Tarihimizde Garip Vakalar

Tarihi, özellikle de kendi tarihini çok iyi bilmeyen bir toplum olduğumuz su götürmez. Farklı amaçlara hizmet eden farklı ağızlardan çıkan seslere kulak kabarttıkça daha karmaşık, daha zor algılanır bir hâle geliyor tarih de. İstanbul Ansiklopedisi’ni hazırlamış, çocuk kitapları yazmış, kalan zamanda “Acı Su” isminde bir de şiir kitabı sıkıştırmış Reşad Ekrem Koçu ise tarihi kendi kurgusuna göre yontan günümüz saray muhafızlarıyla taban tabana zıt bir anlayışta olduğundan, tarihi şeffaf okuyabilmemiz için bize şeffaf veriler bırakmış bir üstad. Toprağı bol olsun.

Şimdi Reşad Ekrem Koçu’nun “Tarihimizde Garip Vakalar”ından birkaç alıntı sunacağım sizlere, gerçekten şaşırıyor insan. Gülümseten, afallatan, tuhaf, magazinel tarih kırıntıları:

1669 yılında İstanbul’da Eğrikapı çöplüğünde dolaşan baldırı çıplak takımından bir adam yuvarlak bir taş bulur. Bir yaymacı kaşıkçıya giderek üç tahta kaşığa değişir… Kaşıkçı götürür, bu taşı bir kuyumcuya on akçeye satar. Kuyumcu taşı arkadaşlarından birine gösterir; kıymetli bir elmas olduğu anlaşılınca beriki sus payı ister… Aralarında kavga çıkar… Mesele kuyumcubaşıya akseder. Kuyumcubaşı kavgacıların eline birer kese akçe vererek taşı alır… Fakat bu sefer de vakayı Sadrazam Köprülüzade Fazıl Ahmed Paşa duyar, taşı kendisi için satın almaya hazırlanırken mesele padişaha akseder. IV. Mehmed, bir hattı hümayunla elması sarayı hümayuna getirtir ve saray elmastraşına verilir. Eğrikapı çöplüğünde bulunan taş işlenince meydana 48 kıratlık nadide bir elmas çıkar… Kuyumcubaşıya kapıcıbaşılık rütbesiyle bir kese bahşiş ihsan olunur.

Kaşıkçı Elması‘nın Eğrikapı çöplüğüne nasıl düştüğü tarihin bir sırrı olarak kalmıştır.
Syf. 16-17

Bir mahkûm cellada verildi mi, esvabıyla beraber üzerinden çıkan her şey cellatların olurdu; bu eşyalar toplanır ve senede bir veya iki defa büyük bir mezatla satılır. Tutar bedelleri cellatlar arasında taksim edilirdi. Buna “cellat mezadı” denirdi. (..) Eyüp‘te Karyağdı bayırının arkalarında, münferit ve halen metruk bir mezarlık vardır ki taşlarının hemen hepsi yazısızdır, dört köşeli, uzun küfeki taşlarıdır; buraya “Cellat Mezarlığı” denir. Bahtsız bir hırsızı, bir caniyi ölümünden sonra mezarlığına kabul eden cemiyetimiz resmî bir vazife de olsa, bir aylık, para ve menfaat karşılığı can uçuran celladın ölüsünü umumî mezarlıklara kabul etmemekle, cellatlara ayrı bir mezarlık yapmakla muhakkak ki asaletini göstermiştir.” Syf. 36-38

“..devrin ulemasından ve mutaassıp sofulardan Kadızade Mehmed Efendi de müthiş bir tütün düşmanıydı ve padişahın (IV. Murad) da bu zata karşı hürmeti vardı. Kadızade Efendi Sultan Murad’ı tütün içenlere karşı amansız davranmaya teşvik edenlerden biriydi. İlk zamanlarda, halk, tütün yasağına pek kulak asmamıştı. “İnsan men edildiği şeye karşı haristir” derler, tütün, gizli içilmeye başlandı, hatta,

‘Zararsız bir duhan hakkında neyler bunca dikkatler
Duhanı ahi mazlumanı men eylen, hüner oldur.’

diye tütün yasağını tariz edenler oldu; fakat bir duman keyfi uğruna kelle verenlerin sayısı kabardıkça , başta İstanbul gelmek üzere bütün imparatorluk halkını ciddi bir endişe aldı. Öyle ki, hemen her sabah, sokaklarda, kırk elli ceset görülüyordu; cellatlar, tütün içerken tutulanların başlarını vurup kellelerini koltuklarının altına bırakıyor, padişahın emri mucibince ne için öldürüldüklerini anlatmak için, çubuğunu da kesik başın ağzına veriyorlardı.” Syf. 51

Tarihimizde kayıtlı en müthiş oburlardan biri, münevver ve inkılapçı III. Selim’in düşmanlarından ‘Aygır İmam‘ lakabıyla meşhur Derviş Efendi isminde bir softadır. Bu adam, bir sefer, iki okka pastırmanın üzerine kırk yumurta kırdırarak bir lenger pastırmalı yumurta yemiş, fakat koca lengeri sıyırdıktan sonra dili şişmiş ve dili ağzına sığmayarak ölmüştü.” Syf. 110

Sümbül çiçeğinin mor renklisinin katmerlisi, ilk defa olarak XVII. asırda büyük Türk âlimi Kâtip Çelebi tarafından elde edilmişti.” Syf. 111

Yedi asır boyunca, bütün Osmanlı sadrazamlarının içinde uzun boy rekorunu Sokullu Mehmed Paşa kırmıştır; iki metreyi aşan bu büyük vezirin tarihimizdeki lakabı ‘Tavil (Uzun) Mehmed Paşa’dır.” Syf. 112

“”Genç Osman‘ın ‘Sisli Kır‘ isminde sevgili bir atı vardı. Bu at öldüğü zaman padişah onu Üsküdar Sarayı‘nın bahçesine gömdürttü ve mezarının üstüne tıpkı insanlarda olduğu gibi manzum kitabesi bulunan bir kabir taşı diktirtmişti… Bu taş bugün müzededir.” Syf. 117

Kanuni Sultan Süleyman sağ kulağında daima bir küpe taşımıştır, bu küpe, kulak memesine altın bir halkacıkla takılmış bir fındık büyüklüğünde ve armut şeklinde kıymetli bir inciydi.” Syf. 119

Doğan Kitap, 6. Baskı

Author: Fırat Aydın

Share This Post On

2 Comments

  1. evet işte bu. çılgın osmanlıda kızgın tasın soyulmuş kafaya geçirildiği akıllara zarar işkence türleri de vardı o kitapta. isteriz devamını sayın Fırad.

  2. hatırlatmak istediğim bir konu var; reşad ekrem koçu’yu tarihçi olarak kabul edemeyiz sanırım. o daha çok bir yazardır. hem de çok güzel hikayeleri olan bir yazar. yazdığı tarihi olaylar genelde ya abartılı ya da hayal ürünüdür.

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir