The Rules of Attraction

Henüz lisedeyken başyapıtı sayılan American Psycho’yu okumaya çalışıp beceremediğim (Fatih Özgüven çevirisine rağmen) bir yazarın romanından uyarlanmış 2002 yapımı bir film ‘Çekim Kuralları’. Kitabın ülkemizde bilinen ismini tercih etmeyerek ‘Kural Ötesi’ olarak çevirmişler; içlerinde bulundukları sefil dünyanın aldatıcı ve çılgın hazlarıyla tatmin olmaya çalışan karakterler, fonda ‘tüketim toplumu’na yönelik mesajlar, biraz nihilizm, fazlasıyla materyalizm. Ellis kitaplarını yamuk bir sırayla okuduğumdan, tüme hâkim olabilmem ancak okuduklarımın üzerinden geçmekle mümkün olabilirdi. Bunu yapma fırsatını geçen yıl yakaladım. Yazarın ilk romanı olan Less Than Zero (Sıfırdan Az), yazıldıktan iki sene sonra 1987’de filmi çekilmiş bir kitaptı. Açıkçası kişisel görüşüm, Ellis’in ‘hastalıklı’ denebilecek kadar karmaşık zekâsını, yazın alanındaki gücünü hem kendine hem topluma kanıtlama uğraşıydı bu.  Ellis, kitabı da kitaptan uyarlama filmi de çok sevmediğini, hatta biraz utanç verici bulduğunu söylüyor. Romanlarında ana-karakterin çevresinde gezinen dikkat çekmeyen yan karakterler, bir başka kitapta Ellis’in kafasındaki önem derecesine göre, belirirler; Ellis gözün erişemediği kör noktadan başka bir açı yaratır.

The Rules of Attraction Ellis’in ikinci romanı. Diğerleri sırasıyla; başyapıtı American Psycho, kısa hikâyelerden oluşan The Informers, Glamoroma ve tüm kitaplarının bir harmanı olan Lunar Park. Antrparantez: Bret Easton Ellis bizzat kendisi zengin bir aileye mensup; öğrenim hayatı pek de başarılı olmayan haylaz bir bireymiş dendiğine göre. Kitaplarında kimi zaman maksadını aşan bir anlatım kullandığı, kadını metalaştırıp şiddeti meşrulaştırdığı, cinselliğin sınırlarından gezindiği söylenir. Kanımca Sex & Drugs & Rock’n Roll diye özetleyebileceğimz MTV gençliğinin amaçsız yaşamlarına dalmakta, onları ifşa etmekte ve kendisinin de geçtiği yollardan geçenleri, geçecek olanları uyarmakta, kısacası bir tüketim toplumu eleştirisi yapmaktadır.  Beis görmüyorum, zaten kendisi de bir biseksüeldir, yine, uyuşturucu deneyimleri olduğu bilinmektedir ve demeliyim ki Ellis, bu ortamı bilmektedir. Hatta  son bir ekleme: 2007 senesinde Jan Kounen tarafından sinemaya aktarılan 99 Francs’ın yazarı Frédéric Beigbeder’in de idolü olarak gösterilir. 99 Francs reklamcılık sektörüne ve yüksek yaşam standartlarına sahip reklamcıların uçlarda gezen yaşamlarına değinen, özellikle American Psycho ile benzerliği gözden kaçmış bir filmdi.

Nihayet The Rules of Attraction’a dönersem, kadrosunda James Van Der Beek, Shannyn Sossamon, Jessica Biel, Ian Somerhalder gibi ünlü isimleri bulunduran film yönetmen Roger Avary’nin elinden çıkma. Konusu da şöyle: seks, uyuşturucu, çılgın partiler. Her şeyin merkezinde gırtlaklarına kadar mutsuzluğa bulaşmış kolej öğrencileri. Elbette intihar, elbette suç, elbette ikili ilişkilerin -samimiyetle söylüyorum- ‘yabancı kaldığımız’ bir toplumda nasıl işlediğine dair ipuçları, farkındalık, sosyal olmaya zorlanmış bireyin çöküşü. Ellis bu suç karnavalına maddî imkânları elverişli olmasına rağmen kendilerinde ciddi eksiklikler hisseden olgunlaşmamış bireyleri yerleştirerek bir çözüm gösteriyor mu bilinmez, belki de sadece göstermek istiyordur.

İleride karşımıza sıyırmışlığın kalesi olarak çıkacak Patrick Bateman karakterinin inşası buradaki Sean Bateman’dan başlıyor. Bateman parasız, kararsız, hafif deli bir genç adam. Çevresindeki zengin züppelere ayak uyduramaya çalışma derdinde, torbacılık bile yapıyor. Filmin en kompleks karakteri ki kendisini Dawson’s Creek’in sümsük Dawson’ı James Van Der Beek canlandırıyor. En az Christian Bale kadar psikopat James Van Der Beek, en az onun kadar başarılı ve rolünün hakkını veriyor. Bekâretini kafaya takmış kırılgan, yalnız  Lauren Hynde rolünde Shannyn Sossamon; Lauren’in uyuşturucudan beyni sulanmış oda arkadaşı rolünde Jessica Biel tatminkârlar. Latent homosexuality (gizli eşcinsellik) Paul Denton karakterinde vücut buluyor ve onu da Ian Somerhalder yüklenmiş. Bir ileri-iki geri temposu, sanki biraz fazla tutulmuş flashbackler filmi okumayı zorlaştırsa da asıl değinmek istediğim konu tüm karakterleri derinden etkileyen  ortak kavram: Farkındalık. Bu farkındalığın kısmî olduğunu, karakterlerimizin huylarından, alışkanlıklarından ve doğrusu yenilgilerinden çabucak ders almadıklarını da eklemeliyim. Ellis’in dünyasında kazananlar uyuşturucu satıcıları ya da üniversite hocaları oluyor çünkü.

Başlı başına bir kült olan filmi izledikten sonra durup sesli düşünüyorum: Eşcinselliğin ve daha pek çok şeyin hala tabu olarak kabul gördüğü ülkemizde, çılgın deneyimlerini ağız dolusu kahkahalarla anlatan bireylerle dolu bir film çekilse, uyuşturucu, içki, kuraltanımazlık gırla gitse ne olur? “Din elden gidiyor” mu dersiniz, toplum çöküyor’lar mı dersiniz.. kısacası, çekilmesine ihtimal versem de,  ‘pop-kültür eleştirisi’ olarak algılanacağına ihtimal veremiyorum. Sanırım hazır değiliz ve hiçbir zaman da olmayacağız, durum özenilesi diye değil, biz sanki biraz tepkisizliği seçtiğimizden.

Evet, üst tabakayı sosyal bir artık olarak lanse etmekten kendisini kurtaramayan Ellis, yazdıklarını çok iyi etüd etmemiş ellerde, sonuçtan memnun olduğunu söylese bile, oluşan kalıcı antipatiden sıyrılamıyor. Belki de sadece şunu hatırlatıyor: Ellerimizle kurduğumuz bu dünyayı yine biz batıracağız.

Author: Fırat Aydın

Share This Post On

2 Comments

  1. Patrick Bateman’ın nasıl Patrick Bateman olduğu kafamda şimdi yerine oturdu. Ellerine sağlık, güzel bir yazı olmuş.

  2. çok gıcık bir film sadece ianın hatrı için izledm.o filmde bnde olabilirdm ama istemedm çünkü aşırı şey

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir