Scener ur ett aktenskap

Ingmar Bergman’ın yaklaşık üç saat süren kadın erkek ilişkilerine dair başyapıtı. Birbirinden güzel ve delirtici sahnesi var filmin, ama benim için birinin yeri ayrı. Taredalen (Gözyaşı Vadisi) bölümün adı. Johan ve Marianne’ın ayrılmalarının üzerinden 6 ay geçmiştir. Johan arayıp görüşmek istemiş ve Marianne’in evinde buluşmuşlardır, heyecan, kıskançlık ve karşılıklı suçlamalar sonrasında yine aynı gel git’i yaşarlar. Marianne boşanmak ister, ama Johan biraz daha beklemek yanlısıdır. Yemek yerler, Johan’ın sevişmek isteğini Marianne reddeder, kendisi de istemesine rağmen gözyaşları ve özlemle onu düşünmek istemediğini söyler. Bundan sonra psikiyatristinin tavsiyesine uyarak yazdığı satırları okur Johan’a. Bu satırlar neden böyle olduğunu anlamaya çalışan, bahaneler uydurup kimliğine gerekçeler bulmak yerine sadece kendini tanımaya çalışan bir insanın çırpınışıdır. Şimdiye kadar ne istediğini kendisine sormamış bir insanın geç kalmış çığlığıdır onlar ve bence filmin en güzel anlarıdır. Bergman, Marianne’nin yüzüne zoom yapar. Eski fotoğraflarının üzerine Marianne’in sesi düşer. Filmin en etkileyici sahnelerinden biri gerçekleşir.

“Dönüp eski sınıf fotoğraflarıma baktım. 10 yaşımdaydım. Daha önce gözümden kaçan bir şeyi fark eder gibi oldum. Şaşkınlık içinde kabul etmeliyim ki kim olduğumu bilmiyorum. Hiçbir fikrim yok. Her zaman bana söylenenleri yaptım. Kendimi bildim bileli hep söz dinleyen uyumlu biri oldum. Küçük bir kızken kendimi kanıtlamak için birkaç kez patlama yaşadığımı hatırlıyorum. Ama annemin ibret olsun diye bu patlamaların sonrasında beni katı şekilde cezalandırdığını hatırlıyorum. Ben ve kardeşlerim uyumlu olacak şekilde yetiştirildik.

Uyumlu ve kaba sabaydım. Bu bana sık sık hatırlatılırdı. Kısa zamanda düşündüklerimi paylaşmaz ve beklendiği gibi görünürsem ödüllendirileceğimi fark ettim. Gerçek kandırmacaysa ergenlikte başladı. Bütün duygularım, düşüncelerim erotizmle kuşatılmıştı. Ama bundan aileme hiç bahsetmedim. Aslında hiç kimseye bahsetmedim. Oyunculuk, ketumluk benim ikinci kişiliğim oldu. Babam kendisi gibi avukat olmamı istedi, oyuncu olmak istediği ima ettim. Ya da hiç değilse tiyatroyla ilgilenmek istediğimi. Bana güldüler. Bu böylece sürdü. Başka insanlarla ilişkilerimde, erkeklerle ilişkilerimde aynı ikiyüzlülük… Kurallara uymak için hep aynı çaba… Ve hiçbir zaman ben ne istiyorum diye düşünmedim. Hep karşımdaki erkek ne istememi ister diye düşündüm.

Önceleri inandığımın aksine bu bencil olmamak değil, bu sadece korkaklık. Ve bu korkaklık kim oluğumu bilmememden kaynaklanıyor. Hiçbir zaman kim olduğumu bilmedim. Sadece başkalarının isteklerine göre yaşadım. Kendi isteklerimi hiç umursamadım. Hatamız ailelerimizin boyunduruğundan kurtulamamak, kendi koşullarımızla anlamlı bir şeyler yaratamamak oldu. Her zaman aynı hatayı yaptık. Ailelerimiz için yaşadık.”

Marianne okumayı bırakıp Johan’a döner, ama o uyumaktadır.

Birbirleriyle gerçek iletişim kuramayan birbirlerini kırmadan konuşamayan iki kişi gerçek bir iletişim anını böyle kaçırırlar. Johan karısını tanıma ve belki anlama anını ıskalar. Marianne kendini aşık olduğu adama en gizli yanlarıyla açar, ama hala ona ulaşamaz. Bu belki söylenenlerden ya da birbirilerine yaptıklarından bile daha büyük yara açar. Bu nedenle çok önemli bir sahne bu film için, en açık oldukları anlarda bile birbirlerine ulaşamayan iki insanın acısı da büyük olur. Bizim de film boyunca onlarla acı çekmekten ve delirmekten başka bir şansımız yoktur.

nezaket@tramvayduragi.com

Author: Nezaket Kartal

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir