Tenin Gizemi

Cinayet işledikten sonra Los Angeles’tan kaçmakta olan biri fahişe, diğeri film eleştirmeni iki HIV-pozitif aşığı anlattığı, oldukça ufak bütçeli bir film olan ‘The Living End’ ile tanınıyor en çok Gregg Araki. Açık bir şekilde gayleri konu olan ilk yol filmi olma özelliğine de sahip bu film daha sonra kimi eleştirmenler tarafından ‘yeni queer sinema hareketi’ni başlatan en önemli metinlerden biri olarak tanımlanıyor. Living End’in hemen ardından da Totaly Fucked Up, Doom Generation ve Nowhere’den oluşan ‘yeniyetme üçlemesi’ ile karşımıza çıkıyor. Ve Londra Lezbiyen ve Gay Film Festivali’nde oldukça dikkat çeken filmi Splendor’ın da (Türkiye’de ‘İkisini de Sevdim’ ismi ile gösterime girmiş.) ardından, nihayet, bu yazının da konusu olmasını umduğum Mysterious Skin’i çekiyor. Filmin aynı isimli Scott Heim romanından uyarlama olduğunu da imdb bize söylüyor.

Daha önce ezilen homoseksüellerin yaşantılarına bizi davet eden Araki’nin Mysterios Skin’de derdi bu kez çocuk istismarı. Sekiz yaşındaki Neil Mccormick ve arkadaşı Brian Lackey pedofili hastası beyzbol koçları tarafından cinsel tacize uğruyor. Bu istismar elbette ikisinin hayatında da oldukça önemli travmalara sebep oluyor. Neil takımın en iyisi, koçun da gözdesi; Brian ise en kötüsü. Neil’in koçuyla arası zaten çok iyi, birlikte sinemaya gidiyor, koçun evinde dev ekran televizyon seyrediyor, atari oynuyorlar; Brian ise beklenmedik zamanda yağan yağmur yüzünden iptal olan maç ve onu almaya gelmeyen ailesi yüzünden gidiyor koçun evine ilk kez. Neil yaşadığı tacizin farkında değil, buna koça olan bağlılığı engel. Daha sekiz yaşındayken eşcinsel olduğunu düşünüyor ve hayatını fahişelik yaparak geçiriyor. Bir başka deyişle, koçun ona öğrettiği ‘5 dolar oyunu’nu oynuyor. Brian’ın ise, yaşadığı travma hafızasından yaşadığı beş saati siliyor. Brian o kayıp zamanda, uzaylılar tarafından kaçırıldığına inanıyor. Televizyonda gördüğü, kendisi gibi uzaylılar tarafından kaçırıldığına inanan insanlarla iletişime geçiyor. Görüp anlam veremediği tuhaf rüyaları da bu çılgın fikre inanmasını kolaylaştırırken, tuttuğu rüya defteri onu on yıl önceki takım arkadaşına, Neil’e, götürüyor.

10 sene önce aynı beyzbol takımında oynamak ve pedofili mağduru olmak dışında hiç bir ortak noktası olmayan, birbirlerinden habersiz yaşayan bu iki gencin karşılaşması üzerine kurulu bu film, izlediğim en başarılı Araki filmi. Önceki filmlerinin ‘vahşet’inden oldukça uzak, dingin, fakat izlemesi onlardan kat be kat güç. Kullanılan naif müzikler bile filmin hazmını kolaylaştırmıyor.

Kullanılan naif müzikler demişken ekleyelim;  Cocteau Twins, Slowdive, Coil gibi gruplardan şaşmayan Araki, bu filmde de bizi şaşırtmıyor. Herald Budd ve Robin Guthrie’nin hazırladığı soundtrack’in yanısıra, filme yine Cocteau Twins, Slowdive, Curve gibi gruplar da müzikleriyle konuk oluyor. Ve finalde Sigur Rós’dan bir sürpriz sizleri bekliyor.

Author: helin eren

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir