Tanpınar’ın İstanbul’u

Beş Şehir’i okumak Tanpınar ile geçmişte dolaşıp şehrin kapılarını açmak gibi bir şey. Yazarın o çok sevdiğim “bir rüyayı anlatır gibi” olan üslubu sayesinde şehrin içinde dolaşmak, evlerini, insanlarını tanıyıp dertlerini anlamak mümkün. İstanbul “öncelikle”  Tanpınar’dan okunmalı diyerek, yeni şehrin doğum sancısını anlatan çok beğendiğim bir bölümü alıntılıyorum;

En büyük meselemiz budur; mazi ile nerede ve nasıl bağlanacağız; hepimiz bir şuur ve benlik buhranının çocuklarınıyız; hepimiz Hamlet’ten daha keskin bir “olmak ya da olmamak” dâvası içinde yaşıyoruz. Onu benimsedikçe hayatımıza ve eserlerimize daha yakından sahip olacağız. Belki de sadece aramak ve bütün kapıları çalmak kâfidir.

Çünkü bu dâussıla’nın kendisi başlıbaşına bir âlemdir. Onunla geçmiş hayatın en iyi izahını yapabiliriz; bu sessiz ney nağmesindeki ölülerimiz en fazla bağlı olduğumuz yüzleriyle canlanırlar ve biraz da böyle olduğu için, onun ışığında daha içli, daha kendimiz olan bir bugünü yaşamamız kabildir.

Tabiat bir çerçeve, bir sahnedir. Bu hasret onu kendi aktörlerimizle ve havamızla doldurmamızı mümkün kılar. Fakat bu içki ne kadar lezzetli, tesirleri ne kadar derdin olursa olsun Türk cemiyetinin yeni bir hayatın eşiğinde olduğunu unutturamaz. Bizzat İstanbul’un kendisi de bu hayatın ve kendisine yeni kıymetler yaratacak yeni zamanın peşinde sabırsızlanıyor.

En iyisi, bırakalım hâtıralar içinde konuşacakları saati kendiliklerinden seçsinler. Ancak bu cins uyanış anlarında geçmiş zamanın sesi bir keşif, bir ders, hülâsa günümüze eklenen bir şey olur. Bizim yapacağımız yeni, müstahsil ve canlı bugünün rüzgârına kendimizi teslim etmektir. O bizi güzelle iyinin, şuurlar hülyanın el ele vereceği çalışkan ve mesut bir dünyaya götürecektir.

Author: Burak Kartal

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir