Press

Film, Türkiye’nin karanlık yıllarından doksanların başında Özgür Gündem gazetesinin Diyarbakır şubesinde yaşananları anlatıyor. Haber yapmanın, gazete dağıtmanın çok zor olduğu bu zamanlarda mücadele etmek de gereklidir. Film, öyküsünün merkezine bu koşullara rağmen gazeteci olmak isteyen Fırat’ı yerleştiriyor. Fırat gazetedeki her işi yapan bir çocuktur. Bütün baskılara rağmen hiç durmadan çalışır, kaset çözer, daktilo öğrenir, fotoğraf basar.

Bunlar öyle zamanlardır ki Özgür Gündem çalışanları ofise toplu olarak gelip gitmekte, kısa süreli tek başına kalmak bile birilerinin hayatına mal olmaktadır. Hikaye, çok dengeli anlatılmış, gazetecilerin; arkadaşlarının kanlı bedenlerinin fotoğrafını çekmek zorunda kalmalarını anlatırken dahi demagojiye başvurmuyor. Bunu yapmadığı gibi yer yer mizahi bir üslup da yakalıyor. Kimseyi kahraman ilan etmiyor, korkup kaçan kimseyi suçlamıyor. Sadece direnmeyi başarmak gereklidir diyor bağırıp çağırmadan.

Filmin senaryosu bu kadar iyiyken ne yazık ki sinematografik olarak aynı ölçüde başarılı değil. Filmin ikinci kısmı başladığında, gazetecilerin kendilerini ofise kapattıkları bölümlerde, farklı bir şey yapıyor yönetmen, o ana kadar hareket ettirmediği kamerasını hareketlendiriyor ve zaman geçişleri için biraz gerçeküstü kullanıyor. Bu, filmin sinema dilini bozuyor ve açıkçası filme de bir şey katmıyor. Oyuncuların hepsi çok iyiler, ama Aram Dildar’ı ayrı bir yere koymak gerekiyor sanırım. Öyle doğal bir oyunculukla meraklı, masum, inatçı, biraz da muzip Fırat’ı canlandırıyor ki hayran olmamak mümkün değil.

Sedat Yılmaz ilk filmiyle çok önemli bir şeyi başarıyor, yayınlandığı 30 Mayıs 1992 – Nisan 1994 tarihleri arasında 27 çalışanını kaybetmiş, 580 sayısının 486’sı hakkında dava açılmış, editörleri toplam 147 yıl hapis ve 21 milyar lira para cezasına çarptırılmış bir gazetenin sesini tam da olması gerektiği gibi duyuruyor. Gazetecilerin üzerindeki baskıların farklı şekilde de olsa devam ettiği, “özgür basın” taleplerinin yükselmeye başladığı bugünlerde, yaptıkları haberler nedeniyle  sokakta arkalarına bakmadan yürüyemeyen, sürekli ölüm tehditleriyle yaşayan ve hatta öldürülen gazetecilerin gürültüsüzce anlatılan öyküsünü mutlaka izleyin.

Author: Nezaket Kartal

Share This Post On

1 Comment

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir