Sinema Dünyasında 2010

2010’DA SİNEMA ADINA AKILDA KALANLAR

YERLİ

  • 60’dan fazla Türkiye yapımı film gösterime girdi. Sektörün canlanmasına sevinenler olduğu gibi yapılan işlerin çoğunun niteliksiz olduğunu tahmin edip sakince bekleyenler de oldu.
  • Kazım Öz, Son Mevsim: Şavaklar ile Mannheim-Heidelberg Uluslar arası Film Festivalinde Jüri Özel Ödülü kazandı.
  • Semih Kaplanoğlu’nun Yusuf üçlemesinin son filmi Bal, 60. Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı ve Ekümenik Jüri ödüllerini kazandı. Kaplanoğlu’nun yıl sonuna kadar sürecek olan gündemle ilişkisi böylece başlamış oldu. Yönetmene daha önce burun kıvıran bazı köşe yazarları Bal’ı ve Kaplanoğlu’nun sinemasını yere göğe sığdıramadılar. Bal, uluslararası birçok festivalde gösterildi ve ödüller aldı. Ülkemizde de Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde Jüri Özel, Radikal Halk ve Görüntü Yönetmeni ödüllerini aldı. Altın Koza’da da büyük ödül olan Altın Koza dahil üç ödül kazandı. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin yaklaşmasına az bir süre kala Kaplanoğlu yayınladığı basın bülteniyle festivale katılmayacağını açıkladı. Sebep olarak da Kusturica’nın Bosna Savaşı’ndaki tavrını öne sürdü. Birkaç ay önce Bursa İpekyolu Film Festivali için ülkemize geldiğinde kimse sesini soluğunu çıkarmamışken Kaplanoğlu’nun tavrının ardından kıyamet koptu ve Kusturica jüri başkanlığından geri çekilmek zorunda bırakıldı. Kaplanoğlu, Kusturica olayıyla ilgili görüşünü isteyen bir muhabiri telefonda azarlamasıyla oldukça gergin bir yönetmen olduğunu anlamamıza neden oldu. Ayrıca bu olaylardan daha önce de kendisiyle söyleşi yapan bir muhabiri evinden kovduğu rivayet edilir.
  • Hiç müzik kullanılmayan İki Dil Bir Bavul belgeselinin en iyi müzik ödülünü alması “Türk olmak” deyiminin varlığını bizlere tekrar hatırlattı. Ödülün önce Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından verildiği açıklandı, daha sonra sözü edilen bakanlığın organizasyonla bir ilgisi olmadığı belirtildi.
  • Çoğunluk, 67. Uluslararası Venedik Film Festivali’nde Seren Yüce’ye Geleceğin Aslanı ödülünü kazandırdı. Çoğunluk, Altın Portakal’dan üç, Mumbai’dan da iki ödül kazandı.
  • Recep İvedik serisi devam etti ve ısrarla devam etmeye de devam edecek gibi görünüyor.
  • Mahsun Kırmızıgül, New York’ta Beş Minare ile kimilerince “Türkiye’nin Spielberg’i” ilan edildi.
  • Nuri Bilge Ceylan sessiz sedasız bir şekilde Bir Zamanlar Anadolu’yu çekti. Filmin başrolünde Yılmaz Erdoğan yer alıyor.
  • Selim Demirdelen oyuncuların iyi ama kendisinin kötü olduğu Kavşak ile ödüller aldı.
  • Türkiye’nin James Cameron’ı Çağan Irmak, Prensesin Uykusu ile eleştirmenlerden pek yüz bulamadığı gibi gişede de pek iş yapamadı.
  • Ankara Sinema Derneği’nin başkanı ve 15 yıldır Başak Emre’yle birlikte Gezici Festival’i düzenleyen Ahmet Boyacıoğlu ilk kez kamera arkasına geçerek Siyah Beyaz’ı çekti. Boyacıoğlu’nun yardımcılığını Özcan Alper üstlendi.
  • Vavien ile “Türk usülü suç filmi” diyebileceğimiz çok güzel bir filme imza attılar Taylan Biraderler.
  • Melik Saraçoğlu ile Hakkı Kurtuluş’un bir ömrü bir güne sığdırdıkları ilk filmleri Orada, ağırbaşlı ve anlattığını bilen yapısıyla dikkat çekti.
  • Yusuf Kurçenli efektleriyle atari oyunlarını anımsatan, baştan sona klişe ve yorucu bir müziğe boyulmuş Yüreğine Sor ile sekiz yıl sonra sinemaya geri döndü.
  • Uğur Yücel Kenan İmirzalıoğlu ile olan ortaklığına Ejder Kapanı’yla devam etti.
  • Amerikalı yönetmen Theron Petterson’ın gözünden, Coen Kardeşler filmlerindekine benzer bir talihsizliğin anlatıldığı yılın en iyi Türk filmlerinden Bahtı Kara, İpekyolu Film Festivali’nde çeşitli ödüller kazandı.
  • Ses, Türk sinemasında son zamanlarda sıkça karşılaşmaya başladığımız korku-gerilim türündeki cılız filmlerin arasından sıyrılan güzel bir örnekti.

YABANCI

  • James Cameron Avatar’ın birkaç dakikalık uzun versiyonunu gösterime sokarak filminin etinden sütünden vs. yararlanmaya devam etti.
  • Harry Potter and the Deathly Hallows Part 1 gösterime girdi. Film, imdb kullanıcıları tarafından serinin en yüksek oy alan filmi oldu. Ayrıca yapım aşamasındayken filmin üç boyutlu gösterime gireceği söyleniyordu ama yetişmesinin zor olduğuna karar verilip vazgeçildi.
  • Toy Story 3 ile seriye güzelce nokta konuldu.
  • L’illusionniste sayesinde Sylvain Chomet’nin tapılası ve el üstünde tutulması gereken bir sinemacı olduğunu tekrar anlamış olduk.
  • The Good Heart ile sevenlerini üzdü Dagur Kari.
  • Florian Henckel von Donnersmarck da Hollywood’un kendisine iyi gelmediği bir diğer yönetmendi.
  • David Fincher gençlik ve mahkeme filmi kalıplarını harmanladığı The Social Network ile vitesi bir kademe aşağıya çekmiş olsa da kritiklerde ve ödül törenlerinde adı bolca geçti.
  • Xavier Dolan genç yaşında çektiği I Killed My Mother ile göklere çıkartıldı. Dolan, İstanbul Film Festivali’nden de nasibini aldı.
  • Cannes’da Altın Palmiye’yi kazanan Amcam Önceki Hayatlarını Hatırlıyor buralarda festivalde de oynadı, gösterime de girdi ama sessiz sedasız geçti gitti.
  • İf Bağımsız Filmer Festivali’inde görücüye çıkan L’epine dans le coeur ile Michel Gondry, “Belgesele bulaşmasa daha iyi olur” dedirtti.
  • Wes Anderson sorunlu kalabalık ailesini animasyona taşıyınca etkileyiciliğinden bir şey kaybetmeyeceğini Fantastic Mr. Fox ile kanıtladı.
  • James Mangold, Knight and Day ile üzdü.
  • M. Night Shyamalan, The Last Airbender gibi bir rezaletle kredisini tüketti.
  • Twilight “efsanesi” devam etmeye devam etti.
  • Süper kahraman filmleriyle dalga geçen süper kahraman filmi Kick-Ass, türdeşlerinde pek rastlanmayacak şekilde kanlı bir dünya yarattı.
  • Christopher Nolan, Inception ile ortalığı epey bir salladı.
  • A Team, Karate Kid, The Wolfman, Piranha, Das Experiment gibi filmlerin yeniden çevrimlerini izledik.
  • Greenberg bir Noah Baumbach filmi olmasından ziyade Greta Gerwig gibi bir güzelle tanışmamız açısından iyiydi.
  • Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde izlediğimiz Me and Orson Welles, Richard Linklater’ın da kötü film yapabileceğini gösterdi.
  • İf Bağımsız Filmler Festivali’nde gösterilen Mary and Max, Adam Elliot gibi bir dahiyle tanışmamıza vesile oldu.
  • Steig Larsson’ın Milenyum Üçlemesi’nden uyarlanan filmler ilgi çekti. Öyle ki Fincher bu aralar The Girl with the Dragon Tattoo’yu yeniden çekiyor.
  • Thomas Alfredson’un vampir mitine reset atan şahanesi Lat Den Ratte Komma In kült statüsüne ulaşmaya başlamışken gösterime girip nasıl bir şey olduğunu sağır sultana duyurdu.
  • Fatih Akın ikiye ayırabileceğimiz kariyerinin eğlencelik filmler köşesine Soul Kitchen ile bir yenisini ekledi.
  • Sam Mendes geleneğini bozanarak yıl içinde ikinci filmini çekmeye kalkıştı. Sonuç Away We Go gibi gayet hoş bir şeydi.
  • Richard Kelly The Box ile kariyerinin sıvama aşamasına geçti.
  • Boy A’i fazlaca anımsatan ama en az onun kadar güzel olan DeUsynlige sessiz sedasız geldi geçti.
  • Peter Jackson The Lovely Bones ile yaka silktirdi.
  • The Hurt Locker aldığı Oscar’lardan sonra tekrar gösterimi girdi. Onca Oscar’ı neden aldığını yine de anlayamadık.
  • François Ozon Le Refuge ile güzelliklerine devam etti.
  • Lars Von Trier Antichrist ile arkasından bolca küfür ettirdi.
  • İf Bağımsız Filmler Festivali’nde belgesel kategorisi altında sundukları 83 dakikalık klip niteliğindeki All Tomorrow Parties hayli hoş bir seyirlikti.

2010 Yılında İzlediğim En İyi Filmler

L’illusionniste
Easier With Practice
DeUsynlige
Le Concert
Lat Den Ratte Komma In
Scott Pilgrim vs. the World
Bahtı Kara
Despicable Me
Fantastic Mr. Fox
Inception
Metropia
Contact High
Moral Bozukluğu ve 31
Away We Go
All Tomorrow Parties

2010 Yılında İzlediğim En Kötü Filmler

The Box
Antichrist
Yüreğine Sor
L’epine dans le coeur
The Last Airbender
Old Dogs
Little Fockers
The Tourist
Get Him to the Greek

Author: Akin Cetin

Share This Post On

11 Comments

  1. Liste görünce dayanamam, bu da benim en iyi on film listem;
    1.Parlak Yıldız (Bright Star), Jane Campion
    2.Beyaz Bant (Das weisse Band), Michael Haneke
    3.Ciddi Bir Adam (A Serious Man), Ethan Coen, Joel Coen
    4.Çoğunluk, Seren Yüce
    5.Yuva (Le Refuge), François Ozon
    6.Bal, Semih Kaplanoğlu
    7.Tek Başına Bir Adam (A Single Man), Tom Ford
    8.Başlangıç (Inception), Christopher Nolan
    9.Akvaryum (Fish Tank), Andrea Arnold
    10.Kosmos, Reha Erdem

    “L’illusionniste” ve “Loong Boonmee raleuk chat” filmlerini henüz izlemedim. Listemde değişikliklere neden olabilirler gibi hissediyorum.

  2. Güzel bir özet olmuş, elinize sağlık. :)

  3. Teşekkür ederim Kris :)

    Parlak Yıldız ve Ciddi Bir Adam benim de çok sevdiğim filmler oldular ama arada kaynadılar, aklıma bile gelmediler yazarken. Akvaryum’u da bu yazıyı yazdıktan sonra izlemiştim. Çok sevdiğim bir film oldu. Listeye eklemek isterdim ama yazılan bir şeye geri dönmeye hem çok üşeniyorum hem de çok geriliyorum :)

    Bu arada Salı günü öğrendim ki filmlerini izlemediği için kovmuş o muhabiri Semih Kaplanoğlu. Not düşeyim de yazıyı okursa bize de gerilmesin sonra :)

  4. Pazartesi sendromundayken okunacak güzel bir özet olmuş (: İyi gitti sabah sabah..

  5. En az film izlediğim yıllardan oldu 2010. İzlediklerim de hep 60-70 dönemindendi :) Şimdi listeni indirip izleyeceğiz, sırayla indiriyoruz. A Serious Man’i sevdim ben, Çoğunluk son zamanlarda izlediğim en iyi filmlerdendi. The Social Network de hoşuma gitti aslında, Pirates of Silicon Valley’in büyümüş hali! Mary and Max’i de listeme alırım. Soul Kitchen ise hüzünlü alkazar vedası için yanlış tercihmiş :) Kosmos konusunda yorum yapamıyorum! Ne desem garip kaçar, pek anlamadım. Yazı çok güzel olmuş, iyi toplamışsın.

  6. Bahtı Kara filminin burada övülmesi çok hoşuma gitti. Nedense bu filmi Türkiye’de tek izleyenin ben olduğumu düşünüyordum aylardır. İçim rahatladı :)

    Yol gösterici bir yıl sonu listesi olmuş, eline sağlık.

  7. bu yıl ne yazık ki yabancı sinema filmeri içinde bright star, a serious man ve das weisse band dışında evet bu dedirtecek yapımlar yoktu benim için. (social network’u ise henüz izleyemedim) Türk yapımlarındaysa Çoğunluk ve Kosmos gerçekten beklediğimden de iyiydi. özellikle Kosmos Reha Erdem’e A ay’ı izlediğimden beri duyduğum saygıyı bir nebze daha arttırdı. bir de son dönemde vizyona girmiş teslimiyet var konusu ilgimi çeken fakat bir türlü izleme şansı edinemediğim.
    bu arada yazı için teşekkürler gerçekten iyi bir yazı olmuş.

  8. Başlığı biraz okuyunca çok da fazla film seyredemediğimi farkettim ama,bu sene all time favourite’ımı izlediğim için aklımda hep iyi kalacak bu sene.O film ise Enter The Void’du.İzlemediyseniz çok ayıp.

  9. Merhaba,
    Sinema Dünyasında 2010 başlıklı yazınızı ilgiyle okudum. Yazının tümünü kişisel bloğuma kaynak göstererek alabilir miyim?

    teşekkürler, sevgiler

  10. Merhaba. Yazıyı yazan arkadaşımız askerde ama kaynak göstererek alıntılamaya bir şey söyleyeceğini zannetmiyorum :)

  11. Teşekkür ediyorum.

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir