Yemek

Garson masaya Beth’in çorbasıyla birlikte bir tabak saç getirince, duruma kibar karşılık vermek zordu. Yine de Beth kibar olması gerektiğini hissetti, çünkü hoş bir restorandalardı, aylardır ilk defa bir randevudaydı, üstüne üstlük de gerçekten hoşlandığı bir adamla. Adı Dave’di, tıraş kremi ve metro kokuyordu.

Beth, Dave’in bir tabağa, bir kendisine bakışından, tabağı o lavabodayken sürpriz olarak ısmarlayıp ısmarlamadığını anlayamadı. Biraz önce, evvelki yıl gittiği egzotik yerleri anlatmıştı – Bali, Peru, Madagaskar yakınlarında bir yer – ve ilginç yemek ve geleneklerin Dave’in bu gezilerin bir parçası olduğunu varsayıyordu. Dave’in tatlı dili ve yatıştırıcı gülümsemesiyle geceyi o ana kadar hızlıca geçirmişti.

Kaşığını çorbasına daldırdı. Maceraperest bir karar verip havuçlu-zencefilli çorbayı istemediğinden dolayı kültürsüz görünmekten kormuş, Dave’e yan bir bakış atarak kremalı domates çorbası söylemişti. Dave de bir salata söylemişti. Daha gelmemişti, bu da bakışlarını Beth’e yoğunlaştırmasına zaman tanıyordu. Beth kaşığını bıraktı.

“Lütfen,” dedi David, “Başla. Beni bekleme.”

“Tadına bakmak ister misin?” dedi Beth. Dave’in, ikisinin tam ortasında, tabağında düğümlenmiş saça hamle edeceğini umuyordu. Hatta saç tabağının ona ait olduğu anlaşılmıyordu, ama garson yemekleri getirdiğinde – güvercin antresinin sonradan gelecek olmasına rağmen – ona doğru eğilmiş ve iyi dileklerini sunmuştu. Beth birden heyecanlanarak güvercinin düşünüdüğü küçük bir kuş değil de bir tabak saç olmasına ihtimal verdi.

“En azından birini denemelisin.” dedi umutla.

Dave kafasını iki yana salladı. Hala gülümsüyordu, ama bakışları Beth’in dudaklarına inmişti. Yani ya onu öpmek istiyordu (dergilerde bu tekniği okumuştu), ya da artık yemek yemesini, bir tutam saç almasını (neyle, çatalıyla mı?) ve bir yudum kırmızı şarapla mideye indirmesini, düğümlü kütlenin banyo borularını tıkayan şeyler gibi boğazından aşağı yolculuk etmesini.

Beth gözlerini saç dolu tabaktan ayıramıyordu. Unutulmuş kaşığına sığınak olan çorba, arka planda kalmıştı. Saç koyuydu, belki de siyah. Öyle bir şekilde üst üsteydi ki, şef saçından kocaman bir düğümü kesip öylece oraya koymuş gibiydi.

“Gitmek ister misin?” diye sordu David.

Aklını okumuştu sanki, ama ona baktığında, bunun samimi bir teklif olmadığını anladı. Rezervasyonlarını yaptırmak için uğraşması gerekmişti sonuçta, ikisine bir masa ayarlamak profesyonel duruşuna az da olsa etki etmiştir mutlaka. Beth’in dergilerden okuduğuna göre, erkekler bir şeyler istemekten hoşlanmazdı.
Neşeyle kafasını salladı birdenbire. Saçı yemek zorunda kalacaktı, farkındaydı. Dave izliyordu. O da farkındaydı.

Amelia Gray, Yemek (dinner) – Museum of the Weird kitabından.

Author: Ayşen Arıkazan

i like to move it move it.

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir