The Good Heart

Buzdan Hayaller’i (Nói albínói) ile sevdiğimiz Dagur Kári’nin Amerika’da İngilizce çektiği ilk film “İyi Yürek”. Lucas (Paul Dano) sokakta yaşayan, kendi deyimiyle modern hayatla hiçbir ilgisi olmayan, iyi yürekli bir gençtir. Jacques (Brian Cox) ise beş kez kalp krizi geçirmiş öfkeli, bencil, kaba bir adamdır. Bu ikilinin yolları aynı hastane odasında kesişir. Jacques’ın öldükten sonra barını bırakabilecek ne ailesi, ne bir arkadaşı, ne de bunlara sahip olma isteği vardır. Lucas’ı yanında kalmaya ve barda birlikte çalışmaya ikna eder. Sıkı kuralların uygulandığı bu bara ve hayata Lucas’ın girmesiyle elbette iki karakter için de değişim başlayacaktır.

Dagur Kári ilk filminden beri tutunamayanları anlatıyor. Buzdan Hayaller’de İzlanda’dan, Tutunamayanlar’da (Voksne mennesker) Danimarka’dan bir hikâye anlatmış ve iki filminde de özgün olmayı başarmıştı. Oysa Amerika’ya gidince yönetmenin hem karakterleri hem de hikâye anlatışı özgünlüğünü yitirip sıradanlaşmış. İyi ve kötü arasındaki zıtlıktan çıkardığı öykü, vasat bir Amerikan bağımsız yapımına dönüşmüş. Ara sıra parlayan muhteşem diyalogları da önceki filmlerine göz kırpmaları da kurtaramamış yönetmenin bu filmini. Hem öyle bir sona doğru yuvarlanıyor ki film, bu son önceden seziliyor (aslında sezgiden daha fazlasıyla kolay tahmin edilebilir hale geliyor) ve “yapma lütfen bunu sen yapma” diye çığlık atabiliyor izleyici.

Dagur Kári, filmin sonunda onu sevmemizi sağlayan ilk filmine yaptığı göndermeyle hem kendine hem de Nói’ye haksızlık etmiş. Çok iyi oyunculuklar ve güzel müziklerle bizi kandırabileceğini düşünmüş, oysa ondan beklediğimiz filmler bunlar değil. Hep aynı soru film boyunca aklımdaydı; Amerika’da bu hikâyeyi anlatacak yüzlerce yönetmen yok muydu?

Bunları da Okuyabilirsiniz

  • 08 Mayıs 2012 -- Alma
    Pixar çalışanı, pek çok animasyonda emeği geçmiş İspanyol sanatçı Rodrigo Blaas'ın yazıp yönettiği, Fransız animatör Bolhem Bouchiba'nın elinden çıkmış bol ödüllü ve  sinir bozucu bir 'kısa' Alma. Fikir muhakkak güzel; ruh ile, ruh çalma ile, ruhu yitirme ve kandırılma ile özetlenecek kadar d...
  • 14 Şubat 2012 -- The Third & The Seventh
    Ricamdır: Bu filmi izleyiniz. 2010 başı gibi, pek çok interaktif alanda adına 'bilgisayar tabanlı görselleştirme' denen bir teknikle çekilmiş yaklaşık 12 dk'lık bir yapım paylaşıldı, konuşuldu, tartışıldı. Asıl adı Jorge Seva olan fakat bireysel çalışmalarında Alex Roman mahlasını kullanan, m...
  • 10 Şubat 2012 -- Last Day Dream
    "Her filmim, bir tek filmin parçası." Abbas Kiyarüstemi Kısa film, yaklaşık 20 dakika olan ya da daha kısa süren film anlamına geliyor olabilir. Ancak Last Day Dream, yalnızca 42 saniyelik bir film. Böyle insanın sıkışıklığını, mecburi geçiciliğini anlatan işleri ilgiyle takip ediyor, ısrarla se...

One Comment

  1. Benim de pek sevdiğim bir yönetmenin pek sevemediğim bir filmi oldu bu. İkili arasına kara kedi gibi girmekten başka bir işlevi olmayan April’ın sonunu merak ettim.

    Dagur Kari bu filmle ilgili 1998 yılında notlar almaya başlamış. Aslında ikinci filmi bu olacakmış ama sinema eğitimi aldığı Danimarka’da Voksne Mennesker’i çekmek daha önemliymiş sanırım. Buna benzer bir şeyler söylemişti. Ve üç filminin de farklı dillerde çekilmiş olmasının önceden planlanmamış bir şey olduğunu söyledi. New York, sürekli gittiği bir yermiş. Sıradaki filmini orada çekmek istemiş. Brian Cox’un canlandırdığı Jacques karakterini Tom Waits’in oynaması planlanıyormuş fakat araya menajerler girince olmamış. “Bizim orada oyuncuyu arayıp konuşursunuz. Rolü kabul ederse gelir ve çekimlere başlarız. Amerika’da farklı bir büroksasi işliyor”

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

* Copy this password:

* Type or paste password here:

183 Spam Comments Blocked so far by Spam Free Wordpress

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Spam protection by WP Captcha-Free