Unutma Bahçesi
“Unutacağımız hiçbir şey kalmayana dek her
şeyi unutabilirsek Tanrı’yla karşılaşacağız ama
oraya kadar unutmayı beceremiyoruz bir türlü.”
Latife Tekin, Unutma Bahçesi
Latife Tekin, Unutma Bahçesi romanını “unutamayacağınız bir şey görüp unutmak isterseniz bir hikâye başlıyor”[1] sözleriyle müjdeler. Yavaş yavaş dâhil oluruz Unutma Bahçesi’ne. Biz bir ucundan katıldığımız Unutma Bahçesi’ni tanımaya çalışırken bahçenin sakinleri de kendi aralarına katılacak olan bir yabancıyı, Unutma Bahçesi’nin yeni bahçıvanı Cömert’i tanımaya çalışırlar.
Unutma Bahçesi “ilk hikâye”nin başladığı yerde ve şekilde başlar. Metni dikkatle okuduğumuzda Unutma Bahçesi’nin cennet bahçesi olarak yorumlanabileceğini de görürüz. Aslında Şeref, “insanın varoluşundan bu yana düşleyip özlemini çektiği erişilmez mutluluğu ifade edilecek sembolik bir ada”[2] projesiyle yola çıkmıştır. Fakat zamanla bir adaya gidemeyeceğinin bilincine varmış ve onunla aynı tavırdaki insanlarla bir arada yaşayabileceği bir Unutma Bahçesi kurmaya karar vermiştir. Şeref’in büyük ümitlerle kurduğu bahçe, insanların buraya yerleşmeleri ile beraber Şeref’in hayallerindeki bahçeden uzaklaşmaya başlar. İnsanlarla bir arada ve eşit bir şekilde yaşamayı düşleyen Şeref bir süre sonra her şeyi düzenleyen bir Tanrı konumuna yükselir hatta kendine bir elçi bile seçerek yapılması gereken işleri Tebessüm aracılığıyla bahçenin sakinlerine bildirmeye başlar.
Biz, metin boyunca farklı kişilerden bahçenin cennetle arasındaki benzerlikleri okuruz. Kimi bu bahçeye tüm suçlarının, günahlarının bağışlanacağı umuduyla geldiğini, bir mucize beklediğini söylerken kimi de bahçenin tek eksiğinin bir ırmak olduğunu dile getirir. Fakat bütün bu tanımlamalarda tek ortak özellik bahçeyle cennet arasındaki benzerliktir. Bahçedekilerin ortak bir korkuları da vardır. Bu da günün birinde bahçeye kötülüğün egemen olacağı düşüncesidir. Bir adanın karaya uzak kalması gibi onlar da toplumdan, kötülükten uzak kalmaya çalışırlar ama kötülük kaçınılmaz olarak gelip Unutma Bahçesi’ne de bulaşır.
Cömert’in gelişine kadar Unutma Bahçesi’nde yaşam ufak tefek aksaklıklara rağmen huzur içinde ve günahsız bir şekilde sürer. Fakat Cömert’in gelişiyle bahçede dengeler değişir. Cömert’i tanıdıkça onun bir bahçıvandan öte bir avcı olduğunu görürüz. O, cennet bahçesine günahlarıyla beraber gelmiştir ve “elinde silah olanın herkesin hikâyesini çalabileceği”[3] gibi Unutma Bahçesi sakinlerinin hikâyesini çalmıştır. Şeref’in arazinin sınırına diktiği, Unutma Bahçesi sakinlerinin sulayıp büyüttüğü meyve ağacının altın parıltılar saçan tek meyvesini de Cömert koparır.[4] Cömert’in Unutma Bahçesi’ne günahlarıyla gelmesini ve bahçedekilere günahını bulaştırmasını da cennetin yitirilmesi olarak yorumlayabiliriz. Bundan sonra hikâye yeni bir boyuta geçer. Cennetin yitirilmesi ile dünyanın sonuna kadar sürecek olan sınav başlar. İnsan, masumiyet ve mutluluğunu yitirir. Kendisini Auschwitz, Hiroşima, Vietnam, Maraş ve Sivas katliamlarının olduğu bir dünyanın içinde bulur. Kişinin, cennete dönmesi, bu dünyada karşılaştığı tüm kötülüklere rağmen delirmemeyi başarıp masumiyetini korumasına bağlıdır.[5] Bunu gerçekleştirebilmesinin tek yolu ise unutmaktır.
[1] Latife Tekin, Unutma Bahçesi, Everest Yayınları, İstanbul, 2008, s.18.
[2] A. g. e. s. 265.
[3] Oylum Yılmaz, “Kapak”, Radikal Kitap, 1 Ekim 2004.
[4] Latife Tekin, Unutma Bahçesi, Everest Yayınları, İstanbul, 2008, s. 246.
[5] A. g. e. s. 275.

Son Yorumlar