The Way Back

Dikkat: İzlemeden Okuma! Bu yazı filmin sürpriz sayılabilecek gelişmelerini de içermektedir.

Sovyet Rusya’ya bağlı Sibirya çalışma kampından kaçan altı esirden üçünün 4000 mil yürüyerek Hindistan’a varmalarının gerçeğe dayanan öyküsünü anlatıyor Peter Weir. Filmin hemen başında bu üç kişiden bahsedildiği için yolda verilen kayıplar, ayrılan yollar filmin sürprizi değil. Film, Janusz’un (Jim Sturgess) karısının, işkence sonucu kocasının casus olduğunu itiraf etmesiyle başlıyor. Janusz, çalışma kampına getirildiği andan itibaren de kaçış planları yapıyor. Karısını, yaşayacağını düşündüğü vicdan azabından kurtarmak gibi bir gerekçeyle de bu konuda oldukça hırslı ve yol gösterici davranıyor. Sonuçta çölleri, dağları aşarak yıllar sonra evine dönüyor.

Film, Janusz’un hikâyesini merkeze alıyor gibi görünse de aslında pek öyle değil. Yola çıkıldıktan sonra her karaktere eşit mesafeyle yaklaşıyor yönetmen, sadece biz Janusz’u önceden tanır gibi olduğumuzdan gözümüz onun üzerinde oluyor. Janusz dışında kimsenin hikâyesini pek bildiğimiz yok, birinin resim çizdiği, diğerinin hırsız olduğu, bir diğerinin birini öldürdüğü ya da muhasebeci olduğu gibi bilgileri, yolda aralarına katılan Irena (Saoirse Ronan) adlı genç kızın varlığı sayesinde bir parça öğreniyoruz. Ama yönetmenin onların kim olduklarıyla çok da ilgilenmediğini düşünüyoruz, karakterler birbirlerinin milliyetlerine takılarak konuşsalar da film için asıl önemli olan, onların hayatta kalmaya çalışan insanlar olmaları. Filmin antikomünist bir söylemi de var tabi. Yıkılan bir Budist tapınağının görüldüğü, komünistlerin kiliseleri nasıl yaktıklarının anlatıldığı anlarda bu söylem iyice güçleniyor. Ama bir yandan da filmin kendi gerçekliği içinde onların antikomünist olmalarından daha doğal bir şey olmadığını da düşünüyoruz.

Sonuçta film, yer yer macera filmi klişelerine başvuruyor, yer yer de onlarla alay ediyor gibi. Ama bir yerden sonra yönetmen karakterlerine duygusal yaklaşıyor, bu duygusallık da filmin klişelere başvurmasına neden oluyor. Bunlar bir yana, senaryo kurgusunda bir hata olduğu hissi de uyandırmıyor değil. Yolculuğun başı oldukça uzun tutulurken sonu hemen bitiveriyor, bu haliyle izleyicide kar nedeniyle çok zorlu geçeceği söylenen Himalayalar yolculuğunun, en kolay kısım olduğunu da düşündürüyor.

Bunları da Okuyabilirsiniz

  • 15 Haziran 2011 -- Hanna
    Dönem filmleri çeken Joe Wright bu alışkanlıkla olsa gerek masal motiflerini kullandığı bir aksiyon filmine el atarak oyun oynamayı sürdürüyor. Hanna babası ile birlikte ormanda yaşar. Her türlü konfordan uzak olan mağaradaki bu yaşantının Hanna’nın eğitiminin bir parçası olduğunu öğreniriz. O b...
  • 11 Ağustos 2010 -- Ondine
    Syracuse adlı balıkçının ağına bir kadın takılır. Adının Ondine olduğunu söyleyen bu kadın kimselere görünmek istemez ve Syracuse’un evinde saklanır. Syracuse alkol bağımlılığı nedeniyle herkesin “soytarı” dediği şanssız bir balıkçıdır. Kızı Annie böbrek yetmezliği hastalığı çekmektedir. Böyle bir...
  • 02 Aralık 2008 -- Cassandra’s Dream
    Woody Allen sinemasında önemli bir yol ayrımına girdi ve New York'u terk etti. Ondan sonrasını zaten biliyorsunuz sanırım, Londra'dan başlayarak Barcelona'ya kadar yol aldı, bu sırada da film anlayışı ve konuları işleyiş biçimi epeyce farklılaştı. Scoop ve Match Point gibi birçok insanın sevmedi...

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

* Copy this password:

* Type or paste password here:

183 Spam Comments Blocked so far by Spam Free Wordpress

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Spam protection by WP Captcha-Free