The United States of Leland

Baktım ki tramvayda hareketlilik var, ben de bineyim dedim.

Muhakeme yetisi yaşıtlarına oranla farklı gelişmiş olan Leland, çevresinde olup bitenleri kendi değer yargılarına göre değerlendirmektedir. Ergenliğin sancılı döneminden geçen Leland’ın rutin işlerinden birisi de okul çıkışlarında kız arkadaşı Becky’nin yanına gidip onunla ve zihinsel engelli kardeşi Ryan’la eve kadar yürümektir. Becky’nin ortalıkta olmadığı günlerden birisinde Leland ile Ryan diğer günler nasıl yapıyorlarsa o gün de aynısını yaparak eve doğru birlikte yürümeye başlarlar. O sıralarda evde olan ve ufak bir uyuşturucu sekansından sonra televizyon seyreden Becky haberlerde babasını görür. Ryan ölmüştür. Leland, Ryan’ı yirmi kez bıçaklayarak öldürmüştür.

Leland’ın Ryan’ı öldürmesi kelebek etkisi misali zincirleme bir şekilde birçok kişinin hayatını mahveder. Annesi, Leland için sürekli Tanrı’ya yakarıp gözyaşı döker. Beck uyuşturucuya daha fazla sarar. Julie, Allen’la San Francisco’ya okumaya gitmekten vazgeçer. Bu durum zaten Ryan’ın ölümüne üzülen ve Becky’yi kötü alışkanlıklarından kurtarmak için uğraşıp duran Allen için başka bir darbe olur.

Gördüğümüz kadarıyla bu durumdan faydalanmaya çalışan iki kişi vardır: Leland’ın babası Albert ve yine Leland’ın ıslah evindeki öğretmeni Pearl… Tanınan bir yazar olan Albert oğlunun içinde bulunduğu durumdan esinlenerek bir roman yazmak istemektedir. Yazar olma heveslisi Pearl’ün de amacı budur. Leland’la baş başa yaptığı görüşmeleri derleyip toplayarak onun hakkında bir roman yazmak istemektedir. Leland ise tüm bunlardan habersiz, hem insanların kafalarındaki soruları yanıtlamak, hem de Ryan’ı neden öldürdüğüne dair adam gibi bir neden sunmak için yazmaya başlar. Böylece geri dönüşler sayesinde Leland’ı daha iyi tanımaya başlarız.

Kabaca “İnsanların hatalarıyla yüzleşmesi ve mevcut durumu değiştirmek adına olumlu yönde atmaya çalıştıkları adımlar” diyebileceğim bir derdi var filmin. Ama söyledikleri gibi son pişmanlık fayda etmiyor, ok yaydan çıkmış oluyor ve başkası için üzülmemizin herhangi bir yararı olmuyor. Leland cinayet sebebini “İnsanların gözlerindeki hüzün yüzünden” diyerek açıklıyor ama o hüzün en çok da kendi gözlerinde var, haberi yok.

Bağımsız veya popüler filmler için artık klişe olduğunu söylesem de pek şikayetçi olmayacağım bir karakter, ergenliğin sancılı döneminden geçen Leland. Soğukkanlı, baygın bakışlı, çoğunlukla ağır çekimde hareket ediyor ve aklına geleni içinde tutmayı sevmiyor. Büründüğü karakteri baştan sona istikrarlı bir biçimde götüren Ryan Gosling’in pek bir numarası yok ama Half Nelson’la kendisine hayran bırakmasına daha üç yıl var.

Matthew Ryan Hoge diye bir abi yazıp yönetmiş filmi. Imdb’nin söylediğine göre de bundan sonra kıyısından köşesinden bulaşmamış sinemaya. Böyle güzel bir şey yazıp yöneten insan evladı ne diye devamını getirmez, bilmiyorum. Ne yapar, ne eder, ne yer ne içer diye de merak ediyorum… İyi film The United States of Leland. Bazı filmler bana güzel bir roman okuyormuşum hissiyatı yaşatıyor. Bu da onlardan.

Author: Akin Cetin

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir