arasında Li’l Folks’ta yayınlanıyor. Charlie Brown ismine ise ilk kez Li’l Folks’ta yayınlanan çizimlerde rastlıyoruz. Burada bir de Snoopy’ye benzeyen bir köpek var. 1948’de Saturday Evening Post’a yedi bölümlük çizgi bant satmayı başaran Schulz’un işleri açılıyor. Li’l Folks’ta yayınlanan en iyi çizimleri United Feature Syndicate’te yayınlanmaya başlıyor, köşenin ismi de 2 Ekim 1950’de Peanuts (Fıstıklar) olarak değiştiriliyor. Söylentiye göre Schulz ölümüne kadar bu isimden hiçbir zaman hazzetmiyor. Peanuts zamanının en popüler çizgi bantlarından birisi oluyor ve hemen herkes tarafından çok seviliyor. Spora düşkünlüğüyle tanınan Schulz zaman zaman It’s Only a Game’e sporla ilgili çizimler de yapıyor. Fakat Peanuts’a daha fazla vakit ayırabilmek için It’s Only a Game’i bırakmak zorunda kalıyor. Charles Schulz, Peanuts’ta büyük ölçüde kendi yaşamından esinleniyor. Charlie Brown ile kendi yaşamını karşılaştırırsak şu benzerliklere rastlıyoruz: Schulz’un da köpeği vardı. Spike ismini verdiği köpeğin cinsi pointer, Snoopy’ninkiyse beagle. Ayrıca Snoopy’nin bazı bölümlerde konuk olan abisinin ismi de Spike. İkisinin de annesi ev hanımı, babası berber. Charlie de Schulz gibi kızlar konusunda başarısız. Charlie’nin hiç sevgilisi olmadı. Schulz’un da öğrencilik hayatı boyunca hiç sevgilisi olmamıştı. Charlie de Schulz gibi buz pateninde çok iyiydi. Schulz buz sporlarını o kadar çok seviyordu ki ileriki yaşlarında Redwood Empire Ice Arena adını verdiği bir buz pisti açıyor. Burada buz hokeyi turnuvaları düzenliyor ve buz hokeyine katkılarından dolayı ödüller alıyor.  Peanuts ile Schulz arasındaki benzerliklere dönecek olursak Linus ve Sally, Schulz’un çok yakın arkadaşlarıydı. Peppermint Patty ise anne tarafından Patricia Swanson adlı kuzeniydi.

“Çocuklukta korku ve endişe yoktur” sözünün tam tersini savunan Schulz’un ufak karakterleri, yetişkinler gibi sürekli anksiyete, sinir, umutsuzluk ve kendine güvensizlik yaşarlar. Schulz’un dünyasında yetişkinlere yer yoktur. Çünkü onlar zaten büyümüş de küçülmüş gibidirler. Snoopy’de yetişkinlerin yüzlerini hiç görmeyiz. Sadece ayakları veya vücutlarının bazı uzuvları görünür. Sesleri ise hiç duyulmaz. Nadiren konuştukları sırada sadece deforme olmuş sesler çıkartırlar.

Schulz’un karakterlerinin postmodern dünyasında kaybetme ve reddedilme sık rastlanan şeylerdir. Ama yine de onlar için hayatın anlamı “ertesi günün daha iyi olacağını ümit ederek uyumaktır.” Ertesi gün gerçekleşmeyen dilekleri, karşılıksız aşkları da beraberinde getirir. Fakat, yetişkinlerin tersine bu çocukların umutları hiçbir zaman yok olmaz. Lucy, Schroeder’in aşkına karşılık vereceğine dair umudunu hiçbir zaman yitirmez, Charlie Brown her baseball karşılaşmasında o özel son koşuyu bu sefer gerçekleştireceğine emindir. Ve bunu sadece bir kez başarır. 1993’te yayınlanan bir bölümde Schulz kazanmalarına izin verir. Bu Peanuts tarihinde bir ilktir.

Charles Schulz’a geçirdiği kalp krizinden sonra yapılan tetkiklerde bağırsak kanseri teşhisi konuluyor. Kemoterapi ve artık çok iyi görememesi nedeniyle 14 Aralık 1999’da emekli olduğunu duyuran Schulz, “En başından beri daima 80 yaşıma kadar çizmeyi hayal etmiştim, ama bu şans elimden alındı” diyor. 12 Şubat 2000’de hayata gözlerini yuman Schulz’un insanlığa en büyük katkısı olan Peanuts karakterleri vasiyeti üzerine başkası tarafından çizilmiyor. Vasiyetinde “Peanuts’taki karakterler kalabildiğince özgün kalsın ve üzerlerine başka çizim yapılmasın” dediği belirtiliyor. 1984 yılında 75 dile çevrilip, yayınlanmakta olan 2000’den fazla gazeteye satılarak Guinnes Rekorlar Kitabı’na giren Peanuts şimdilerde sadece Schulz’un anısına saygı göstermek amacıyla noellerde yayınlanıyor.

Schulz’un vefatından bir süre sonra Abd’de yayınlanan “Schulz and Peanuts” adlı biyografi tartışmalara sebep oluyor. Schulz, 78 yıllık hayatının anlatıldığı kitapta yalnız, mutsuz ve acı çeken birisi olarak lanse ediliyor. Sanatçının eski eşi Jean Schulz, David Michaelis’in kitabının Schulz’un melankolik ruh halini haddinden fazla abarttığı yönünde açıklamalar yapıyor. Kitaba göre sanatçının annesini 20 yaşındayken kaybetmesi, babasının ise kriz döneminde evine para götürmeye çalışan bir berber olması Schulz’u etkiliyor. Ayrıca Schulz’un saçlarının babası tarafından gülünç bir hale sokulması, sürekli horlayan babaannesiyle aynı odada uyuması, okuldaki serserilerden ödünün kopması ve kızlarla bir türlü doğru düzgün iletişim kuramaması nedeniyle karamsar bir ruh haline büründüğü kitabın diğer iddiaları arasında.

Schulz hakkında yayınlanan bir diğer kitap ise içerik açısından daha sevindirici ve dikkat çekici. 2009’un Ekim’inde Andrews McMeel yayınevi tarafından Peanuts’ın 60. yılını kutlamak adına hazırladığı koleksiyon kitabında Schulz’un çizdiği bütün Peanuts bantları bulunuyor. 544 sayfalık kitapta Schulz’dan alıntılar ve Peanuts bantları çizildikleri tarihlerle birlikte yer alıyor. 1950’ler, 1960’lar, 1970’ler, 1980’ler, 1990’lar ve 2000’ler olmak üzere altı bölümden oluşan kitapta Pete Docter (Monsters Inc. ve UP! filmlerinin yönetmeni) tarafından yazılmış bir önsöz, Jean Schulz tarafından yazılmış bir giriş yazısı bulunuyor. İçerik açısından hayli zengin kitaptaki karikatürlere alt ve üst notlar eklenmiş. Mesela Schulz, Charlie Brown’a siyah zikzaklı sarı kazağı ilk kez 21 Aralık 1950’de giydirmiş.

Charles Schulz telif hakları nedeniyle bugün en çok kazanan müteveffalardan birisi. Kazandığı para ise eşine, çocuklarına ve “Charles Schulz Müzesi ve Araştırma Merkezi”ne gidiyor. Schulz “yattığı” yerden kazanmaya devam etsin, biz de Charlie Brown’ın hayatın zorluklarıyla mücadele ettiği “Günde en az bir kere acı çekerim” felsefesinin basitliği ve saflığıyla gülümsemeye.

Author: Akin Cetin

Share This Post On

7 Comments

  1. Cocuklugumuzun karakterini tekrardan bir hatirlattigin icin sagol.

  2. çok güzel bir yazı, bravo! alkışalkışalkış

  3. bahtaniyeli olana aşıktım

  4. Büyün yazıyı okudum çok güzel yazmışsın eline sağlık.
    Bu aralar içimde Charlie Brown aşkı doğdu.İzlemek istiyorum tüm bölümlerini ancak temin edemedim.

  5. çocukluğumun neredeyse benden çilekeş kahramanı Charlie Brown’u yeniden hatırlamak iyi geldi sanki.. hoş ve dolu dolu bir yazı olmuş.. teşekkürler..

  6. her 3-5 ayda bir internette bölümlerini aratıyorum belki bulurum diye ama nafile. yüzlerce farklı çizgi film izlememe rağmen charlie brown çok farklı bir yere sahip. belki de karakterde kendimden çok şey bulmamdan kaynaklanıyor. büyüklerin sadece dizden aşağısını göstermesi ve konuşmalarının bir homurdanmadan öte olmaması başka bir dahiyane fikir. benim kırmızı saçlı küçük kız’ım bu yaz evlendi, benimle değil tabi :(
    harika yazı için Akin Cetin beye teşekkür ederim.

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir