Plaza De Mayo Anneleri

                                             

<<en argentina
no pasa nada>>

künyemde onbeşbin ad okunuyor
hem derin uçurumlardayım hem kör dehlizlerde
her evin temel çukurundayım
mezarım belirsiz

yedi yıl yirmiyedi mevsim anne
kurudu kanım tank paletleri altında
törenleriyle sirenleriyle çiğnediler cesedimi
gözlerimi kara çaputlarla bağladılar
çaldılar benden günü geceyi
gördüm kaç genç kızın gelinliğini kirlettiler
kaç bebeğin beşiğini sarstı postalları
gördüm anne
çelik miğferleriyle tuttular sabahın kapısını
sorgulara taşındım
mitralyöz tarakaları yaladı
çiçek tarhlarında çürüyen saçlarımı

dinle anne
bir desparesido’nun kurşun geçmez sesiyim
beni bir dağın kıyısında vurmuşlardı
mezarım belirsiz

erimiş gözlerinin menevşe vakti
yirmiyedi güz yaşlanmışsın anne
kayısı dallarından süzülen yağmur damlası gibi
akardı ayışığı boynundan omuzlarına
rüzgar ıhlamur kokusu getirirdi dağdan
ocakta közler ışıldardı
kıvılcımlar uçururdu ateşböceklerinin ışığına
ölü demire can veren elleri babamın
çocuk gözlerimizde duyardık anne
göçer kemanların çağrısı gelirdi uzaktan
koşar gelirdi ablamın ezgili sesine
acı aşk şarkıları kır gecesinin

dinle anne
bir desparesido’nun ağıt tutmaz sesiyim
beni bir gecekondu avlusunda vurmuşlardı
mezarım belirsiz

dumanrengi bir gökyüzü anne
çökerdi karanlık sokaklarına akşamın
oturup camın kıyısına yolumu gözlerdin
kirpiklerine değerdi pervazdan sızan rüzgâr
kulağın kapıda korkuyla ürperirdi yüreğin
dışarda kar anne karda ayak izleri
neyi anlatırdı geceye bırakılan kâğıtlar
onlar hiç ana sütü emmemişlerdi
ve anaları hiç oğul emzirmemişti onların
birağızdan söylenmemiş türkülerle ışıyacaktı
gün bizim sokaklarımızdan akacaktı kentlere
dinlerdi gözlerin iri iri açılırdı

bugün haftanın dördüncü günü anne
son perşembesi eylülün
mayıs meydanı’nda ilk çiçeklerini açıyor bahar
ve başörtün
ülkemin mavi kelebekleri gibi
dalga dalga uçuyor saçlarında

bir öfkenin öce yargılı sesisin anne
sarmışlar çevreni sırmalı kollarıyla
parmakları tetikte dirsekler kenetli
kaçırıyorlar gözlerini gözlerinden
gizlemeye çalışıyorlar yüzlerini
susturmak istiyorlar acı aşk şarkılarını kır gecesinin
silmek yok etmek istiyorlar kardaki ayak izlerini
seni yirmiyedi güz yaşlandıranlar
sana plaza de mayo’nun delisi diyorlar anne
çelik yelekleriyle uykularını basıp
gelinlik kızlarına saldıranlar
sana perşembe’nin delisi diyorlar

bugün haftanın dördüncü günü
ilk perşembesi ekim’in
mayıs meydanı’nda yuvalarını kuruyor kırlangıçlar
ve senin yumruklaşan ellerin
tıpkı sonsuz toprakları gibi ülkemin
doğacak günü taşıyor avuçlarında

bir acının sevince yazgılı sesisin anne
yolumu bekleyen gözlerin
bir daha göremeyecek karda savrulan atkımı
o emekçi ellerinle saçlarımı saramayacaksın
ama üzülme
gölgemin değdiği duvarlardan
tülden bir esintiyle geçecek mayıs sabahı
gün gelecek
sevinçle savurarak sigara dumanını
şarkılar söyleyecek fabrika kapılarında kardeşim
ve sen her Perşembe geleceksin
ve mezarımın toprağını hep gizleyecekler senden

bugün dördüncü günü haftanın
acıyı ve özlemi
umudu ve öfkeyi çağırıyor mayıs meydanı’nda toprak
duy çağrımı
ağarmış kızılderili alnınla gel anne
yorgun bilekleriyle ayaklarının
yurdumun uçsuz bucaksız pampaları gibi
üretken öpülesi ellerinle gel
toplumezar çiçeklerinden topla türkümü
türkümü söyleyen melez sesinle gel
listelerde onbeşbin kayıbım anne
onbeşbin ölü
onbeşbin kayıp

Eylül-Ekim  1983

Ateş Hırsızları Söylencesi, Emirhan Oğuz

Author: Fırat Aydın

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir