Yolda’n

Yolda, Jack Kerouac, Ayrıntı Yayınları Yeraltı Edebiyatı, 2008 baskısı

“ Sokaklarda birlikte koşturuyor, rastladıkları her şeyi eskiden yaptıkları gibi birlikte didikliyorlardı, ama bu zamanla daha acıklı soyut ve anlamsız bir uğraş haline dönüştü. Ama bir yandan da mutluluk ve zevkten kendilerinden geçmişçesine dans ediyorlardı sokaklarda, bense ilgimi çeken insanlar söz konusu olduğunda hep yaptığım gibi peşlerinden sürükleniyordum, çünkü benim için yalnız çılgın insanlar önemlidir, yaşamak için çıldıranlar, konuşmak için çıldıranlar, kurtarılmak için çıldıranlar, aynı anda her şeyi birden arzulayanlar, hiç esnemeyen, beylik laflar etmeyen, yıldızların arasında örümcekler çizerek patlayan ve en ortalarındaki mavi ışığı görenlere, ‘vay canına’ dedirten o muhteşem sarı maytaplar gibi yanan, yanan, yanan insanlar.”

s. 14

“Güneş ala çalmaya başladığında uyandım. Bu hayatımın en garip en değişik anıydı, kim olduğumu bilmiyordum – evimden uzakta devamlı yollarda olmaktan bitap düşmüştüm ve daha önce görmediğim ucuz bir otel odasında yatıyordum, dışarıdaki buharın tıslamasını, otelin eski tahtalarının gıcırtısını, üst kattaki ayak seslerini ve bütün kederli gürültüleri duyuyordum; çatlaklarla dolu yüksek tavana baktım ve on beş tuhaf saniye boyunca kim olduğumu hatırlayamadım. Korkmuyordum sadece başka biriydim, bir yabancı, tüm hayatım tekinsiz bir hayattı, bir hayaletin hayatı.”

s.24

“Kendimi o gece bizim tayfayla beraber Denver’da bir barda otururken hayal ettim. Garip hırpani biri, karanlık Söz’ü getirmek için kıtayı boydan boya yürümüş bir Peygamber gibi görünecektim onlara, getirdiğim söz ise ‘Vay be!’ olacaktı.

s.44

“…üstelik Lucille beni anlayamazdı, çünkü her şeye aşığımdır ben ve bu yüzden de kafam karışıktır ve yorgunluktan bitkin düşene kadar kayan bir yıldızdan diğerine koşar dururum. İşte gece budur; böyle yapar insana. İnsanlara kendi şaşkınlığımdan başka verecek şeyim yoktu.”

s.132-133

“Şimdi şu öndekilere bak diye fısıldadı, terliyordu. Kafalarında bir alay kaygı var kilometreleri sayıyorlar, bu gece nerede uyuyacaklarını, benzin için ne kadar para vermeleri gerektiğini, hava şartlarını, gitmek istedikleri yere nasıl gideceklerini düşünüyorlar. Halbuki nasıl olursa olsun varacaklar oraya, biliyorsun. Ama kaygılanmaları gerekir, sahte ya da değil çeşitli aciliyetler bularak zamana ihanet ederler, şüpheci ve şikayet etmeye hazırdırlar. Kanıtlanmış ve yerleşmiş bir sıkıntıya kendilerini mahkum etmedikçe huzura kavuşmazlar ve bir kez buldular mı onu uygun yüz ifadeleri takınırlar, bilirsin ya mutsuzluk işte, yakalarını bir türlü kurtaramazlar ondan, üstelik bunun bilincindedirler ve bu yüzden de endişe duyarlar.”

s.216

“Arabadakiler 27. Cadde ile Federal’in köşesinde bizi indirirken sersem bir rahatlama içindeydiler. Eski püskü bavullarımız gene kaldırıma yığılmıştı, daha gidecek çok yol vardı önümüzde. Ama önemli değildi, çünkü yol hayattır.”

s.219

“Senin yolun hangisi oğlum? Mübareklerin yolu mu, delilerin yolu mu, gökkuşağının yolu mu, süs balıklarının yolu mu, yoksa her yol mu? Herkes için her yerde bir yol var nasılsa. Kim nerde nasıl?”

s.257

nezaket@tramvayduragi.com

Author: Nezaket Kartal

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir