Polis

Yalnızca geçtiğimiz ay dahi 9 kez izlediğim Onur Ünlü filmi, çok seviyorum..

Mesleğinde ulaşabileceği en üst mertebeye ulaşmış bir polis olan Musa Rami (Haluk Bilginer)’nin absürdlüklerle dolu hayatından bir kesit.. Şiirsel, komik, öykünmeci ve farklı. İddiam şu ki, Türk Sineması’nın kültlerinden biri olacak. Neyse..

Musa Rami bilinçli, zaman zaman sabit fikirli ama iyi bir polistir. Uzun zamandır peşinde olduğu bir mafya babasının en küçük oğlunu öldürmüş ve başına büyük bir iş açmıştır. Polis merkezinden de çeşitli ultimatomlar almakta ama bildiğini okumakta, yani “boğa sürüsüne kanlı pelerin sarkıtmakta”dır. Bu sırada bitirme tezi için kendisiyle irtibata geçen Funda (Özgü Namal)’ya da aşık olmuş ve iyiden iyiye karmaşık hissetmeye başlamıştır. Tam bu sıralarda, ağzından ve burnundan kan gelmeye başladığını fark eder ve doktora gider. En fazla 2 ay ömrü kaldığını, beyninde kocaman bir tümör olduğunu öğrendiğinde yıkılır. Üstüne üstlük psikolojisi çok da iyi olmayan kızı Sevgi, intihar mı cinayet mi belli olmayan bir şekilde ölünce, Musa Rami, olayı İzmitliler’in yaptığını düşünür; “annen iyi olacak” diye söz verdiği torunu Ece’ye karşı mahcup düştüğü için de kendisini affetmez. Bir polis emeklisi olan Hayri (Settar Tanrıöğen)’den illegal yollarla silah temin ederek intikamını almayı koyar aklına. Başarısız bir girişim sonucunda masum birini yaralar ve birsürü insanın yaralanmasına sebep olur. Üzerine dinamit sarıp, canlı bomba olarak Tayfun İzmitli’yi öldürmeye gider ancak yakalanır. Önüne bir aile fotoğrafı konur ve sadece tek kişinin hayatını kurtarabilme şansı olduğu, bir kişiyi seçmesi gerektiği söylenir. Musa Rami, bu ândan sonra hayatında bir şeylerin hiç de iyi gitmeyeceğini ve çok da fazla şansı olmadığını buram buram hissetmeye başlar…

Ben çok sevdim Polis’i. Taxi Driver’ın “You talkin’ to me?!”sine yapılan göndermesinden, final sahnesinde Musa Rami’nin adeta bir Kadir İnanır’a dönüşmesine kadar çok sevdim. Musa Rami’nin kendisinden yaşça çok küçük bir üniversite öğrencisine duyduğu aşk yüzünden çocuklaşmasını, yalan söylemesini, Kazakistan’lı satranç oyuncusunu “o kıza finalde yenileceksin” mesajını verirkenki agresif halini, kendisi gibi Funda’ya aşık olan Komser Yılmaz (Ragıp Savaş)’a “onu tavlayamazsın” derkenki alaycılığını…

Polis, kasıtlı olarak absürd bir yapım. (Onur Ünlü’nün vaktinde Murat Menteş’in kendisiyle yaptığı bir söyleşide not aldığı “Öldürmek kesin konuşmaktır”ı filmde Musa Rami’nin mottosudur. Girit Paradoksu’na inanan ve kurşunun namludan çıktıktan sonra gittiği yolu sürekli ikiye bölmesinden ötürü aslında bir insanı teorik olarak kurşunla öldürmenin mümkün olamayacağına inanan komik bir adam Musa Rami. Fizikle bunun değillenmiş olması, bu mantığın çürütülmüş olması onun için herhangi bir şey ifade etmiyor. Ona göre “hayatta hiçbir şey göründüğü gibi değil.”.) Çocuklarını, torunlarını birer ikişer kaybetse de, tutunmaya çalışan bir âşığın hayatı, girdabı. Tekvin Sûresi’yle intihardan cayan bir adamın. Kesin konuşan bir adamın. Kocamış ama cesur bir kavalyenin: Funda’nın Sensiz Saadet Neymiş’inde dudakları ve gözleri ve yüzü ve saçları ve boynu santim santim titreyen birinin yani.

Demem o; Haluk Bilginer gibi biri kalkıp Musa Rami oluyorsa bunda bir iş var. Sevgiden bahsedildiğinde eli silahına giden bir polisin hayatından bir kuple. İzlemeyenlere tavsiyem, bir şişe rose şarap ve önyargısızlık. Çünkü Türk Sineması’nı ittire ittire de olsa ilerletecek işler yapacağını nezdimde kanıtlamış şair eskisi bir yönetmen ile karşı karşıyayız. Ve onun şiddeti vallahi dertten.

Author: Fırat Aydın

Share This Post On

1 Comment

  1. Samimiyetine inanıyorum Onur Ünlü’nün. Artistlik olsun diye yapmıyor bazı şeyleri, o artistlik içinden geliyor. O yüzden sevdiğim şairin film çekeceğini duyduğumda çok heyecanlanmıştım. Filmin ilk gösteriminde herkes afallamış ve neye uğradığını şaşırmışken, bir kenarda durmuş acaba ne düşündüler, anlaşılabildim mi diye endişe ettiğini gördüğüm andan beri ona daha bir meftunum. Mahallemizin Onur Ünlü’sü işte, sakıncasız, olduğu gibi.

    Film abes, garip, değişik, kesinlikle trajik, bir adamın başına gelebilecek en kötü şeylerin yekûnu. “Her şeyi kaybetmek mümkün, bunu metanetle karşılamayı öğrenmeliyim”in filmi benim için. Güneşin Oğlu’nu daha çok sevdim sanırım ama yine de her halükârda kimsenin yapamayacağı şeyleri yapıyor o. Ayrıca Haluk Bilginer izlemekten aldığım zevkin ikiye katlandığını da söylemeliyim.

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir