The United States of Leland # 2

Leland arkadaşını öldürdüğü için ıslahevindedir. Mahkeme süreci bitene kadar orada kalacaktır. Odasında kaldığı süre boyunca “The United States of Leland” adını verdiği deftere, Ryan’ı neden öldürdüğüne dair sorulan ve sorulacak sorulara cevap sunabilmek için bir şeyler karalamaya başlar. Aşağıdaki bölüm yazdıklarının tamamı değil elbette. Sadece bizlere bu kadarını okuyor.

Benden ne istediklerini biliyorum.

O günü hatırlamadığımı söylediğimde yalan söylemiyorum. Keşke söylüyor olsaydım, ama söylemiyorum.

Önemli olmadığını düşündüğümüz şeylerin, farkında bile olmadığımız şeylerin insanın aklına takılıp kalması çok garip. Bazen gereksizler kalıyor, önemli olanlar kayboluyor. Hiç olmamış gibi kayboluyorlar.

O günü hatırlamıyorum. Ama beş yaşımdayken babamın dondurma satın alışını anlatabilirim. Şekerli sakız gibi bir tadı vardı. Dondurmayı satan kadını anlatabilirim. Daha önce hiç benzerini görmediğim ateş rengi saçları vardı. Bugün olmuş gibi hatırlıyorum. Ama o günü hatırlamıyorum. En azından onların hatırlamamı istediği gibi hatırlamıyorum. Sıcakların ilk başladığı günlerdi. Güneşin ensemi nasıl yaktığını hatırlıyorum. Hepsi bu. Aklıma takılan bir başka şey de arkadaşımın söylediğiydi: “Hayatın bu parçalardan daha fazlasını içerdiğine inanmalısın, evlat.” Evlat dediğini de hatırlıyorum. Ama düşündüğümde kafamı karıştıran şey şu: ya birbirine uyan parçaları alamazsan?

Benden ne istediklerini biliyorum. Bir sebep istiyorlar. Kırmızı bir iple bağlayıp arka bahçeye gömmek için. Öyle derin gömüyorlar ki sanki hiç olmamış gibi. Olanlar için üzgün olduğumu söylememi istiyorlar. Annemi ya da babamı suçlamamı ya da bir filmden olduğunu ya da ona benzer şeyler işte. Veya bir kızı suçlamamı.

Becky’yi suçlamıyorum. Aramızda geçenlerden dolayı sanırım üzgün olmam gerekirdi. Sanırım ağlamam gerekirdi. Ama eminim ki ağlamaktan çoktan tükendi tüm gözyaşlarım. En son anneannemin cenazesinde ağlamıştım. Bu da akıllara kazınan anlardan. Kuzenimi hatırlıyorum. Dizinin üstünde birleşik elleriyle çok kibar gözüküyordu. Beni ağlarken görmesini istemezdim ama gözyaşlarıma engel olamadım. O zaman gözyaşlarının ölen birisini geri getirmeyeceğini anladım. Gözyaşları hakkında bilinmesi gereken bir başka şey ise seni sevmeyen birisinin duygularını değiştirmiyor. Dualar için de aynı şey geçerli. İnsanların hayatları boyunca olmayacak şeylerin olması için tanrıya dua ederken harcadıkları zamanı merak ediyorum. Bana sorarsanız şeytan tanrıdan daha mantıklı gözüküyor. En azından insanların neden şeytanı yakınlarında istediklerini anlıyorum. İşlediğimiz günahlar için bir günah keçimizin olması güzel bir şey.

Belki de tanrı insanların günahlarını affetmek için var. Hem tanrıya hem de şeytana inanıyorlar ve hangisi ile daha yakın olduklarını asla bilemiyorlar. Sanırım güçlü olma isteği insanların iyiyi isteyip de neden kötü davrandıklarını açıklıyor.

İnsan dünyayı iki şekilde görebilir. Ya bütün üzüntüleriyle ya da her şeyi içinde tutarak. Kendisi izin vermedikçe kimsenin kalbi kırılmaz.

Onu suçlamıyorum, onun hatası değil.

Ayrıldıktan birkaç gün sonra uçak biletlerini aldım. Sadece şehre ve Bayan Colderon’a geri dönmek istiyordum. Her şeyin bıraktığım gibi olmasını umuyordum. Tekrar onların çocuğu olabilmek. Onu gördüğümde bir şeylerin değiştiğini anladım. Boşanmıştı. Bütün ilişkileri boyunca Bay Colderon onu aldatmıştı. Kendisini Angela olarak çağırmamı istiyordu. O gece Becky ile olanları anlattım. Beni “Evlat” diye çağırdığını hatırlıyorum.

–         Değişik zamanlarda da olsa herkese aynı şey olur. İnsan yetişkinken daha fazla etkileniyor. Aşk acısı. Kendileri için yanlış giden şeyi açıklamaları. Ama bütün bunlar hayatın bir parçası.

–         Hatta büyük bir kısmı.

–         O yüzden hayatın bu parçalardan daha fazlası olduğuna inanmalısın, evlat.

Düşününce anladım ki, bu sözler kendisine yardımcı olmuyordu. Yardımı olmadığını bildiğim halde onun için üzüldüm. Onun için güzel bir şey yapmak istedim. Yapabileceğim hiçbir şey yoktu. Gözlerinde o eski bakış yoktu artık. Belki kendisi de kaybettiği için yoktu. Işık gibi parlayan gözlerde şimdi sadece üzüntü vardı. Sonra her yerde görmeye başladım. Yüzler farklıydı ama üzüntü aynıydı. Her gördüğümde ilk kez gibi kalbim parçalandı.

Annemin yüzünü gördüm. Babamın üzüntüsünü, annemin yalnızlığını. Sadece benim mutlu olmamı istiyordu, bütün anne ve babalar gibi. Çocuklar için hep en iyiyi isterler ama hep aynı şeyler olur. Neden bilmem ama Ryan’ın ailesinde bu daha fazla göze batıyordu.

Yolculuktan döndükten sonra Becky kardeşini almaya gelmedi. Ben de onu evine kadar götürdüm. Ertesi gün sınıfına gittim. Ona uzak durması gereken kelimeleri öğretiyorlardı. “Çilek” ya da “öpücük” gibi kelimeler değildi. Öğretmenini seviyordu. Ama öğretmeni ona küçük bir bebeğe güler gibi gülüyordu. Bu beni üzdü. Asla bir kız arkadaşı olamayacağı düşüncesi. Her şeyi biliyordu. İnsanların ona güldüğünü ya da acıdığını biliyordu. Bildiği halde bir esir gibi bir şey yapamıyordu.

New York’tan döndükten sonra hiç uyumadım. Uzanıp Bayan Colderon ve Ryan’ı düşündüm. Bazen nefes alamadığımı hissettim. Kaybolmasını istediğim o kadar üzüntü vardı ki.

O günü hatırlamadığımı söylediğimde yalan söylemiyorum. Hatırlamak isterdim ama hatırlamıyorum. Onların istediği gibi hatırlamıyorum.

Şimdi anlaşılır gibi bazı şeyler. Belki her şeyin bir anlamı var. Belki her şeyin bir sebebi var. Belki birisi her şeye kırmızı bir ip bağlayıp arka bahçeye gömüyor. O kadar derin ki sanki hiç olmamış gibi. Ama hiçbir sebep, hiçbir öfke, hiçbir özür, gözyaşı ya da dualar olmuşu olmamış yapamıyor.

En kötü bilgi insanın içinde olan iyiliktir. Genelde çok derinlerde gömülüdür. Belki kötüden korktuğumuz için bir tanrımız yok. Belki iyiden korkuyoruz. Eğer tanrı olmasaydı iyi olmak bizim elimizde olurdu. Bazen isteyerek ya da zorunlu olarak kötülük yaparız. Belki de kötülük bize iyiliğin anlamını hatırlatmak için var.

Author: Akin Cetin

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir