Southland Tales

Teksas’taki nükleer saldırılar sonucu Amerika kendisini anarşinin eşiğinde bulur. Son bir patlamadan sonra yüz binlerce kişinin öldüğü açıklanır. Bu, Amerika’nın Hiroşima’sı gibi bir şeydir.

3. Dünya Savaşı Irak, İran, Suriye, Afganistan ve Kuzey Kore arasında başlamıştır. Orta Doğu’da giderek artan çekişme Amerika’nın petrol ihtiyacını giderek kısıtlamıştır. Alternatif yakıt kaynakları karlı bir yatırım aracı olmuştur. Yaklaşan seçimleri etkileyecek kişilerden birisi olan Senatör Bobby Frost ile bağlantısı olan Dr. Soberin Akışkan Karma ismini verdiği, okyanusun kıyısında bir yerlerde bulunan ve kuantum karmaşıklığı fiziğiyle çalışan bir düzenek kurmuştur. Yani anlayacağımız dille dalgalar kıyıya vurdukça makina da çalışıyor ve ordunun ürettiği mekanik savaş araçlarına yakıt üretiyor.

Bu sırada Senatör Bobby Frost’un eskiden aktör olan ve orduya katılan damadı Boxer Santaros çölde ölü bulunmuştur. Fakat başka bir kaynakta da kendisini esir alan askerlerden kaçtığına dair görüntüler vardır. İşin aslına bakarsak askerlerden kaçan Boxer çölde bayılmıştır ve hafızasını kaybetmiş vaziyette gözlerini açtığında başucunda Krysta Now isimli porno yıldızı vardır. Neo Marksistlerle bağlantısı olan Krysta hafızası silinen Boxer’ı kendi tarafına çekmeye çalışmaktadır. Birlikte epey zaman geçiren ikili Power ismini verdikleri bir senaryo yazmışlardır ve bu senaryo son zamanlarda Amerika’da gerçekleşen bir çok olayı ön gören bir yapıya sahiptir.

Terörist saldırılarla giderek bunalan Amerika’da gezmek için bile eyaletler arası vize almak gerekmektedir. Eyalet sınırlarında da polis korumaları vardır ve bu polislerin hemen hepsini yetkisi altında bulunduran, Senatör Bobby Frost’un eşi tarafından yönetilen USIDent isimli baskıcı firma bütün yetkilerini kullanarak (telefonları dinlemek vs.) Neo Marksist gruba üye olduklarından şüphe ettikleri kişileri öldürmektedir.

Boxer Santaros’u kendi tarafına çeken Neo Marksistler Felluce gazisi Ronald Tevernar’ı da kendilerine yardımcı olması için ikna etmişlerdir. Daha doğrusu ikiz kardeşi rehin alınan Ronald buna mecbur kalmıştır. Neo Marksist grubun amacı bu ikiliyi USIDent’in işlediği günahları ortaya çıkarmak için kullanmaktır. Boxer Santaros’u elinde bulunduran ve kendi tarafına çeken Neo Marksistlerin bir diğer amacı da USIDent’in elindeki güçleri kısıtlayan 69 numaralı yasa tasarısına Senatör Bobby Frost’un “Evet” oyu vermesidir.

Donnie Darko yüzünden bağrımıza bastığımız Richard Kelly kendisinden beklenmeyecek şekilde Domino gibi bir senaryoya imza atıp insanın asabını bozmuştu. Bir dahaki projesinde belini doğrultur mu diye beklerken ilk gösterimini Cannes Film Festivali’nde yapan 2006 yapımı Southland Tales oldukça olumsuz eleştiriler almıştı. Gişeden de istediğini alamayan film seyircideki merak duygusunu iki kat arttırıyordu. Ülkemizde iki yıl gecikmeli vizyona giren filmi çok istesem de sinemada izleyebilme fırsatı bulamamıştım.

Kendi yazdığı 6 bölümlük çizgi romanın son üç bölümünü referans alarak yazmış senaryoyu Richard Kelly. Bu sebeple anlatılan öyküye tam ortasından dalıyorsunuz ve bazı bölümlere ister istemez Fransız kalıyorsunuz. Zaten seyirciye dört koldan saldıran, zengin bir alt metine sahip yorucu bir film bu. İnsanın ikinci izleyişinde anlam veremeyeceği yerler var ya da sorun bendedir, bilmiyorum.

Sarah Michelle Gellar, Dwayne Johnson, Sean William Scott, Justin Timbarlake (Felluce gazisi Ronald’ın en yakın arkadaşı ve filmi onun ağzından dinliyoruz) gibi alayı popüler kültüre hitab eden ana oyuncu iskeleti seyir zevki açısından pek olumlu şeyler vaad etmese de bu casting ana karakterlerle de alakalı gibi duruyor.

Filmin içinde kilitlenen bazı olayları açıklayan konular (Paralel Evren ve Solucan Deliği) Donnie Darko’yla birebir alakalı şeyler (Özellikle finale doğru Donnie Darko’ya yaptığı direkt gönderme ile en azından benden büyük bir alkış almıştır.) Zaten Donnie Darko ile çok uzaktan akraba sayılabilecek bir film diyebiliriz bunun için. Richard Kelly orada yaptığı gibi burada da bir tür kırması ortaya çıkarıyor. Bilimkurgu olarak başlayan film romantizme göz kırpıyor, maceraya adım atıyor, yer yer kahkaha attırıyor ve içerisine serpiştirilmiş tam olarak üç tane müzikal sahnesi var.

Birçok yerde fazla söz söylemeye çalışırken yerin dibine girmiş kötü bir film olarak lanse edilse de aslında zeka ürünü bir film olduğu apaçık ortada. İki kere izlememe rağmen hala tam olarak anlayamadım. Belki beş kere izlesem de içinden daha fazla şey çıkaramayacağım ama Sinema Dergisi’nden Alkan Avcıoğlu’nun da dediği gibi “Düpedüz kötü bir film ama içi boş değil.”

Gişede iki seksen uzayıp yapımcılarını zarara uğratmış olsa da Kelly’nin ikinci kısa metraj filminden beri yanında olan yapımcı Sean McKittrick ondan yardımlarını bir sonraki projesi olan The Box’da da esirgememiş. Bu da en azından McKittrick’in Kelly’e olan güvenini gösteriyor olsa gerek.

Donnie Darko’nun 2 Diskli Yönetmen Kurgusu Versiyonu’nun Söyleşiler kısmında o sırada yirmi altı yaşında olan Richard Kelly’nin söylediği ilk şey şu oluyor: “En iyi filmler insanların sinemadan eve dönerken üzerine konuştuğu filmlerdir. Ben hep üzerinde konuşulacak filmler yapmak isterdim. Sinemada izledikten birkaç gün sonra bile ikinci veya üçüncü kez izlemeliler.” Kelly dediği şablona uygun bir film yapmaya çalışmış. Southland Tales’in çok iyi bir film olmadığını fakat üzerinde tartışıldığını ve tartışılacağını kabul etmek gerek. Bu film sevilir veya nefret edilir ama kesinlikle “İyiydi” ya da “Kötüydü” diyerek kestirip atılamaz.

akincetin@tramvayduragi.com

Author: Akin Cetin

Share This Post On

1 Comment

  1. Uzun süredir yarısında bıraktığım bir film olmamıştı, Donnie Darko hatrına sabırlı olmaya çalıştım, ama başaramadım.

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir