The Nimrod Flip-Out

Avi Pardo ne çevirse okurum. Charles Bukowski, John Fante gibi isimlerden sonra, genç İsrail’li yazar Etgar Keret’in Nimrod Çıldırışları’nı da çevirdiğini görünce, zaten okumak istediğim kitaba olan ilgim, katlandı da katlandı. Aldım kitabı, 2 kere okudum; sonra bir süre bir arkadaşımın okuması için nadasa bıraktım, diyeceksiniz ki “e okumuşsun, daha ne?”, ama öyle özgün, nükteli ve enfes öyküler var ki kitapta, başucu kitabınıza dönüşüyor, bir öyküsünü okuyayım da öyle yatayım diyorsunuz. Valla.

Parantez Yayınları’ndan çıkan baskısının kapak tasarımı şahane. Kitaba adını veren Nimrod Çıldırışları, kitabın ikinci öyküsü. Zaten toplamda da 32 öykü var, asla sıkmayan, yormayan, düşündüren öyküler bunlar. Şişko ile başlayıp, İkinci Fırsat ile sonlanıyor kitap. Nick Hornby espritüelliğine karışmış Tristan Hawkins alaycılığını, Ingvar Ambjörsen sarsıcılığı ile sunuyor sanki Etgar Keret. Daha önce eşine rastlanmamış bir rahatlığı var. Din, sanat, seks, alkol, yortular, kadın-erkek ilişkileri, uyuşturucu, mutsuzluk, yalnızlık, kaybedenler, kazandığını sananlar ve dahası: Keret’in absürd diline, anlatımına eklenmemiş bir malzeme yok. Bukowski’deki o serseri, beğeni kaygısı taşımayan ve teklifsiz duruş var Keret’in cümlelerinde.. Elbette ki bu yazıda olgunluğun ve ustalığın bir göstergesi. Arkaplanında uzun ve ‘hummalı’ (demezsek olmaz) bir çalışmanın, pratiğin olduğunu anlıyorsunuz. Belki Keret’e usta demem size çok doğru gelmeyecek, belki de benim abarttığımı söyleyeceksiniz; haklısınız. Fakat her okurun bir kitaptan beklediği bazı şeyler vardır. Ben rahatlık bekliyorum. Rahat yazarak da karmaşık olan anlatılabilir gibime geliyor. Belki de bu yüzden Proust’a hep saygı duyup, asla onu anlayamayacağım.

Keret, bilinç akışını yazdıklarının her yerine yayabiliyor. Modern, melankolik, komik, çılgın, orijinal ve son kertede ‘tuhaf’. Yüzümde acı bir tebessümle vay-be etkisi yaratan “Şişe” isimli öyküsünü buraya alıntılamak ve Keret’i Tramvay Durağı’na eklemek gerçekten önemli benim için:

İki arkadaş barda oturuyorlar. Biri üniversitede bir şeyler okuyor, diğeri günde bir kez gitarını eline aldığı için kendini müzisyen sanıyor. İkişer bira içmişler bile, en az iki tane daha içmeyi planlıyorlar. Üniversite öğrencisinin canı sıkkın, çünkü kaldığı evi paylaştığı kıza âşık ama kızın her gece onlarda kalan ensesii kıllı bir sevgilisi var ve sabahları mutfakta karşılaştıklarında kızın sevgilisi ona seni-anlıyor-ve-senin-için-üzülüyorum bakışıyla bakıyor ve onun canını daha da sıkıyor. “Başka yere taşın,” diyor kendini müzisyen sanan tip -bu müzisyen, bu tür çelişkili durumlardan sıyrılmakla ünlü. Birden, konuşmanın ortasında, o güne kadar görmedikleri at kuyruklu sarhoş bir tip yanlarına gelip arkadaşını, müzisyeni, şişeye sokacağına dair yüz şekel bahse girmeye hazır olduğunu söylüyor. Üniversiteli tip hemen kabul ediyor, çünkü, gerçekten, hayli aptalca bir bahis önerisi bu. Ama at kuyruklu tip müzisyeni birden Carlsberg şişesin içine sokuyor. Üniversiteli tip ciddi bir para sıkıntısı içinde, ama bahis bahistir, yüz şekeli ödüyor ve duvara bakarak kendine acımaya başlıyor. “Söyle ona,” diye bağırıyor şişedeki arkadaşı, “çabuk, gitmeden!” “Ne söyleyeyim?” diye soruyor kolejli tip. “Beni buradan çıkarmasını, hemen, hadi!” Ancak üniversiteli tip duruma uyanıncaya kadar at kuyruklu tip gitmiştir.

Üniversiteli tip hesabı öder, şişenin içindeki en iyi arkadaşını alır ve birlikte at kuyrukluyu aramaya çıkarlar. Kesin olan bir şey varsa o da at kuyruklunun kafayı tesadüfen çekmediğidir, adam profesyoneldir. Bu yüzden bir bardan ötekine giderler ve gittikleri her barda bir içki daha içerler, boşuna gelmiş olmamak için. Üniversiteli tip içkileri kafasına diker ve içtikçe kendine daha çok acır. Şişedeki tip kamışla içer, başka seçimi de yoktur zaten.

Sabahın beşinde, at kuyrukluyu kumsala yakın bir barda bulduklarında ikisi de kör kütük sarhoştur. At kuyruklu da öyle, şişe meselesi için çok üzülür. Hemen özür diler ve müzisyeni şişeden çıkarır. Çocuğu şişede unuttuğu için özür diler, kendini affettirmek için onlara içki ısmarlamaya karar verir, son bir içki. Biraz konuşurlar ve at kuyruklu tip bu numarayı Tayland’da tanıştığı bir Finli’den öğrendiğini ve bu numaranın Finlandiya’da çocuk oyuncağı sayıldığını söyler. O numarayı öğrendikten sonra at kuyruklu ne zaman içmeye çııksa ve parası bitse biriyle bahse girip yolunu bulmaktadır. At kuyruklu, müzisyeni şişede unuttuğu için kendini öyle kötü hisseder ki onlara numaranın nasıl yapıldığını öğretir. Nasıl mı yapılıyor? Kaptıktan sonra şaşıyorsun ne kadar kolay olduğuna. Üniversiteli tip eve vardığında güneş yükselmeye başlamıştır. Anahtarını kapıya sokmak üzereyken kapı açılır ve karşısında ensesi kıllı sevgiliyi bulur, duşunu almış, traşını olmuş. Kıllı-ense aşağı inmeden önce kız arkadaşının sarhoş ev arkadaşına onun-yüzünden-gidip-kafayı-çektiğini-biliyorum bakışıyla bakmayı başarır. Üniversiteli tip usulca odasına girip ev arkadaşına bir göz atma fırsatı bulur -yatağındadır, yorganın altında ağzı yarı açık uyumaktadır. Farklı bir güzellik vardır şimdi yüzünde, dingin. Bazı insanların yüzüne sadece uykuda vuran türden bir güzellik, herkesin değil ama. Ve bir an için onunla konuşmak gelir içinden, onu şişeye sokup yatağının yanında tutmak, turistlerin Sina’dan getirdikleri içinde renkli kum bulunan şişeler gibi, karanlıkta yalnız uyumaktan korkan çocuklar için açık bırakılan küçük gece lambaları gibi.

Author: Fırat Aydın

Share This Post On

7 Comments

  1. çok güzel bir öyküymüş bu, yazın da çok güzel olmuş eline sağlık.

  2. Kitabı heyecanla okudum ama Avi Pardo’ya rağmen yazarın çeviride epeyce kaybettiğini düşünüyorum. Bana son derece basit geldi ve maalesef bu basitlik “hayran olunacak” sadelikle alakalı değil. Ayrıca İsrailliler ciddi anlamda bir isim problemi yaşıyorlar, bu kadar kötü isimler nasıl ortaya çıkmış anlamıyorum, Uzi, Ari falan nedir bunlar, nasıl koyar insan çocuğuna :)

  3. hatırlattın bana kitabı bi daa mı açıp okusamm…

  4. “Rahat yazarak da karmaşık olan anlatılabilir gibime geliyor. Belki de bu yüzden Proust’a hep saygı duyup, asla onu anlayamayacağım.” cümlenize katılıyorum =) ayrıca öyküyü de çok sevdim , edinmeli bu kitabı . tşk

  5. ya bencede kitap çevrilirken çok şey kaybetmiş olmalı ki çok basit yani bir heyecan felan yok yanii hiç hayran olmadım çok saçma bir kitap olarak tanımladım ben

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir