Somewhere

Sofia Coppola’nın geçtiğimiz filmekiminde galası yapılan yeni filmi. Johnny Marco (Stephen Dorff) bir Hollywood yıldızıdır. Basın toplantısına katılıp sorulara cevap veremediği zamanlar dışında kadınlarla birlikte olur. Tek yaptığı ona söylenen anlamsız işleri yapmak, kameralara gülümsemek, özel efekt stüdyolarına koşturmak, ferrarisiyle sürekli bir yerden bir yere gitmektir. 11 yaşındaki kızı kampa gidene kadar bir süre onda kalır. Birlikte bir ödül töreni için İtalya’ya giderler.

Film anlamsız bir hayatı, bir Hollywood yıldızının bomboş geçen günlerini anlatıyor tamam. Bu nedenle belki bu kadar anlamsız ve boş bir film gibi görünmesi de normaldir. Ama filmin “Lost in Translation”u hatırlatması ve ilk kez Sofia Coppola’nın anlatımında aslında ne kadar kolay yolları seçtiğini fark ettirmesi yüzünden sevemedim filmi. Johnny İtalya’ya gider, ama İtalyanlar bizim yıldızımızdan bile aptal görünürler. Üstelik o otel lobileri, Johnny’nin kızıyla zaman geçirmesindeki “Lost in Translation” etkileri beni çok üzdü. İlerde de karakterlerini getirip o otele bırakacak sandım yönetmen, ürktüm. (Ayrıca bir ara Coppola dans eden kadınlar filmi çekmek istemiş  ya da içinde kalmış Ferrari reklamı çekme isteğine engel olamamış sanmadım da değil.) Filmde sadece Johnny’nin kızını canlandıran Elle Fanning’i izlemekten keyif aldım.

Sofia Coppola’nın sinemasını yeniden gözden geçirmek durumunda bırakıyor bu film insanı. Japonlar aptal, Fransızlar gösterişçi, İtalyanlar yine aptal gibi bir tekerleme yaratmaya doğru gidiyor Coppola, bu sürekli yabancılaşma hali de onun sineması için pek umut vermiyor. O ani aydınlanma ve kötü son içinse hiçbir şey demek istemiyorum.

Author: Nezaket Kartal

Share This Post On

1 Comment

  1. Resmen Amerikan Dizisi etkisi var bu filmde. Her 20 dakkada bir araya müziği sokuyor belki yüzden olabilir. Filmdeki müziklerin sonunu kesip, sıra sıra izlesen dizi formatı oluyor zaten ayan beyan. Bir de Coppola bu film için “kendi hayatımdan parçalar var” filan demişti. Ne sıkıcıymış hayatı.

    Sofia Coppola için de söylemek istediğim bir şey var ki, artık “ben çok adam tanıyorum” triplerini bıraksın ya. Lost in Translation’ un sonundaki fısıldama sahnesinin fikrini Tarantino’ nun ortaya attığını duymuştum, bu sene ödül aldığı festivalin jüri başkanı da Tarantino idi. Ve bayağı lobi döndürdü orada. Yapımcının F.F. Coppola olması da italya için cabası tabii… Filmin müziklerinin seçimi vesairesi için zaten her tarafta ayrı ayrı “trivyal” bilgiler fışkırıyor… Ki zaten filmin müzikleri Tom Mars a ait; yani Phoenix’ in solisti ve Coppola’ nın sevgilisi.

    Bir de, Greenberg ile başlayan bir “yalnız cool erkek” tribi gözlemlemesi var sanki. Filmlerdeki karaler ikisinde de gündelik “facebook profil fotoğrafları” tadında görünüyor…

    S. Doorf ile B. Stiller tercihleri de iki film adına oldukça gülünçtü.

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir