The Box

Biri “heba edilmiş iyi fikirli filmler” kitabını çıkarsa ya artık. Gerçekten heyecan verici bir kitap olacağına eminim, çünkü böyle filmler izlerken vaat ettikleri heyecanı bir anda söndürseler de bence izleyiciye o fikirden kendi senaryosunu yazma imkânı tanıdıklarından ilgi çekiciliğini koruyorlar her zaman.

Richard Matheson’ın “Button, Button” adlı kısa öyküsünden uyarlanan “The Box” da tam olarak böyle bir film. “Bir yerde tanımadığınız birinin öleceğini bilerek bir milyon dolar karşılığında bir düğmeye basar mısınız?” sorusuyla başlıyor. Böyle bir sorunun peşinden giden bir film allak bullak edici olabilir. Oysaki sonrasında -filmin açılış sekansındaki David Lynch etkilerinden de beklediğimiz üzere- heyecan verici bir film ortaya çıkmıyor, hatta film NASA, Sartre vs. derken savruldukça savruluyor ve gittiği yerlerden dönmesi de bir hayli zor hale geliyor. Belki 70’ler atmosferini kurmakta başarılı bir film, ama başka da bir şey kalmıyor elimizde.

Richard Kelly, “Donnie Darko”dan sonra bir türlü iflah olamıyor nedense, kariyerine böyle iddialı bir başlangıç yapmanın zorluklarını çekiyor olsa gerek. İkinci filmi “Southland Tales” alt metni falan ne olursa olsun izlemek için fazlasıyla sabır gerektiren bir filmdi -ki ben o sabrı gösteremedim. Şimdi “The Box” da nereye gideceği, ne diyeceği belli olmayan bir film. Filmin bu başarısızlığını göz ardı edebilsek bile tahammül edemeyeceğimiz kötü niyetli bir yanı var; kadın düşmanlığı. İzlerken buna o kadar çok sinirlendim ki Richard Kelly ile yollarımı ayırmaya bile karar verdim.

Akın Çetin arkadaşımızın yazdığı “Southland Tales” yazısına da bir göz atmak isterseniz buyrun.

Author: Nezaket Kartal

Share This Post On

3 Comments

  1. Southland Tales yazımı az önce tekrar okudum ve sanırım Donnie Darko’nun hatrına birazcık taraflı bir yazı olmuş; Kelly’yi koruyup kollamak için çeşitli bahaneler öne sürmüşüm :)

    Şimdi dönüp baktığım zaman filmle alakalı aklımda pek bir şey kalmadığını görüyorum. Öncelikle ne anlatmak istediği konusunda bir fikrim yok. Sonra çok hoşuma giden bazı bölümler olsa da genel olarak bunların bir bütüne hizmet ettiklerini düşünmüyorum. Şimdiki kafayla izlesem bu konudaki düşüncelerim sağlam bir zemine oturur belki ama henüz öyle bir niyetim yok.

    The Box’ı da merak ediyorum aslında ama Kelly’yi Donnie Darko yüzünden koyduğum bir yer var. Zaten bu yer sarsılmışken iyice gözden düşsün istemiyorum galiba :) Yine de merakımı dizginleyemeyip bir süre sonra The Box’ı izleyeceğim sanırım.

  2. Ben yazını yeniden okuyunca gayet dengeli bir yazı olduğunu düşündüm. Ne olursa olsun Donnie Darko’nun yönetmeni söz konusu olan, sabrı ve ilgiyi de hak ediyordu ikinci filmiyle -ben beceremedim o ayrı :) The Box’ı da izle mutlaka, düşünceni merak ediyorum.

  3. Sevmedim The Box’ı. “İnsanların sinemadan evlerine dönerken üzerine konuşacağı filmler yapmak isterim” sözünün peşine takılarak gereksiz işlere kalkıştığını düşünüyorum Kelly’nin. Hatta finalde paralel kurguyla ilerleyen bölümü sırf kafa karıştırmak için çektiğini düşünüyorum.

    Üç filminde de gizem yaratma konusunda hayli iyiydi. Bu gizemleri çözmek için finale doğru ilerlediği yollarda sapıtıyor sadece (Donnie Darko hariç). Giriş’leri iyi oluyor ama Çözüm’leri bir yere varmıyor sanki. Sırf bu tutumu yüzünden, dikkat çekmek için saçma sapan işlere kalkışan ergenleri anımsatıyor bana. Birilerinin Kelly’yi tutup, omuzlarından sarstıktan sonra Donnie Darko’yu yazıp yöneten kişinin kendisi olduğunu hatırlatması gerekiyor bence. Yoksa gidişat kötü, grafik gittiçe aşağıya düşüyor. Southland Tales’den bile daha kötü bu film.

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir