Tehlikeli Oyunlar

Oğuz Atay’ın Tehlikeli Oyunlar romanından Erdem Şenocak’ın yaptığı uyarlama Seyyar Sahne tarafından yine Erdem Şenocak’ın tek kişilik oyunculuğuyla sahneleniyor. Dekor olarak sadece iki salıncağın kullanıldığı oyun, iki perdeden oluşuyor. Hikmet Benol’un uyku ile uyanıklık arasındaki sayıklamalarıyla başlayan oyun, yine benzer bir şekilde Hikmet’in düşüşü ile sona eriyor.

Öncelikle ete kemiğe bürünmüş hiçbir Oğuz Atay karakterini yeterli bulmayacağımın “evet işte bu Hikmet Benol” demeyeceğimin farkında olarak gittim oyuna. Bu önyargı/bilgi nedeniyle olsa gerek Erdem Şenocak’ın Hikmet yorumunu kötü bulmadım. Aslında ortada inanılmaz büyük ve iyi niyetli bir çaba olduğundan eleştirmek çok içimden gelmedi. Ama bazı noktalara da değinmek gerektiğini düşünüyorum.

Hikmet alaycı bir karakterdir, ama sadece bu kadar değildir. İçinde birden fazla Hikmet’in yer aldığına inanan, bu nedenle birbirleriyle çelişen düşünceleri olan karmaşık biridir. Bir Hikmet sustuğunda diğeri konuşur, biri diğerinin sözünü keser, cümlesini tamamlar, tam tersi bir şey de söyletebilir. Hikmet öfkelidir, hem kendine, hem de insanlara yönelik büyük bir öfkesi vardır. Sürekli konuşur, ama kelimeleri de yeterli bulmaz (“kelimeler albayım bazı anlamlara gelmiyor”). Ancak oyuna baktığımızda biraz daha tek yönlü bir Hikmet var gibidir sahnede. Alaycı ve üzgün, ama çok acı çektiğini hissedemeyiz pek. Belki oyunun metninde Sevgi ve Bilge (özellikle Sevgi ve onunla yaptığı başarısız evliliği) ile ilgili bölümlerin yeterince yer almaması da böyle düşünmemize neden oluyor olabilir. Tabi bu bir uyarlama ve o kadar kapsamlı bir kitaptan bir oyun çıkarmak gerçekten zor iş. Üstelik oyun bu haliyle bile üç saate yakın sürüyor. Yine de izlerken bazı kısımlar olsa Hikmet daha mı iyi ifade edilebilirdi diye düşünmeden edemiyor insan. Özellikle kitabın sonundaki yemek bölümü, Hikmet’in yalnızlığını vurgulayan çok önemli bir bölüm bana kalırsa, keşke onu daha uzun görebilseydik. Kitabın başlarına gayet iyi yer verilmişken sonları biraz geçiştirilmiş gibiydi.

Belki Hikmet’in acı çektiğini görememiş olma nedenim biraz da sürekli atılan kahkahalardır. Evet bazen gerçekten komik şeyler söyleyebiliyor Hikmet –ki ben de gülmedim değil-, ama “Dağılın! Kukla oynatmıyoruz burada. Acı çekiyoruz!” sözlerini hatırlamamak da mümkün değil. Sanırım Oğuz Atay’ın her zaman başına gelebilecek bir şey bu. Nurdan Gürbilek, “Mağdurun Dili” kitabında bu konuda çok doğru tespitlerde bulunuyor:

“Atay’a dönersek bir mizah yazarı olarak algılanıyor olmaktan rahatsız olduğunu biliyoruz. ‘Bat dünya bat!’ın, ‘şarkısı yarıda kaldı, aklı da karıda kaldı’nın, ‘beni gayriciddiye alıyorlar albayım!’ın yazarı olarak anılmak, o kalın kitaplardan akılda en çok böyle esprilerin kalmış olması belli ki onu kızdırmıştır. Bu yüzden, ironiyi bir hafifseme tekniği olarak algılayanlara karşı, Atay’ın yapıtlarındaki şenliğe dair şu temel özellikleri bir kez daha vurgulamak gerekir: Birincisi, iki karşıt konumun birbirini geçersizleştirdiği, doğrunun böylece geçiştirildiği kaygısız bir yüzey elde etmek için değil, insan bilincini oluşturan birbirine dargın konumların birbirinin yanıbaşında gerilimli bir hayat sürdüğünü, bence hep de süreceğini anlatabilmek için kullanmıştı Atay ironiyi. Düşüncenin taşlaşmasına, duygunun basmakalıplaşmasına, doğrunun sabitlenmesine karşı ironiyi kullanıyordu, ama kendi ‘samimiyet buhranı’nın da bir gün pekâlâ taşlaşabileceğinin farkındaydı. İkincisi, ne düşündüğünü söyleme külfetinden kurtulmanın getirdiği aldırışsız bir neşe değil, tersine birkaç şey birden söylemenin, birkaç sese birden yer açmanın ağrısıyla sahip çıkılmış buruk bir neşeydi Atay’ınki…” *

Oğuz Atay sahnelemek gerçekten çok zor. Bu nedenle de ortaya konulan emeği takdir etmek gerektiğini düşünüyorum. Erdem Şenocak büyük bir enerjiyle oynamış Hikmet Benol’u. Salıncakları da metne uygun bir verimlilikle kullanıyor. İzlerken çok fazla yorulduğumu düşününce ne kadar önemli bir şey yaptığını bir kez daha anlıyorum. Üstelik perde aralarında pencereleri bile kendisi açıyor.

Son söz Hikmet’ten: “İnsanlar acıklı sözler dinlemek istemiyorlar, onları üzmek çok zor: kitabı suratınıza kapatıveriyorlar, sıkışıp kalıyorsunuz sayfaların arasında.”

  • Nurdan Gürbilek, Mağdurun Dili, “Acı Anlatılabilir mi?” Sayfa 72-73, Metis Yayınları

Author: Nezaket Kartal

Share This Post On

3 Comments

  1. Oğuz Atay karakterlerini sahneye indirmek için çok cesaretli olmak gerekiyor, öncelikle de bu oyunda tebrik edilmesi gereken şey sanırım bu cesaret. Ben de Hikmet’in hüzünlü, arada kalmış, sıkışık yanlarını pek göremediğimizi düşünüyorum, öfkesini arka planda ancak düşünerek var etmeyi başardık ama oyun bunları pek yansıtamadı. Ben kötü bir şey bekliyordum açıkçası, agresif olmaya da hazırdım. Ama beklediğimden daha iyi bir oyun buldum, emeği geçenlere teşekkür ederim. Ayrıca ilk tiyatro yazın oldu, güzel de oldu, devamını dilerim.

  2. Bence yazı oyun kadar güzel olmuş teşekkür ederim

  3. Tehlikeli Oyunları bi oyun olarak izlemek çok keyifliydi, Erdem Şenocak zor bi performansı başarıyla sergilemiş, ağzımız açık izlemiştik, henüz kitabı okumamıştım o vakitler. Ama Oğuz Atay’ın diğer eserleri gibiyse kesin zordur tiyatroya uyarlamak diye düşünmüştüm. Nitekim Korkuyu Beklerken’in tiyatro uyarlaması ile kıyaslanınca gayet başarılı bi iş çıkarılmış diye düşünüyorum Kitabı birebir karşılamamasını makul karşılıyorum, filmlerde de çoğu zaman çuvallanıyo, ama burda çuvallama diye bişey söz konusu bile değil bana göre. “Bu dünyadan birikmiş alacakları olan” biri Hikmet, Hikmet V’e varacak kadar da bölmeli karakteri, sahnede canlandırması kesinlikle zor,
    Erdem Şenocak harika bi iş çıkarmış.

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir