Sanat-Hayat Dizisine Yeni Kitap

İletişim Yayınları’nın severek takip ettiğimiz SanatHayat dizisine yeni kitap geliyor. Ali Artun’un kaleminden “Çağdaş Sanatın Örgütlenmesi” önümüzdeki hafta raflarda olacak.  Sanat diye sunulanı sorgulamadan kabullenmek kolay, zor olanı yapmak içinse bu dizideki kitaplara sarılmak gerekiyor. Seride şimdiye kadar yayımlanan kitapların listesine buradan ulaşabilirsiniz.

ÇAĞDAŞ SANATIN ÖRGÜTLENMESİ, Ali Artun, İletişim Yayınları, 224 s., 19 TL

1990’lardan başlayarak sanat dünyasını bir “çağdaş sanat” humması sardı. Birbiri ardına faaliyete geçen çağdaş sanat müzeleri, çağdaş sanat galerileri, çağdaş sanat müzayedeleri vb. aracılığıyla dev bir küresel sanat piyasası inşa edildi. Küresel metropoller arası yarışta hamle yapmaya çabalayan İstanbul da bu piyasanın merkezlerinden biri haline geldi.

Çağdaş sanatın alabildiğine örgütlü olduğu ortadadır, ama onun ne olduğu henüz bir bilmecedir. Sanatın, sanat tarihi, eleştiri ve estetik gibi evrensel kaynakları, “çağdaş sanat nedir?” sorusunu daha yeni yeni tartışmaya başlamıştır. Bu tartışmalarda çağdaş sanatın örgütlendiği ortamların incelenmesi kilit yer tutmaktadır. Ali Artun’un yazıları da bu kapsamdadır: sanat yönetiminin yükselişi; bienallerde benimsenen yönetim/işletme modelleri; tasarım ile çağdaş sanatın bağı; sanatın müzayedeleşmesi; çağdaş estetik, realizm ve şiddet; çağdaş himaye sistemleri; sanat tarihinin ve eleştirinin kaderi… Ama bütün bu konuların altındaki asıl tema ortaktır: modernizmin tasfiyesi.

İletişim aynı zamanda Eylül kitaplarını yayımlamaya devam ediyor. Ayın ilk haftasında yayımlanan kitapların listesine buradan ulaşabilirsiniz. Aşağıda tanıtımları yer alan kitaplar da bu hafta içinde raflardaki yerlerini alacaklar.

TÜRKİYE, İSLAM ve SEKÜLARİZM, Şerif Mardin, çev. Elçin Gen, Murat Bozluolcay, İletişim Yayınları, 288 s., 21,50 TL 

Dinin toplumsal hayatta oynadığı rol, dinî kurumların Cumhuriyet döneminin modernleşme perspektifiyle yaşadığı gerilimli ilişki, toplumbilimleri açısından çeşitli tartışmalara yol açmıştır. Şerif Mardin’in bu kitapta bir araya getirilen makaleleri, 19. yüzyıldaki siyasal tartışmalardan AKP’ye uzanan gerilim hatlarının siyasal düşüncede ve siyaset sahnesinde nasıl bir rol oynadığını inceliyor.

Türkiye’de düşünce tarihi, din ve siyaset sosyolojisine yaptığı önemli katkılar nedeniyle düşünce hayatımızın önde gelen isimlerinden biri olan Şerif Mardin, toplumumuzda yüz yılı aşkın bir süredir gündemde kalan din, modernleşme, Batılılaşma gibi olguları hem resmî yorumun hem de yerleşik muhalif söylemlerin dışında kalarak, toplumsal zemin ve arka planlarıyla birlikte inceler. Mardin’in pozitivist Batı düşüncesinin Türkiye’de egemen görüşle birleşerek biçimlendirdiği “kabul edilmiş” eğilim ve yönteme kapılmayışı, toplumsal değişim dinamiklerini genelgeçer kalıplara sokmayışı, resmî ideoloji ve Kemalist söylemin etkilerinden uzak kalışı, onu “Cumhuriyet aydınları”nın önemli bir kesiminden kalın çizgilerle ayırır ve bütün eserlerini toplumbilim dünyamızda ayrıcalıklı bir yere koymayı gerektirir.

Sokrates’ten Jakobenlere BATI’DA SİYASAL DÜŞÜNCELER, ed. Mehmet Ali Ağaoğulları, İletişim Yayınları, 684 s., 34 TL

Antik Yunan kent-devletlerinin adı olan polis, Batı siyasal düşüncesinde, devletin izlediği tarihsel yolculuğun en mükemmel başlangıç noktası sayılmıştır. 1789 Fransız Devrimi ise, varlığını kendisinden önceki birçok gelişmeye borçlu olmakla birlikte, “eski dünyanın” artık tümüyle tarihe karıştığını, yepyeni bir dünyayı, “burjuva dünyasını” haber veren kırılma noktasını işaretlemek için üzerinde uzlaşılan simgeye dönüşmüştür. Elinizdeki kitap bu nedenle Antik Yunan’la başlayıp Fransız Devrimi’yle kapanmaktadır. Modern siyasal düşüncenin arkaik (eskil) ama eskimeyen köklerine bir yolculuk ya da bir geri dönüş… Kim bilir belki de hem bir Yunan düşünürünün, Epikuros’un, hem de çağdaş bir yazarın, Ursula K. LeGuin’in dediği gibi, “gerçek ilerleme, geriye dönüştür.”

Türkiye’de genel olarak siyaset bilimi, özel olarak siyasal teori, siyaset felsefesi ve siyasal düşünce tarihi alanında en köklü eğitim kurumu olan Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin deneyimli isimleriyle genç kuşak akademisyenlerinin ortak ürünü olan bu çalışma, üniversite lisans öğrencileri için bir kaynak kitap olmasının yanında, siyasal düşüncenin serüvenini izlemek isteyen bütün okurlara keyifli bir yolculuk imkânı sunuyor.

MÜZEYYEN ile NEZAHAT, İlhami Algör, İletişim Yayınları, 152 s., 13, 50 TL

İlhami Algör, sokağın sesiyle mahallenin ablaları Müzeyen ve Nezahat’in kırık hikâyelerini anlatıyor! İronik dilinin gücüyle bir dönemin kültleşen iki romanı Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku ve Albayım Beni Nezahat ile Evlendir tek bir kitap olarak okurla yeniden buluşuyor.

Veletlerden bazıları, hal ve tavırları ile çocuğa mesaj gönderiyor, “Senin resmin değişik evlat” diyorlardı.

“Seni kimse bakkala çakkala göndermez, herhangi bir şey için seslenmezler sana. Kibarlıkları tutar, “Bakar mısın yavrum?” derler sana, “Sen kimin misafirisin?”

Veletler, domuz gibi biliyorlardı ki, misafirin semtinde taksi telefonla çağrılır, bakkal işlerini kapıcı görürdü.

Yine de, coğrafyası farklı çocuğa, mahalli ürünler olarak, kendi kendilerine iken yapmadıkları fakat misafir gözün varlığından haberdar oldukları için nedense kendileri de olamadıkları bir aralıkta, abartılı hareketler sergiliyorlar, korkusuz cengâver, bıçkın, fırlama rollerinden çeşitlemeler sunuyorlardı.

Misafir çocuğun duruşunda, bulunduğu çevreyi küçümseyen, potansiyel sopalık bir eda yoktu. “Ben sizin için bir tehdit değilim” duruşuyla duruyordu. “Sizden farklıyım, ama yabancı değilim. Sırlarınızı satmam, size kelek atmam, fakat bana ait olanı ve benim ait olduğumu unutmam.”

NİŞANCI, Metin Aktaş, İletişim Yayınları, 432 s., 24,50 TL

İsyanın ortasında,

ölümle yaşam arasında gerçek bir öykü

Şeyh Sait Ayaklanması’nın arifesinde,

hayatı bir anda tamamen değişen ve kaderi yeniden yazılan, yaşamla ölüm arasında

karar vermek zorunda kalan bir genç…

Nişancı, Şeyh Sait Ayaklanması’nı

hem devlet yanlısı hem de isyancı milisler gözüyle aktaran, gerçek bir öykü.

Şeyh Sait Ayaklanması’nın çıkışından başlayarak Şeyh Sait’in ölümüne kadar geçen her günü, yalnızca savaşan milislerin yaşamlarıyla değil, isyanın ortasında

kalakalmış kişilerin yaşadıklarıyla da

gözler önüne seren bir yaşam öyküsü.

KREÇETOVKA İSTASYONU’NDA BİR OLAY / MATRİYONA’NIN EVİ, A. Soljenitsin, çev. Mehmet Özgül, İletişim Yayınları, 126 s., 12,50 TL 

Soljenitsin’in bu kitapta bir araya gelen iki novellası “Kreçetovka İstasyonu’nda Bir Olay” ve “Matriyona’nın Evi”, 20. yüzyılın bu büyük yazarının, Rus edebiyatı geleneğini Dostoyevski ve Tolstoy’dan sonra devam ettirdiğini göstermektedir.

“Kreçetovka İstasyonu’nda Bir Olay”, İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman işgali altındaki Rusya’da savaşırken kritik bir karar vermek zorunda kalan Kızıl Ordu teğmeni Zotov’un zorlu mücadelesini ve savaşın ağırlığı altında yaşamlarını sürdüren, açlık, yokluk ve bilinmezlikle boğuşan köylülerin giderek tedirginleşen ruh hallerini ustalıkla yansıtmaktadır.

“Matriyona’nın Evi” ise, acılarla geçen gençlik yıllarının ardından yoksulluk ve hastalıklarla mücadele etmek zorunda kalan, çıkarcı akraba ve komşularından başka kimsesi olmayan, topal kedisi ve keçisiyle yaşayan Matriyona’nın hikâyesidir. Evine yerleşen kiracısı, ancak hayatı gibi talihsiz olan ölümünün ardından Matriyona’nın gerçekte kim olduğunu öğrenecektir!

“Tıpkı Dostoyevski’nin eserleri gibi, Soljenitsin’in öyküleri de, büyük bir sanatsal yetkinliktir.”

THE TIMES

PLATON  NEDEN YAZDI ?, Danielle S. Allen, çev. Ayşe Batur, İletişim Yayınları, 312 s., 21,50 TL

Platon neden yazdı? Öğretmeni Sokrates için felsefe sözlü bir pratikti. Sokrates’in yazı ve taklit karşıtı fikirlerini diyaloglarına konu edinen Platon ise yazıyı kullandı, çünkü yazılı metinlerin de metaforlar, imgeler ve sembollerle sözlü söylem gibi canlı ve söylediğini savunabilen bir dil yaratabileceğini düşünüyordu.

MÖ 4. yüzyıl Atinası’nda dilsel iktidarı keşfeden Platon, felsefenin Atina kültüründe bir değişim yaratması, toplumsal ve politik yaşamı dönüştürmesi için yazdı. Yazı sayesinde felsefe, yalnızca seçkin yönetici sınıfa değil, tüm vatandaşlara yönelik bir eğitim aracı niteliğine kavuşacaktı. Danielle S. Allen, felsefeyi yazıda var etme tasarısından yola çıkarak, Platon’un bir politikacı, hatta bir politik lider olduğunu ortaya koyuyor ve Platon’un savunduğu fikirlerin Atina politikasındaki tartışmalara etkilerini izleyerek, Platon’un yazdıklarının politikayı nasıl dönüştürdüğünü inceliyor. Özellikle MÖ 330’larda politikacılar arasındaki Kültür Savaşı’nda safların, Platon’un fikirlerini sahiplenme ya da sahiplenmeme üzerinden çizildiğini ileri sürerek Sokrates’ten sonra felsefe ile politikanın yollarının ayrıldığı görüşüne karşı çıkan Allen, felsefe, politika, sanat tarihi, düşünce tarihi gibi alanlarda Platon’un fikirleri üzerine yürütülen tartışmaların şimdiye kadar görmezden geldiği “O halde Platon neden yazdı?” sorusunu gündeme getiriyor ve fikirler ile olaylar, dil ile iktidar arasındaki ilişkilerin izini sürmek için yeni bir model sunuyor.

Author: Burak Kartal

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir