The Town

Dikkat: İzlemeden Okuma! Bu yazı filmin sürpriz sayılabilecek gelişmelerini de içermektedir.

Aslında yazarımız Furkan’ın ilgi alanına giren bir film Türkçe adıyla “Hırsızlar Şehri”; ancak o bu aralar çok yoğun olduğundan biraz da “Gone Baby Gone” gibi bir filmden sonra Ben Affleck “ne çekti acaba merakıyla” ben izleyip yazıyorum.

Film, Boston’ın suç bölgesi diye bilinen Charlestown’da geçiyor. Burası banka soygunlarının gündelik hayatın parçası haline geldiği bir yerdir. Hikâye de bir soygun planı ile açılır. Çetenin elemanlarından Ben Affleck’in canlandırdığı Doug Macray, az sonra gerçekleştirecekleri soygunun detaylarından bahseder. Ve hemen, her ayrıntısı zekice düşünülmüş bir soygun gerçekleştirilir. Sadece tek bir sorun vardır; banka müdürü Claire’in (Rebecca Hall) kendileriyle aynı mahallede oturduğundan haberleri yoktur. Bunu öğrenmeleri de Doug’ın hayatını değiştirecektir. Takip ettiği Claire’e âşık olacak, birlikte çekip gitme hayalleri kurarlarken tipik bir son soygun olayı gerçekleşecektir.

Gone Baby Gone ile parlak bir yönetmenlik başlangıcı yapmıştı Ben Affleck. Gerisini nasıl getireceği de merak konusuydu. The Town soyguna bakış şekliyle bildiğimiz soygun filmlerinden ayrılıyor. Soygunun sıradan bir iş, bir yaşam şekli olarak algılanması fikri hayli ilginç. Karakterlerin hiçbirinden zengin olmakla ilgili hayaller duymuyoruz, sıradan bir iş gerçekleştiriyor gibiler. Sürekli ellerinin altında olan paranın sanki onlar için çok büyük anlamı yok. Film paranın bu yönüyle ilgilenmiyor tamam, ancak başka bir şeyle de pek ilgilenmeyince özelliği olmayan sıradan bir film çıkıyor ortaya. Çünkü ne Doug’ın Claire ile neden ilgilendiğini anlayabiliyoruz, ne de çetenin geri kalanını biraz bile tanıyabiliyoruz. Doug için babasının hapiste, annesinin kayıp olduğu bir geçmiş yaratmak onu derinlikli bir karakter haline getirmiyor. Soygun da alelade bir işe dönüşünce geriye aksiyon kalıyor, film de temposunu ve çekiciliğini tamamen bu aksiyona borçlu hale geliyor. Böylece Affleck ilk filminin başarısına biraz gölge düşürüyor.

Bunları da Okuyabilirsiniz

  • 21 Haziran 2011 -- Momentos
    Biz evi olanlar (elbette, ev sahibi olamayanlarımız da dahil), bir ev içinde büyüyerek topluma karışanlar, evsizlik kavramına dair ne bilebiliriz? Sizi bilemem, ben hiçbir şey bilmiyorum. Bundan 3 sene önce ilk gözağrımız Plansekans'a yazmıştım The Saint of Fort Washington'ı. Film bittiğinde bir...
  • 24 Mart 2011 -- Press
    Film, Türkiye’nin karanlık yıllarından doksanların başında Özgür Gündem gazetesinin Diyarbakır şubesinde yaşananları anlatıyor. Haber yapmanın, gazete dağıtmanın çok zor olduğu bu zamanlarda mücadele etmek de gereklidir. Film, öyküsünün merkezine bu koşullara rağmen gazeteci olmak isteyen Fırat’...
  • 19 Ocak 2011 -- 127 Hours
    Dikkat: İzlemeden Okuma! Bu yazı filmin sürpriz sayılabilecek gelişmelerini de içermektedir. Oscar’lı Danny Boyle’dan artık yeni bir Trainspotting gelmeyeceğinin farkındaydık ancak Aron Ralston’ın bir kanyonda sıkıştığı 127 saati anlatan yeni filminin vasatlığı yine de sürpriz oldu. Aron macer...

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

* Copy this password:

* Type or paste password here:

183 Spam Comments Blocked so far by Spam Free Wordpress

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Spam protection by WP Captcha-Free