The Good Girl

Justine, 30 yaşında güzel bir kadın. Kendini bildi bileli aynı limana demir atmış, bekliyor. Bir zamanlar sevdiği genci yalnız bırakmamak için bulunduğu kasabayı terk edip üniversiteye gitmemiş. Şimdi kocası olan o gençten tiksiniyor. Kendi deyimiyle “sonsuzluk ve bir gün”dür çalıştığı markette kasiyerlik yapıyor. Otomatiğe bağlamış, ev ile iş arasında mekik dokuyor. Oldukça monoton bir hayatı var. O monoton günlerden birisinde markette yeni bir çocuk görüyor. Kısa zamanda tanışıyorlar. Çocuk 22 yaşında. Ergenliğin ortak paydası olan sancılı süreçten geçiyor. “Çavdar Tarlasında Çocuklar”ı elinden düşürmüyor. Kimsenin onu anlamadığını düşünüyor. Doğal olarak da kendisini “Holden” diye çağırmalarını istiyor.

Justine, monoton yaşamına biraz olsun farklılık getireceğini düşündüğü için Holden’la takılmaya başlıyor. Aslında bunu tam olarak neden yaptığını kendisi de bilmiyor ama yaptıklarını kimse bilmeyince herhangi bir sorun çıkmayacağını düşünüyor. Belli başlı pürüzler baş göstermeye başlayınca etekleri tutuşuyor ve manevra yapmaya kalkışıyor.

Birisi kocasını aldatır. Diğeri acayip bencildir. Öteki elindeki kozu kullanarak tecavüzden farksız bir eylem gerçekleştirir. Beriki de her şeyi sineye çeker. Sonunda “Kara Murat hanginiz?”e eşdeğer bir soru atılır ortaya. Buna cevap verecek birden fazla kişi vardır ama hiç birisi “Benim!” demez.

Kütük gibi bir Jennifer Aniston var. Sinir bozucu. Geri kalan herkes ortalama. Jake Gyllenhaal, teselliyi alkolde arayan sorunlu genç Holden rolünde… Bence bu film adamın asabını bozmak için yazılıp yönetilmiş. Bağımsız filmlere has eksantrik ve sorunlu karakterler klişe olmaya başladı ve “bağımsız”lıktan çıktı sanki. Gerçi, bu film 2002 ama olsun.

Oyuncu kadrosu ve konusuyla ilgimi çekip heyecanlanmama neden olsa da kişiliksiz karakterleriyle adamın asabını bozan, kötü bir film The Good Girl. Başta esas kızımız olmak üzere neredeyse tüm karakterlerin ciddi falsoları var. Mesai bitimine yetişmeleri gerekiyormuş da aceleye gelmiş gibiler. Öyle bir senaryo yazım sürecinden geçip yaratılmışlar sanki.

Author: Akin Cetin

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir