Prologue

‘Kurduğumuz tüm hayallere rağmen değişmeyen dünyanın şerefine’
To vlemma tou Odyssea

 

Béla Tarr. İsmi Tarkovsky’siz anılmayan Macar. Hobi olarak sinema yapan, filozof hamurundan deli. 2009 yazında, sıcağın ortasında koskoca üç günümü, 450 dakikalık Sátántangó’sunu izleyip anlamaya ayırmış, ve elbette yorulmuş, epey şaşırmış, binnetice hayran olmuş, adını unutmuştum. Yine de şimdi hatırlayınca, A Torinói ló ile vedasını yaptığına inanmak, yapımcılıkla sinemaya devam edeceğini bilsem de, artık film yapmayacağına kendimi inandırmak güç geliyor. Çünkü bir yönetmenin ya da yazarın ya da şarkıcının gitmesi bazen çok şeydir. Tıpkı Mark Linkous, tıpkı Theo Angelopoulos gibi. Bıraktıkları ile hatırlanacak olmaları üzücü diye düşünürken, geçtiğimiz cumartesi, Jan Garbarek Group’un bass’cısı Yuri Daniel öyle bir kısa resital çekti ki, Tarr’ın Kárhozat’ından pek çok sahneyi, birbiri ardına kırık notalar ve kor karanlık armonilerle anımsatarak aklımın bir yerini öyle kurcaladı ki, Durak’a bu mavi gözlü dev’in bir kısa’sını eklemeden olmayacak, ruhum rahat yetmeyecekti. Evet şunu demeye getiriyorum: müzik çoğunlukla sinemadan sorumludur.

Kalabalıklara hüznü, mutsuzluğu, yorgunluğu eklediği ağır çekimlerle 5 dakikadan fazlasını gösterdiğini her saniye kanıtlayan Tarr’ın Prologue’u, Avrupa’nın ileri gelen yönetmenlerinin kısa filmleri ile katıldıkları ‘Visions of Europe‘un parçalarından biri. Aki Kaurismäki’nin Bico, Tony Gatlif’in Paris by Night, Peter Greenaway’in European Showerbath, Reconstruction ile tanınmış Christopher Boe’nin Europe Does Not Exist ve Fatih Akın’ın Die alten bösen Lieder ile katkıda bulunduğu yapım hakettiği ilgiyi toplayamamıştı ve nihayet adı da anılmaz oldu. Filmlerini bilhassa ‘iyimser’, hatta ‘komik’ diye tanımlayan, seçkin sanat seyircilerimizin biletlerini dakikalar içerisinde tükettiği filmlerin yönetmeni Tarr da Prologue’da onlarca insan yüzünden oluşan bir manzara sundu bize. Söz olmasa da ses var; duymak, görmek, hissetmek hep var. Tarr’ınkiler ile benzer sinema diline sahip işleri olduğunu düşündüğüm Sharunas Bartas’ı tanıyan, filmlerini izleyip hakkında konuşan çok kişi olmasa da, merak edenler bu ‘hadise’ için çektiği Children Lose Nothing’i izleyebilir, underground olunacaksa da Tarr gibi olunması gerektiğini  (hani Labradford değil de The Black Heart Procession biraz) bir kez daha deneyimleyebilirler.

Ben, suskunluğa gömülen Tarr’ı bir kez daha anmak istedim.
Çünkü rüzgâr çıkacak, çünkü Titanik Bar, Nietzsche, filmlerdeki çirkin adamlar, kötü yüzler, anarşi, gökyüzü ve kuru dallar unutulacak.

Evren, kendi kuralını yine kendisi koyacak.

Herkese iyi seyirler dilerim.

 

Béla Tarr – Prologue from Ali Çamur on Vimeo.

Author: Fırat Aydın

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir