Starter for 10

Gencim, gençlik filmlerini seviyorum. Aklıma Lucas geliyor. Hisler geçici, düşünceler temelsiz, kafa oldukça karışık ve bunlar bence çok güzel. Zarif bir heyecanın tetiklediği ‘ilk’ler:  İlk aşk, ilk ayrılık, ilk mutsuzluk, ilk sevgili vd. Pek çok aşk filminin atası saydığım Annie Hall’dan ötürü Eternal Sunshine of the Spotless Mind’a bile temkinli bir sevgi duymuşumdur. Hele 500 Days of Summer benim için tam bir fiyaskodur; Internet gençliğini iyi gözlemlemiş, onların beklentilerini, ilgilerini iyi anlamış bir yönetmen çok daha güzelini çekebilirdi gibi geldiğinden olsa gerek, “Üniversiteler Yarışıyor” tercümesiyle 2006 yılından tanış olduğumuz Starter for 10, ne tam Annie Hall ne de tam 500 Days of Summer. Zaten ilkindeki derinlik, profesyonellik ve harikuladelikten oldukça uzak olsa da ikincisindeki yalapşaplıktan, sonu belli melodramadan da rafine.

Film bilgiye, bilmeye aç bir üniversite çömezinin yaşadıkları üzerinden aşk, aile, arkadaşlık gibi ucu açık kavramlara yine ucu açık bir bakış atıyor. Dürüst olmalıyım ki çok güçlü bir yapım değil. Genç oyuncularla (içlerinde The Prestige’in Rebecca Hall’ı da var), sıcakların dayanılmaz bir hâl aldığı şu günler için hoş bir seyirlik. Benim filmle buluşmamın esas nedeni de zannediyorum bu. Bilgi yarışmalarını kaçırmayan, büyüdüğünde üniversite öğrencilerinin kendilerini sınadıkları bu yarışmaya katılmak isteyen Brian Jackson rolünde James McAvoy döktürüyor. Şaşkın, utangaç, özgüven sahibi fakat muzip çocuğu bize sevdiriyor (filmin yapım tarihine bakarsak Igby Goes Down‘daki Kieran Culkin’i iyi etüd ettiğini söyleyebilirim. Aynı şekilde The Go-Getter‘ın Mercer’ı da Brian’ın devamı gibi geldi bana.).

Okumak için başka bir şehre gidenlerin daha iyi anlayabilecekleri türden olayların içine giriyor elemanımız. Yakın arkadaşlarıyla olan ilişkilerindeki değişim farklı ortamlara girmiş olmasının getirdiği -belki geçici- dağınıklıkla birleşince ortaya sıkmayan, kâh güldüren kâh hüzünlendiren bu sevimli bir gençlik filmini çıkarıyor. Bilmem, ben sevdim.

Bunları da Okuyabilirsiniz

  • 25 Ocak 2010 -- Silent Hill
    Belirli kitlelerin hayranlığını kazanmış kitap, müzikal, oyun gibi eserleri sinemaya uyarlamak riskli ve zordur. Hele mevzu bahis bir bilgisayar oyunu ise, bu zorluk ikiye katlanıyor; çünkü kullanıcı oyunu oynarken, olayların ilk elden içinde olduğundan özdeşleşme sorunu da yaşamıyor. Eserin dok...
  • 22 Aralık 2008 -- A Guide to Recognizing Your Saints
    Dito Montiel'in otobiyografisinden uyarlayarak yönettiği, seyirciye tekme tokat girişen (bu tanımlamayı bu film için yapmayı çok seviyorum) ilk filmi. Otuzlu yaşlarındaki Dito'ya çocukluk arkadaşı Nerf'ten telefon gelir. Nerf, Monty'nin çok hasta olduğunu, hastaneye gitme konusunda direttiğini ...
  • 18 Ağustos 2008 -- Half Nelson
    Dan Dunne, siyahi öğrencilere öğretmenlik yapar. Müfredata uymadan dersler verir, bildiğini okur. Öğrencileri pek başarılı değildir, ancak onu severler. Bütün bunlara bakınca idealist öğretmen filmlerinden birini daha izleyeceğinizi sanabilirsiniz, ama hiç de öyle olmuyor. Hatta çok başka bir yöne...

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Spam protection by WP Captcha-Free