The Stoning of Soraya M.

Dikkat: Bu yazı filmin sürpriz sayılabilecek gelişmelerini de içermektedir.

İran’ın köylerinden birinde arabası bozulan bir gazeteci, gazeteci olduğunu anlayarak yanına gelen Zehra’nın anlattıklarını dinler. Yeğeninin bir gün önceki katledilişini ayrıntılarıyla anlatan Zehra, kendi sesini ve Soraya’ya verdiği sözü tutarak yeğeninin cinayetini tüm dünyaya ulaştırır.

1986 yılında İran’da yaşanan gerçek bir recm olayını anlatıyor film. Ali karısı Soraya’dan başka bir kadınla evlenmek için boşanmak ister, ancak Soraya çocuklarının geleceği için boşanmaz. Ondan kurtulmak için bir komplo hazırlanır, Ali’nin başı çektiği, molla Hasan’ın yandaşlık yaptığı bir grup tarafından Soraya’nın kocasını aldattığı dedikodusu çıkarılır. Bunun da cezası recmdir. Böyle bir –gerçek- hikayeyi anlatmanın çok önemli olduğunu düşünüyorum, ama ne yazık ki bu şekilde değil. Yönetmen Soraya’nın taşlanmasının cazibesine keşke bu kadar kapılmasaymış, sinematografik olarak keşke recm sahnesini bu kadar çekici bulmasaymış diye düşündüm filmi izlerken. Kadının müzik eşliğindeki yavaş yavaş ölümünü izletmek, atılan her taşı hissettirmek yerine, yani taşlanma kısmını uzun uzun vermek yerine Soraya’nın oraya getiriliş süreciyle ilgilenseymiş. Sanırım kurbanın yüzüne bakmak yerine katili deşifre etmenin gerekliliğine inanıyorum. Çünkü hissedilen acıma duygusu ve üzüntü yerine öfke olmalı. Bu film de ancak o zaman başarılı olurdu benim için, kızgın kocanın ve mollanın kötülükleriyle kandırdıkları insanlar olmalarından başka bir şeydiler çünkü o eli taşlı insanlar. Onlar bunu nasıl böyle meşru hale getirdiler, hangi gözü dönmüşlükle ellerindeki taşları birbirilerine vurarak bir kadını ölüme gönderdiler? Bunların ve Soraya’nın taşlanmadan önce sorduğu “Bir insana bunu nasıl yaparsınız?” sorusunun cevaplanma çabası filmde yok.

Dünyanın pek çok yerinde başka türlüsü de olsa kadına yönelik şiddet devam ediyor. Üstelik çok uzaklarda değil kendi ülkemizde her gün bir yerlerde bir kadın, eline silahı/taşı alan erkeklerce öldürülüyor. Bu nedenle bu türden filmlerin önemine inanıyorum. Daha fazla, ama daha iyi örnekleriyle kadına uygulanan şiddet perdeye taşınmaya devam etmeli. Çünkü hem Ali’nin sandığı gibi “Bu dünya erkeklerin değil!” hem de “Bir insana bunu nasıl yaparsınız?” sorusu peşinden koşmayı gerektirecek kadar değerli bir soru.

Author: Nezaket Kartal

Share This Post On

1 Comment

  1. yorumlarınıza, anlatımınıza genel olarak katılıyorum. filmde o sahneye çok odaklanılmış; bunun birçok nedeni olabilir, bu sahne filmdeki en can alıcı ve en üzücü sahneydi bana göre. Bu odaklanmanın kesinlikle amaçsız, nedensiz olduğunu düşünmüyorum. filmi bu şekilde vermek; izleyen insanlarda aynı çaresizliği adım adım yaşatma isteği ve/veya filmin daha çok konuşulmasını sağlama isteğidir diye düşünüyorum. Umarım ikincisi maddi kaygılardan kaynaklanan bir neden değildir. İzleyiciye; taşlanmak için götürülen kadının çaresizliğinin ve hakikat her ne olursa olsun sonucu değiştiremeyeceğinin, yalnızca erkeklerin çıkardığı taş sesleriyle recm edileceği yere götürülerek anlatılmasının, izleyicinin empati kurması ve olayları içinde yaşaması açısından çok doğru bir yol olduğunu düşünüyorum. Bir olayın böylesine bir gerçeklikle, çaresizlikle ve kimsesizlikle anlatılması sinemanın ne kadar güçlü bir araç haline gelebileceğini de gösteriyor bence.

    Şunu söylemeden edemeyeceğim; izleyen herkes gibi çok çok kötü hissettim, var olduğunu bildiğimiz ancak şahit olmadığımız bir gerçeği görmek mahvetti beni.. bu gerçeği bilmek aslında bu gerçeği kabul etmek değilmiş diye düşünüyorum.. kahroldum ne diyeyim..

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir