Perfect Sense

Avrupa’yı garip bir virüs istila etmeye başlamıştır. Duygusal krizlerle kendini gösteren semptomlar ağlama krizleriyle devam ediyor ve koku alma yetisinin kaybolmasıyla son buluyor (gibi gözüküyor başlarda.) Susan ile Michael’ın ilişkileri de bu virüsün yayılmaya başladığı zamanlara denk geliyor. İkilimiz başlarda keyif için birlikte oluyor olsalar da zaman içinde ilişkileri aşka dönüşüyor. Virüs, çoğalan belirtileriyle giderek yayılmaya devam ediyorken ikilimizin inişli çıkışlı ilişkilerini seyrediyoruz.

Kaybedilen ilk yeti koku olduğu için koku hafızasına değinmeden geçmiyor Perfect Sense. Filmin en şiirsel anlarını da Susan’ın sesiyle eşlik ettiği bu bölümler oluşturuyor.

Nereden, nasıl, ne şekilde üreyip türediğini öğrenemediğimiz virüs filme zenginlik katan en önemli unsur. Çünkü virüs çoğalıp gelişmeye başladıkça film daha da garipleşiyor. Aynı zamanda inandırıcılığını zedeleyecek şeylere de sebep oluyor. (Michael’ın sevdiğini aşağılaması, ortalığı dağıtması ve buna virüsün neden olduğunun ima edilmesi mesela. Böyle bir şey gerçekleştirmek için illa o virüsten mi kapmak gerekiyor? Michael’ın pislik bir insan olduğu defalarca vurgulanıyorken hem de.) Garipleşen ve filme değer katan kısımlarına gelirsek; yönetmenin virüsün belirtilerini sinemasal olarak ifade etme şekli etkiledi beni. Filmin son on dakikası diyalogsuz ve etkileyici bir müzik eşliğinde ilerliyor. Cesur bir tavırdı açıkçası. Hatta o bölümler Susan’ın dış sesinden arındırılmış olsa seyir birazcık zorlaşırdı belki ama daha vurucu olabilirdi.

Aşkı yüceltme çabası içinde olan ve “Her şeye rağmen hayat devam ediyor ve güzel” diye özetleyebileceğim bir mesajı var filmin. (‘Hayat güzel’ diyorsunuz da kime güzel? Size olmadığı kesin.) Virüsün neden olduğu şeylerden birisi de bu. Güzel şeyler söylüyor insanlar birbirlerine. Sonlarının yaklaştığını hissettikleri için olsa gerek. Yoksa umrumuzda değiliz. İlla yumurta kapıya dayanacak.

Kimi kusurlarına rağmen türdeşleri içerisinde kendisine ayrıcalıklı yer edinmeyi hak ettiğini düşündüğüm bir film Perfect Sense. Efektsiz, patırtısız, bağırışsız bir bilimkurgu. Hissedilen, hissettirilen şeyler üzerine. Ayrıksılığını çıkış fikri haricinde bir de senaryodaki hamleleri konusunda gösterip şablon üzerinden ilerlemeselermiş başyapıt bile olabilirdi. Ya fikir çok  hoşuma gitti ve olamadığı şey yüzünden üzüntü duyuyorum ya da aylardır değerlendirme yazısı yazmadığım için saçmalıyorum.

Author: Akin Cetin

Share This Post On

1 Comment

  1. Fikri ben de çok sevdim, ama film bunu öylesine heba etti ki üzüldüm sadece.
    Virüs insanlarda farklı zamanlarda ortaya çıkıyor, ama nedense diğer belirtiler hep aynı anda gerçekleşiyor gibi detaylara takıldım ben, bir de sıradaki duyunun ne olacağını tahmin ediyor ve o kavgayı da o kadar öngörebiliyoruz ki pek tatsız oluyor bu da. Hele sonuna “yok aman yapma eyvah” gibi tepkiler verdim, bu nedenle üzülemedim hiç. Ama işte filmden çıktıktan sonra fikirle oyalanmak keyifli oluyor, oyunculuklar iyi, müzikler de güzel.
    Birkaç saat önce izledim filmi, hemen burada görmek hoş oldu :)

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir