The Breakfast Club

Aynı okulda okuyan beş genç hafta içi işledikleri çeşitli suçlar yüzünden cumartesi gününü okul kütüphanesinde cezalı olarak geçireceklerdir.  Ortak noktaları bulunmayan bu gençler ilk başlarda doğal olarak konuşmak yerine tartışmaya, birbirlerine sataşmaya başlarlar.

Sporcu Andy, çalışkan Brian, serseri John, kraliçe Claire ve garip Allison hiçbir şey yapmadan vaktin ölmesini beklerken okulun müdürü Richard elinde kağıtlarla gelerek onlara o gün neden orada bulunduklarını ve kendileri hakkındaki düşüncelerini anlatmalarına dair ödev verir. Akşama kadar vakitleri olan gençler ödevlerini yapmak yerine ot çekmeye, sohbet etmeye başlarlar. Aralarındaki samimiyet ilerledikçe de birbirlerine sıcak davranmaya, ailelerinden bahsetmeye ve neden ceza aldıklarına dair konuşmaya başlarlar.

Kariyeri gençlik, aile, komedi türleri arasında dolanıp duran John Hughes’ın 1985 yılında yönettiği ikinci uzun metraj filminde Emilio Estevez, Judd Nelson, Anthony Michael Hall, Molly Ringwald ve Ally Sheedy oynuyorlar. Okula giriş çıkışları saymazsak tamamı kapalı mekanda geçen film, arkasına başarılı oyunculukları ve sağlam diyalogları da alarak sapasağlam ayakta duruyor.

Bütün gençler dinlenmek için bir kenara yığıldıklarında sporcu Andy neden orada olduğunu anlatmaya başlar. Filmin ikinci yarısında gerçekleşen bu sahnede bizler, oğlunu oyun hamuru sanan bir babanın onu sokmak istediği kalıba girmesi konusunda biraz da olsa başarılı olduğunu ve gencin bu durum karşısındaki pişmanlığını anlarız.

Andy: Buraya gelmek için ne yaptığımı biliyor musunuz?

Diğerleri “Hayır” anlamında başlarını sallarlar.

Andy: Larry Lester’ın kalçalarını birbirine bantladım.

Brian: (Şaşırır) O sen miydin?

Andy: Evet. Onu tanıyor musun?

Brian: Evet. Tanıyorum.

Andy: O zaman ne kadar kıllı olduğunu da bilirsin, değil mi? Ve biri bantı çektiği zaman kılların çoğu çıktı, biraz derisi bile.

Claire: Aman Tanrım!

Andy: Garip olan şey şu ki bunu bizim ihtiyar için yaptım. O zavallıya eziyet ettim. Çünkü babamın benim sıkı birisi olduğumu düşünmesini istedim. O, bu tür bir kabalığa alışmış. Birilerine zarar vermezsem hakkımda düş kırıklığına uğrayacağını düşündüm. Yani bu durumdan kurtulmam gerekiyordu ve Larry bana bu olanağı verdi. Bunun için gerçekten çok üzgünüm. Yani… Ben aslında Larry’ye bunu yapmak istememiştim. O zayıf ve sıska biridir. Sonra, babam ve onun zayıflık konusuna yaklaşımını düşünmeye başladım. Sonra da yaptığım ilk iş Larry’nin üzerine atlamak oldu. Ona vurmaya başladım. Ben vurdukça arkadaşları güldüler ve beni alkışladılar. Her şey bittikten sonra Vernon’ın odasında oturmuş beklerken düşündüğüm tek şey Larry’nin babası ve onun evine gidişiydi. Babasına bütün olanları anlatacaktı. Ve aşağılanma… Bütün hissettiği şey aşağılanma olmalı. Bütün bunlar gerçek olamaz. Yani böyle bir şey için nasıl özür dileyebilrsin ki? Bu mümkün değil. Hepsi benim ve bizim ihtiyarın yüzünden. Tanrım! Ondan nefret ediyorum! Bu… Bu sanki şey gibi… Sanki aptal bir makine ve ben onunla hiçbir şeyi anlamlandıramıyorum. ‘Andrew! Her zaman birinci olmalısın! Aile içinde kaybedenlere yer yoktur! Çok beceriksizsin! Kazan! Kazan! Kazan! Kazan!’ Pislik herif! Ondan nefret ediyorum!.. Bazen dizimi sakatlamak istiyorum, biliyor musunuz? Böylece artık güreş yapamam. O da benim peşimi bırakır.

akincetin@tramvayduragi.com

Author: Akin Cetin

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir