Sonunda: The Dears

Caz Festivali’nin düzenli olarak takip ettiğim ve açıkçası en heyecanla beklediğim kategorisi Yeni Ozanlar. Bu sene de festival programı elime ulaştığında ilk olarak “acaba bu senenin Yeni Ozanlar’ı kim olacak” diye merakla baktım, The Dears’ı görünce de mutluluktan havalara uçtum diyebilirim.

Bundan yaklaşık beş sene önce biletlerini elimizde tutacak kadar yaklaşmıştık The Dears’a ancak olmadı. Aradan geçen uzun zamanda çok şeyler değişti, onları bekleyen dinleyiciler hayatlarına devam etti, bazıları grubu dinlemeyi bıraktı, yeni albümlerle yeni dinleyiciler de kazandılar ve 2012 yılında bekleyiş güzel bir akşamla sona erdi.

Sahnede gayet enerjik bir beşli ve ruhunu teslim etmiş bir basçı olmak üzere toplam altı kişiler. Cayır cayır çalan gitarlar, Murray Lightburn’ün gömlek düğmesini açan göbeği, muhteşem vokali ve hamileliğin tüm zorluklarına rağmen sahnede pek naif duran Natalia Yanchak! Güzel bir setlist ile harika bir akşam.

İstanbul Modern gibi sesin her zaman sorunlu olduğu bir mekanda çıkacakları için bu sorunu en aza indirgemek adına erkenden gidip sahne önündeki yerimi aldım. Konser tam da beklediğim gibi Omega Dog ile açıldı, zaten Omega Dog’dan daha iyi bir giriş şarkısı düşünemiyorum! Ardından yine en sevdiklerimden 5 Chords gelince Degeneration Street’i sırayla çalacaklarını düşünüp Blood bekledim ama olmadı, o kadar beklememe rağmen çalmadan gittiler, alacağım oldu, yine beklerim!

The Dears muhteşem bir grup, yaptıkları şarkıların ucu açık, konserde kendilerinden geçip tamamen farklı boyutlara ulaşabileceklerini tahmin ediyordum, beklediğim gibi oldu. Whites only party, Yesteryear, Lost in the Plot, Hate Then Love, Thrones, The Second Part gibi şarkıları canlı çalarken çok eğlendiler, bu eğlenceyi aynı oranda izleyiciye de yansıttıklarını düşünüyorum. Kalabalık sayılacak bir grupla konser izledim, bittiğinde herkesin gözünde aynı mutluluğu gördüğümü söyleyebilirim.

Garip ama The Dears ülkemizde pek bilinen bir grup değil sanırım. Konser çok kalabalık değildi, ayrıca biri her konserde gördüğümüz Muhsin Akgün olmak üzere toplam üç fotoğrafçı vardı! Aslında çok büyük bir grup The Dears, geleceğin müziğini inşa edecek, şu sıralar “gerçekten” müzik yapan az sayıda gruptan biri. Bundan yıllar sonra bu konsere ilgi göstermeyenlerin çok pişman olacaklarını düşünüyorum. Gerçi Murray Lightburn konserin ortasında izleyicilerin arasına daldığında yeniden geleceğini de fısıldadı ama belli olmaz!

O kadar beklediğimize değdi, harika bir konser oldu. Umarım en kısa zamanda özellikle kapalı mekanda kendimizden geçeceğimiz bir performansla yeniden bir arada oluruz.

Author: Burak Kartal

Share This Post On

1 Comment

  1. “I know you’re on to something” diye çok bekledim ama Meltdown In A Major gelmedi.

    Tekrar bekliyoruz, kapalı’ya. Tekrar etmeli: ‘Çok iyi’yi tanımladılar.

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir