Uykuların Doğusu: Yaratma Sancısına Tanıklık Etmek

“Bir hikâye sonsuzmuş gibi göründüğünde
kendine ulaşmış demektir.“
Hasan Ali Toptaş

Hasan Ali Toptaş, kendi deyimiyle tam olarak ne yaptığını bilmeyen, bilinç olarak adlandıramayacağımız bir bilinçle ya da bilinçsizlik kılığına bürünmüş uzak bir bilinçle eserlerini kaleme alan bir yazar. “Bir metinde her şey düşünülmüşse, her şey aklın menzilinde olup bitiyorsa o metin sağlıklı bir metin değildir.”[1]  diyen Toptaş, romanlarını tasarlamadan yazdığını, ilk cümleyi bulduktan sonra devamının geldiğini, metnin geleceğini metnin içinde düşündüğünü söyler.[2]

Uykuların Doğusu’nu, kısaca dayısının hikâyesini yazmak için masa başına geçen bir anlatıcı-yazarın, birçok hikâyeden oluşan metni olarak özetleyebiliriz. Anlatıcı-yazar, dayısının hikâyesini anlatmak için yola çıkmış olmasına rağmen, daha sonraki olaylara geçip kelimeden kelimeye seken aklını [3]  kontrol edemez ve bize dayısının hikâyesinin yanı sıra (hatta dayısının hikâyesini bir yana bırakarak) birçok hikâye anlatır. Romanda, metnin nasıl yazıldığı ve kurgulandığı üzerinde de durulur. Biz bir yandan metni okurken bir yandan da metnin yazılış sürecini okuruz. Buna bağlı olarak, Uykuların Doğusu’nda Hasan Ali Toptaş ve anlatıcı-yazarın roman anlayışını yansıtan bazı unsurlara rastlarız. Bunlar çoğunlukla Dayı karakterinin aktarımıyla okuyucuya sunulan görüşlerdir. Dayı karakterinin, anlatıcı-yazara verdiği tavsiyelerin hemen hemen hepsinin anlatıcı-yazar tarafından uygulandığını görürüz. Roman, anlattığı hikâye bakımından Dayı’nın romanı olamamışsa da hikâyenin anlatılış biçimi bakımından Dayı’nın istediği gibi bir roman olmuştur diyebiliriz.

Dayısının; “Bazı hikâyeler kendilerini bir çeşit hikâyeler topluluğu şeklinde gösterirler, onları tutup herhangi bir yöne yürümeye zorlama, neme lazım, takıl peşine git.” tavsiyesini dinleyen anlatıcı-yazarımız, daha önce de söylediğimiz gibi birden çok hikâye anlatır bize. Anlatılan hikâyeler birleşerek anlatıcı-yazarın ailesinin hikâyesini oluşturur. Bu hikâyelerin ortak ve dikkat çekici özelliği hikâyelerin kahramanlarının hepsinin bir arayış içinde olmaları fakat aradıklarını bir türlü bulamamalarıdır. Şehre büyük umutlarla gelen, yeteneklerinden ve bilgisinden bahsedilen radyoevi çalışanı, radyoevinde hiçbir işe layık görülmez. Sürekli üstlerinden iş isteyen radyoevi çalışanı sonunda bir köpeğe dönüşmeye başlar. Bu bölümde toplum normlarına uymayan birinin devlet tarafından nasıl göz ardı edildiğini, topluma göre normal (ama aslında olmadığı biri gibi olmaya) zorlandığını da görürüz. Tıpkı radyoevindeki adam gibi bir arayış içinde olan Cebrail Dede, radyoevi çalışanından farklı olarak, şehirde aradığını bulur ama bu onun iç huzurunu sağlamaya yetmez. İç huzurunu sağlayamayan Cebrail Dede bulunmayan bir kuş’un peşine düşer. Cebrail Dede’nin kuş’un peşine düşmesini de onun iç huzurunu araması olarak yorumlayabiliriz. Badem bıyıklı adam da, Cebrail Dede gibi, huzurun ve mutluluğun peşindedir. Haziran Sopası’nın sahibi kaybettiği sopa’sının peşine düşer. Hikâyenin anlatıcı-yazarı da dayısının hikâyesinin peşindeyken okuyucuya bambaşka hikâyeler anlatır.

Romanı yazarken dayısının görüşlerini göz önünde bulundurduğunu söylediğimiz Hasanım Ali (ya da anlatıcı-yazar) metin boyunca görünmeyeni anlatmak yerine onu gözle görünür kılmaya çalışır.[4]  Toptaş, Uykuların Doğusu romanı üzerine kendisiyle yapılan bir söyleşide, “İnsan gördüğü şeylerin toplamı kadar uyanık, görmediği şeylerin sonsuzluğu kadar uykudadır.” düşüncesinin romanının zeminini oluşturduğunu, bu zeminin üzerinde bulunan canlı ve cansız şeylerin de bu büyük uykudan paylarını aldıklarını söyler.[5]  Uykuyla roman arasında bir özdeşlik kurarsak, anlatıcı-yazarın uyku için söylediklerini, okuduğumuz romana uyarlayarak, sürekli sınırlarını algılayamadığımız bir hikâyenin içinde görünmeyeni anlamaya çalıştığımızı ve bu yüzden de kafamızın tıpkı bir çıfıt çarşısı gibi karıştığını söyleyebiliriz.[6]

Hem isim benzerlikleri hem de metinde yer alan Bin Hüzünlü Haz göndermesi dolayısıyla Hasan Ali Toptaş ile arasında özdeşlik kurabileceğimiz Hasanım Ali dışında metindeki bir diğer dikkat çekici karakter de Haydar’dır. Hikâyeye yön verdiğini söyleyebileceğimiz Haydar’ı anlatıcı-yazarın öteki-ben’i olarak yorumlamak mümkündür. Haydar, hikâyenin tıkandığı/durduğu yerde ortaya çıkarak anlatıcı-yazar için bir nevi yol gösterici görevi görür. Romanda hikâyesi anlatılan Hokkabaz da, romandaki önemli kahramanlardan biridir. Hokkabaz, özellikle sanat hakkındaki görüşleri ile dikkat çeker.

Biçim ve kurgunun kendisi için çok önemli olduğunu söyleyen Toptaş, romanına yarım bir cümle ile başlar ve yarım bir cümleyle de bitirir. “bir gölge gibi, masaya doğru yeniden yürüdüm” cümlesiyle başlayan roman “Sonra, dayımın hikâyesini yazabilmek için kalktım, sendeleye sendeleye, ürkek” cümlesiyle sona erer. Bu iki yarım cümleyi birleştirdiğimizde ise bu cümlelerin birbirlerinin devamı olduklarını görürüz. Dolayısıyla hikâye bittiği yerden tekrar başlar. Bu kurgusuyla roman bir daire meydana getirir ve hikâye döngüsel bir zaman içinde anlatılır. Ortası, başı, sonu olmayan hikâye sonsuzmuş gibi görünür.

Türk romanının en farklı, en yenilikçi ve en güzel romanlarından biri olarak nitelendirebileceğimiz Uykuların Doğusu, Semih Gümüş’ün de dile getirdiği gibi “tanımlanamaz, tanımlamaya çalışmanın haksızlık olacağı bir roman”[7] dır.

—————————————————————————————————————–

[1] Gürsel Korat, “Toptaş, Kendi Halince Yazıyor”, Radikal Kitap, 21 Haziran 2007.
[2] Filiz Aygündüz, “Kafka’nın Dayısının Oğlu”, Milliyet Pazar, 25 Eylül 2005.
[3] Hasan Ali Toptaş, Uykuların Doğusu, Doğan Kitap, İstanbul, 2007, s. 10
[4] Hasan Ali Toptaş, Uykuların Doğusu, Doğan Kitap, İstanbul, 2007, s. 213.
[5] Erdem Öztop, “Hasan Ali Toptaş’la ‘Uykuların Doğusu’nu Konuştuk”, Cumhuriyet Kitap, 13 Ekim 2005.
[6] Hasan Ali Toptaş, Uykuların Doğusu, Doğan Kitap, İstanbul, 2007, s. 83.
[7] Semih Gümüş, “Tanımlanması Olanaksız Bir Roman”, Radikal Kitap, 23 Eylül 2005.

Bunları da Okuyabilirsiniz

  • Benzer Yazı Yok

2 Yorum

  1. Yazıların burdaki çok önemli bir eksiği dolduruyor. Ayrıca kitaplıktan ihmal edilmiş bir Hasan Ali kitabı çıkardım sayende, hemen okuyayım diye :) yine merakla bekliyorum yeni yazını.

  2. abi benim roman incelemem varda bu kitapla ilgili romanın kahramanları kısa özeti kişilerin fiziksel ve ruhsal özelikleri kısacası;

    1. Olayın özeti
    2. Olaydaki kişiler,kişilerin fiziksel ve ruhsal özellikleri
    a) Asıl kişiler (kahramanlar)
    b) Yardımcı kişiler (kahramanlar)
    3. Olayın geçtiği yerler
    4. Olayın meydana geldiği zaman
    5. Olayı anlatan kişi (anlatıcı)
    6. Romanın dil ve anlatım özellikleri
    7. Romanın türü
    8. Romanın ana fikri
    bunlar gerekli bana yardımcı olurmusunuz

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Spam protection by WP Captcha-Free