The Kids Are All Right

Dikkat: İzlemeden Okuma! Bu yazı filmin sürpriz sayılabilecek gelişmelerini de içermektedir.

Jules (Julianne Moore) ve Nic (Annette Bening) iki çocuklu lezbiyen bir çifttir. Yapay döllenme yoluyla çocuk sahibi olmuşlardır. Çocuklardan biri babasını merak eder ve babanın kimliği açığa çıkar. Baba, organik tarımla uğraşan, restoran sahibi Paul’dür (Mark Ruffalo). Paul tek gecelik ilişkiler kurar, üniversiteden ayrılmıştır, Jules ve Nic ailesi için biraz aykırı bir kişiliktir. Onun aileye girip çocuklarla zaman geçirmeye başlaması, bu parlak ailenin de çözülmeye başlamasına neden olur.

Film çok modern, duyarlı bir ailenin hikâyesini anlatırmış gibi görünüyor. Jules ve Nic en küçük sorunda çocuklarını karşılarına alan, aralarında her şeyi konuşan bir çifttir. Nic daha baskıcı, Jules daha özgürlükçü bir annedir, birbirlerini dengeler gibi görünmektedirler. Ancak çiftin bu hallerinin tamamen sahte olduğu Paul’ün varlığıyla ortaya çıkar. Film bunu bilinçli mi yapıyor, yönetmen gerçekten bu demokratik ailenin maskesini düşürdüğünün farkında mı, bilmiyorum. Jules ve Paul gizli bir ilişki yaşamaya başlarlar ve bu ortaya çıkar çıkmaz Jules, Paul’ü başından atar. Aile tarafından ise aileyi parçalayan bir canavar gözüyle bakılır Paul’e. Jules, yanında çalışan ve ilişkisini gülerek bildiğini ima eden Meksikalı bir bahçıvanı kovar, kolayca uyuşturucu bağımlısı olduğunu söyleyebilir. Filmin sonunda ise “aile kutsaldır ve ne olursa olsun varlığı devam etmelidir” kararı çıkar.

Film hakkında kafam karışık, gerçekten demokratik ve farklılıklara duyarlı bir ailenin “sözde” duyarlılığını mı anlatıyor; farklı da olsa aile ailedir ve aynı kuralları dayatır mı, diyor. Yoksa Hollywood, aile yapısının değiştiğinin farkında ve aynı gelenekçi bakışla yeni aileleri mi sahipleniyor. Umarım ilkidir, yoksa dar kafalı ve ayrımcı haliyle bu film çekilir şey değil.

Author: Nezaket Kartal

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir