Seçmece Solo Albümler


Yaklaşık bir hafta evvel Oasis’in büyük kardeşi Noel’in solo kariyerine başladığı ilk projesi “High Flying Birds” ün tur biletleri 600 küsur saniyede bitince aklıma geldi solo kariyer albümleri yazısı yazmak; ardından arşivime baktım da son zamanlarda bu furyaya Alex Turner ve Phil Selway’in katıldığını görünce de isteğim arttı açıkçası… İngiltere’de müzik yapıyorsanız oluk oluk müzik akıyor galiba her bir taraftan. Solo projeler; superband’ler vs vs vs… sonra da en güzel 10 solo projenin seçmesini üşenmedim yaptım. Açıkçası şimdi listeyi bitirdim (ve okumaya başlamadan size bir kopya vereyim) bazı gitaristler solo albümleriyle adeta frontmen’lerden bazı frontmen’ler de ikinci adamlardan öc alıyor gibi…

10- James Dean Bradfield – The Great Western
Manics’in solisti James Dean’in 2006 çıkışlı bu albümü genel itibariyle grubun devamı aslında. Fakat gitarları daha yumuşak ve kendi içine dönük gibi olduğundan daha kolay dinleniyor. İçinde bir çok cover bile var hatta. Ki bence bu albüm Manics’in albümlerinden daha kallavidir.

9- Jarvis Cocker – Jarvis
Güzel Pulp’ın bitip bitmediğini bilmezken Jarvis azıcık yaşlanmış, biraz da Cohen ile takılarak üstelik Richard Hawley ile beraber yazmıştı bu albümü. Don’t Let Him Waste Your Time’ a bakarsak sözler aynı; müzik farklı…

8- John Squire – Time Changes Everything
2002 yılında güzellik yapıp bildiği gibi çalan Stone Roses’dan tanıdığımız John Squire, hafif melankolik sesiyle falan Stone Roses göndermeli bu albümü çıkarttı. Ian Brown’a gıcık olduğumdan değil de Squire’ı daha teknik ve işlevli bulduğumdan (ve bu albümü Ian Brown’ın albümlerinden daha cok sevdiğimden) listede yer buldu.

7- Adem – Takes
Fridge’in Kıbrıs asıllı bass’cısı Adem İlhan’ın 2008 cıkışlı 3. Solo albümü… Takes aslında bir cover albüm projesi olsa da şarkıların orijinal halleriyle alakaları yoktur – ki albümü güzel kılan da Adem’in solo yeteneğidir… Deus, Pinback, Breeders, Pj Harvey, Tortoise, Smashing Pumpkins vs. neredeyse 90’lar indie’sinin bütün kült grupları var.(Pavement hariç)

6- Joe Strummer – Earthquake Weather
Clash ve öteki şeyleri bir tarafa bırakıp ilk defa yalnız başına çalışıp, 89 yılında Earthquake Weather’i  piyasaya çıkartan Strummer’in ilk solo albümü niteliği de taşıyan bu denemesi pek de bilinmez aslında. İçinde Leopardskin Limousines gibi güzel ve Clash’den ayrı durarak insanı şaşırtan bir parça da mevcut.

5- Graham Coxon – Happiness In Magazines
Tender’da Blur’e ne gibi bir güzellik kattığını gösteren adamın en güzel solo albümü… Aslında Graham Coxon’ın 8 adet albümünün olduğunu varsayarsak bu albümün listeye nasıl bir seçicilik ile girdiği tartışılır. Gerçi Coffee & Tv’den artan yünle örülmüş atkı gibi duran Bittersweet Bundle of Misery bu albümde diye seçtim galiba.

4- Thom Yorke – The Eraser
Sanırım listedeki grubuna en çok benzeyen solo proje ödülü bu albüme gitmeli. The Eraser çıktığında onyüzbin eleştirmen, yediyüz dergi beğenmiş; yılın en iyileri sıralamasında üstleri oynamıştı. Ki Prestij filminin sonunda çaldığında anlamıştım; bayağı güzel bu albüm.

3- Bernard Butler – Friends and Lovers
92’yılında çıkan Suede’in debut albümünde hayatımda duyduğum-duyacağım en güzel soloları atarak kalbimi çalan Bernard Butler’ın 99 yılında çıkarttığı bu albümü büyük Suede fanları albümdeki karakter eksiklerinden ötürü pek sevmez. Ama bence bu albümün büyüklüğü de buradan gelmekte… Bütün gün No Easy Way Out’u Liam Gallagher’a Cocoon’u Edwyn Collins’e ya da Everyone I Know is Falling Apart’ı Richard Ashcroft’a yakıştırarak dinleyebilirsiniz. Boş şarkı yok yani aslında albümde… Ben böyle sevebilirim sözleri, Butler’ın sesini.

2- Tim Booth – Bone
Güzel Wave Hello, sınırları çizen Bone ve ardından heykelin kafasını, gövdeden ayıran Monkey God. Değişken yönelimleri, değişken ruh halleriyle İngiliz bağımsız müziğinin bayrağını taşımasa da onun sadık bir askeri olan Tim Booth’un harikulade albümü…

1 -Pete Doherty – Grace/Wasteland:
Ne Libertines ile yetinebilmiş ne de Babyshambles ile geçinebilmiş adamın hikayesinden türeyen kusursuz bir albüm bu. 2008 yılında elindeki bitmemiş şarkılar ve kırık kalbiyle beraber (adeta dramatize ettim ama öyle, kate moss ile biten ilişkisiyle!) Stephen Street ve ünlü doktor Graham Coxon’ın ellerine teslim olan Doherty Paşa Through the Looking Glass ve 1939 Returning gibi akustik şahanelikler, Gainsbourg-vari A Little Death Around the Eyes ve Salome gibi orkestral zenginliklerin ardına Babyshambles’dan kalma Palace of Bones benzeri erkeksi şarkılarını bağlamış The Last of English Roses ve Arcadie gibi hitlerle de imzasını atmıştı bu albümde. Bence bayağı da iyi yapmış Barat’tan kurtularak.

Author: Onur Yener

Share This Post On

3 Comments

  1. Listede Morrissey’in olmaması bilinçli bir tercih mi (Faşist vs.) yoksa atladınız mı? Bence You are the Quarry listedeki albümlerin çoğunu fena dağıtır. The Eraser konusu da çok ilginç, ilk dinlediğimde “ne gerek vardı” dediğim bir albümdü. Uzun bir süre dinledim ve zaman geçtikçe en sevdiğim solo albümlerden oldu. Ama Radiohead benzerliğine pek katılmıyorum, bu su katılmamış elektronik Radiohead’den temelde net bir şekilde ayrılıyor. Tim Booth – Bone’u sevsem de James’ten koptuğunda Badalamenti ile girdikleri Booth and the Bad Angel olayını daha çok severim ama onu da farklı bir yazıda incelersiniz. Bernard’ın albüm listede yerini hak ediyor, ama bu Pete çocuğuna gerginim.

    Best Regards,

    Neil “The Divine” Hannon

  2. şimdi neil kamyon’cuğum; genel olarak hep şarkı yapmaya meyillli adamları beğendiğim icin; mesela sende bir solo albüm yapsan seni de koymam. gerci senin tüm albümlerinden (sen diye hitap ediyorum kusruma bakma) best of’u bana “abi gel solo albümü dinle” diye dinletsen onu bile koymam. moz’ hazretleri ve brett anderson da listede bu yüzden yok. iyi müzisyen miler bilemedim. enis batur gibi iki dakkada bir albüm yapmayaydı moz ayrıca…

    elektronik radiohead lere gelirsek; thom ile pek bir tanışıklığımız yok ama iyi bir adam gibi gelir bana hep; bunun dışında genellikle albümlerini kendisi yazarmış ve hatta genelde her radiohead albümünün b-side’ı remix’leri gibi takılmalı ekstraları vardır. yani geleceğim şey; radiohead temelde o elektronik şarkılarda dinlediğimiz kontekste bi gruptur ki o albüm radiohead’in bitirmediği şarkıların dwight yorke düzenlemeleridir.

    sağlıcakla kal; tatilde mayonun ağına umarım fazla kum kacmaz…

  3. ha bi de bu yakınlarda bir de diğer projeler başlıklı bir yazı yazacağım-dır. booth and the bad angels’in o listeye 1.sıradan gireceğine de kuşkum yok.

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir