Planet 51

Animasyon filmleri için parlak fikirler üreten üç beş kişilik bir topluluk olduğunu düşünüyorum artık. Bu insanlar, iyi bir fikir bulup sıradan yönetmenlere satıyorlar sanki. Böyle iyi bir fikre sahip Planet 51 de. Asıl uzaylı kim sorusunu sordurmak ve koskocaman bir kâinatta kendisine dünyalı, kendisi dışındaki olası canlılara uzaylı diyen insanın bencilliğini ortaya sermek derdinde. Yani öyle gibi görünüyor başta.

Planet 51’de sıradan bir gündür. Ta ki gökyüzünden bir “uzay aracı” inip bir astronot, gezegenlilerinin hayatının orta yerine Amerikan bayrağı dikene kadar. Acaba burda Amerika’nın işgal politikalarına dair bir iki söz duyar mıyız diye düşünüyoruz ama nafile. Film o yollara hiç sapmadan olabildiğince klişe bir hikâyeyle ilerliyor. Bilim kurgu filmlerine gönderme yapmaktan bitap düşüyor. Bazen göndermeyi aşıp kopyalamaya da başvuruyor.

Sonuçta iyi bir fikirden vasat göndermeler, Wall-e kopyası Rover adlı robot gibi taklitler ile oldukça sıradan bir film ortaya çıkıyor. 1950’lilerin Amerika’sını yaşayan biraz da Pleasantville’i anımsatan bu gezegen aslında görebildiğimiz kadarıyla (çünkü pek az görebiliyoruz) ilginç bir yere benziyor. Uzaylıyı kurtarmak, dünyasına dönmesini sağlamak gibi klişe bir hikâye yerine, farklı olandan korkarak güvenli banliyö hayatı yaşayan gezegen halkı üzerine bir film izlemek daha iyi olabilirmiş. Ama şöyle olsaydıların anlamı yok artık, yaz günleri üstelik böylesine sıcak havalarda sinema salonlarının serinliğinden faydalanmak için gidilebilir Planet 51’e, hem film çıkışında herkes kendi “keşke senaryosu”nu yazabilir.

Author: Nezaket Kartal

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir