Wristcutters: A Love Story

Wristcutters: A Love Story 2006 yapımı bir Goran Dukic filmi. Aslında “Tom Waits filmleri” etiketiyle de incelenebilir, tabi ki bu, böyle bir etiketin olmasını istememden kaynaklanıyor da olabilir.. Dead and Lovely ile açılıyor ve şarkı filmin oluşmasına büyük katkıda bulunmuş gibi.. Yazının devamı konuyu epey bir açık etmektedir, her ne kadar öğrenince keyif kaçıracak şeyler olmasa da benden uyarması..

Filmin açıldığı sahne oldukça etkileyici.. Zia (Patrick Fugit) Tom Waits’ten Dead and Lovely’i açıyor, dağınık odasını topluyor ve hayatına bir kesik atıp yaşamın diğer tarafına geçiyor, nedeni gençlik, nedeni aşk görünümlü yalnızlık, nedeni süslenmiş bir iki anı belki, bilemiyoruz.. Yaşamını kendisi bitirenler yani bitiş düdüğünü beklemeden dünyayı terkedenler ayrı bir alanda toplanıyorlar ve belki de son düdük çalana kadar yaşamlarına devam ediyorlar.. Renkler ve gülümsemeler alınmış, hayatın görünen “sevimli” yanları diğer dünyada bırakılmış. Bu düşünce ve yaratılan dünya hoşuma gitti açıkçası, zaten intihar ederek boyut değiştiren insanların o noktaya gelmesine sebep olan eksiklik çoğu zaman gülümsemeler ve renkler değil midir?

Zia, öteki dünyada Eugene (Shea Wingham) ile tanışır.. Eugene değişik bir adamdır, göçmen bir yaşamdır, tarzı, duruşu, konuşması farklıdır ve yapacak hiçbir şeyi yoktur.. Ailesine garip bir şekilde bağlıdır, hatta o aile topluca intihar dünyasına gelmiştir, beraber yaşamaktadır. Zia, uğruna yaşamı bıraktığı sevgilisi Desiree’nin (Leslie Bibb) de intihar ettiğini ve aynı yerde olduklarını öğrenir ve onu aramak için Eugene ile yola düşer.. Yolda “yanlışlıkla” intihar dünyasına gelen Mikal’i arabalarına alırlar, Mikal intihar etmediğinden yetkilileri aramaktadır, dünyaya dönmeye çalışmaktadır.. Böylece Zia-Mikal ikilisi arayışlara sürüklenirler, belki de arayışın yolunda birbirilerini yakalarlar.. Mikal yanlışlıkla düştüğü dünyada bir şeyleri değiştirmeye çalışan, gülümsemeyenlere ters bakan başlı başına bir renktir.. Zia arayışının sonuna gelip Desiree’yi bulsa da rengini bulamadığını anlar..

Eugene’in bir iki sahnesine inanılmaz güldüm ve filme ısındım, zaten değişik bir dünya yaratılmış, Tom Waits ile süslenmiş ve akıcı bir anlatımla desteklenmişti.. Eugene karakterinin Gogol Bordello vokali Eugene Hütz’ten alınması, Tom Waits’in bir çeşit melek olması, müzik ile sinemanın birbirini iyi desteklemesine örnek olacak nitelikteydi.. Filmin sonu pek Hollywood havasında bitse de çok sevdim, tekrar tekrar izleyebileceğim filmler arasına yerleştirdim..

Author: Burak Kartal

Share This Post On

1 Comment

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir