Salò o le 120 giornate di Sodoma

Porcile‘de de midemi kaldırmış pek sevgili Pier Paolo Pasolini’nin öldürülmeden evvel çekmiş olduğu son film. Bu filmi çektikten sonra sokakta dövülerek öldürülmesi o zamanın koşulları ve tavrı gözönüne alındığında çok da ters gelmiyor bana. 1975 yapımı bir aşırılıklar, manyaklıklar, delilikler, sapkınlıklar karnavalı bu. Sonsuz şiddet: her yönüyle. Marquis de Sade’ı bile imrendirecek bir şey bu: Les 120 journées de Sodome ou l’école du libertinage‘ın senaryolaştırılmış hâli.

Dikkatimi çeken manyaklıklar: Koprofili, dışkı yemek, ensest, biseksüellik, homoseksüellik, şiddet, işkence, agorafili, akluofili, allopeli, amokosizi, dakrifili, ürolagni.. daha saysam buradan köye yol olur.

Film, 4 bölüm:

1. Antiinferno: Cehenneme Giriş
2. Girone Delle Manie: Şehvet Çemberi
3. Girone Della Merda: Bok Çemberi
4. Girone Del Sangue: Kan Çemberi

Her biri birbiriyle manyaklıkta yarış eden 4 aristokrat ve onlara eşlik eden birkaç silahlı erkek ile seks hikayeleri anlatarak tüm bu manyaklıklara ara gazı vermeye çalışan yaşlı birkaç fahişenin, ailelerinden kaçırılarak bir “suç mâbedi”ne dönüştürülmüş koca bir malikânede çaresiz, çıkış yolu arayan ancak bulamayan gencecik kız ve erkeklere yaptıkları zulmün hikayesi bu film. Sade’ın Dante okumalarının Pasoliniesk algılanışının, kanla boyalı bir tablo üzerindeki silueti: Ennio Morricone’ye ait müzikleriyle zaman zaman kalp okşasa da, sindirilmesi kesinlikle basit olmayan sahneleri ile seyirciyi kâh şömineye atan kâh buzluğa sokan bir faşizm eleştirisi. Hiçbir izleyenin sinematografik açıdan dahi salt zevk alamayacağını düşündüğüm bir sekanslararası film noir öğeleri, artı, Baudelaire, Nietzsche, Huymans okumaları toplamı.. Sembolizmin durağanlaştırılarak- normalize edilerek izleyicide tam bir hissizleşme sağlanması filmi bir belgesel durumuna da getiriyor denebilir. Kötü’den, En Kötü’ye ilerleyen ve insan’ı hayvandan öte bir meta, bir nesne olarak gören faşistik algının izdüşümlerine tekabül eden filmi, elbette sevmedim. Hatta bunun bir anti-faşist manifesto olduğunu da tüm mide bulantılarım geçtikten hemen sonra uydurdum, buna inanmak istedim. Eğer Pasolini’nin istediği zaten buysa, tebrikler..
firat@tramvayduragi.com

Author: Fırat Aydın

Share This Post On

1 Comment

  1. Sanırım kendisinden çok izleme deneyimiyle insanın aklında kalan bir film bu. Ben de ancak kendime bunların gerçek olmadığını söyleyip durursam filmi tamamlayabileceğimi anlamıştım. Mide bulantımı öyle bastırabilmiştim, filme dair pek bir şey söyleyemeyeceğim, ki derste bir hocamızın bile filmle ilgili söylediği şey festivalde en ön sıradan izlemek zorunda kalması ve hissettikleriydi.

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir