The Tourist

Gördüğüm kadarıyla çeşitli sebepler yüzünden ekip olarak gerginiz bu aralar; bir şeylere gerilip duruyoruz. Bende de var bir gerginlik, bu film yüzünden daha da gerildim.

Filmler hakkında yazarken alıp başımı gidebiliyorum. Sonra kulaklarım çok çınlıyor, uyarı belirtmeden çok “spoiler” verebiliyorum bazen, bundan kaynaklanıyor sanırım çınlamalar. The Tourist’i izlemeyi düşünenleri baştan uyarayım da ona göre bu yazıyı okusunlar ya da okumasınlar.

Bir filmi vizyona girdiği gün izlemek adetim değildir. Beni o filme çeken çok önemli bir şey olması gerekiyor. The Tourist için Florian Henckel von Donnersmarck etiketi yeterdi benim için. Zaten Johnny Depp ve Angelina Jolie hiç hazzetmediğim oyuncular. Misafirlikte mecburen yenen yemek gibi bir etkileri olacaktı üzerimde, biliyordum.

Alexander Pearce devleti ve adına çalıştığı mafyayı dolandırarak milyonlarca avro zarar vermiş bir kanun kaçağıdır. Bu sebeple hem devlet hem de mafya peşindedir ama yıllardır Pearce’ten haber alan olmamıştır. Estetik ameliyat geçirip tanınmayacak hale geldiğine dair bir söylenti dolaşmaktadır ortalıkta. Yeni görünümünün nasıl bir şey olduğunu bilmedikleri için eski sevgilisi Elise’in peşine takılmıştır devlet ve mafya.

Günün birinde Elise’e Pearce’tan olduğu düşünülen bir mektup gelir. Elise yazan direktifleri uygulayarak Venedik’e doğru yola çıkar. Peşindekileri atlatabilmek için de trende yalnız başına oturan Frank isimli bir matematik öğretmenini yem olarak kullanır.

Gerisi romantiz soslu kedi fare oyunudur.

Cidden kötü çekilmiş bir film bu. Das Leben der Anderen gibi bir şahaneden sonra gözümdeki karizmasını fena halde çizdirmiş bir yönetmendir artık Donnersmarck. (Duysa çok üzülürdü, eminim.) Kovalamaca sahnelerinden çatıda gerçekleşeni acınası bir bölümdür bana kalırsa. Frank kaçıyor, polisler ateş ediyor ama adamı öldürmemeleri istendiği için vazgeçiyorlar, Frank çıplak ayaklarıyla kiremitlere basarak zar zor ayakta duruyor, polisler peşine takılıyor. Bu bölümde öylesine bir müzik var ki gözlerimi kapatıp dinlesem perdede çok heyecanlı olayların gerçekleştiğini sanabilirdim. Ama izlerken acınası derecede komik geliyor. Aynı acınası komiklik neredeyse tüm aksiyon sahnelerinde mevcut ve kurgunun aksadığı iki-üç bölümde de devam ediyor. Dert edilmeyecek ama dalga geçilecek devamlılık hatalarıydı kurgunun aksadığı bu bölümler. Jump cut’larla ilerleyen bir bölüm olsa veya “Mtv kurgusu” dedikleri şeyle geçiştirilse hiç göze batmazmış. (Sözü edilen sahneler: 1) Frank’in çatıdan atlayıp meyvelerin içine dalması, hemen ardından polise çarpması. 2) İpe tutunarak tekneye doğru yüzmesi, hemen ardından teknede doğrulması…) Oscar kazanmış bir filmin yönetmeni ve elinde milyon dolarlık bütçesi var. Bu kadar kolay geçiştirilmemeliydi.

Ağır çekimlerle yakalamaya çalıştıkları dramatizm ve tırmandırmaya çalıştıkları gerilim, aksiyon sahnelerinde heyecan veren tek şeyin müzik oluşu, finale kadar tatsız tuzsuz ilerleyen filmin eksilerinden. Finalde de casusluk filmlerinin olmazsa olmaz numarasıyla karşılaşıyoruz ve sözüm ona dumura uğruyoruz.

The Tourist’i, uyarlandığı Anthony Zimmer ile kıyaslamadan da duramam şimdi. Anthony Zimmer başlı başlına kesinlikle kötü diyemeyeceğim bir film. Yüksek bir tempoda ilerleyen, seyircinin zekasına hakaret etmeyen, taşıdığı gerilimi ince esprilerle seyrelten iyi bir film. The Tourist’in Anthony Zimmer’dan fazlası var ama nicelik olarak, nitelik olarak değil. Artan olay örgüsü sebebiyle doğal olarak süresi uzun ve romantizm dozu yükseltilmiş. Aksiyon olarak Anthony Zimmer’ın en basit kovalamaca sahnesindeki heyecan ve gerilime bile yaklaşamıyor The Tourist. Anthony Zimmer’ın ne oldu ne bitti demeye gelmeden şak diye oturttuğu finaldeki süprizini ise gözümüze gözümüze sokuyor. Zimmer’ı izleyenler filmin varacağı noktayı zaten biliyor ama The Tourist bunu göze fazla sokunca, senaristlerinden birisi de Christopher McQuarrie olunca, herhalde farklı bir kumpasa getirecekler diye bekleyip duruyor seyirci. Farklı bir kumpasa gelmemek cidden sürpriz oluyor ama yönetmen, senarist ve filmin kendisi için iyi bir sürpriz değil bu. Neticede uyarlandığı Anthony Zimmer’ın kalitesine ulaşamazken, cafcaflı paketiyle de kötü bir seyirlik sunuyor The Tourist. Dışarıdan bakınca ilgi çekici ama içine girince tezgahındakilerin küflenmiş, çürük, ekşimiş şeyler olduğunu fark ediyorsunuz.

Author: Akin Cetin

Share This Post On

2 Comments

  1. Sevgili Akın yazında gerginliği çok usturuplu bir seviyede tutarak kibarlık yapmışsın :)
    Cuma günü 4 kişi bu ne olduğu belli olmayan gösterime girme gafletinde bulunduk. Cuma gecesi de dahil olmak üzere şu ana kadar bu filmin eleştirisini yazıp yazmama fikirleri arasında gidip geldim. Sonra senin yazını okuyunca rahatladım. Ben yazsaydım senin kadar kibar olamayacaktım.
    Bilinçli olarak kendilerinden nefret ettirmek ve berbat bir iş yapabileceklerini göstermek istercesine dizayn edilmiş bir garip ŞEY. (eser yazamıyorum)
    Çok merak ediyorum bu ŞEY hakkında olumlu bir şeyler duyacak mıyım veya okuyacak mıyım.

  2. Biraz frenledim kendimi abi. Argoya kaçınca kızıyorlar bazen, sonra çok dallanıp budaklanıyor mevzu. Ceren Şirin’e selam olsun :)

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir