Papaz ve Joker

Önceleri her şeyi bilen Tanrı “papaz”/ “kral” /ın gözdesi olan “kız”, “kral”ın gücünden sıkılmış olsa gerek son yüzyılda eğlenceli, sürprizlerle dolu olan “joker” ile birlikte. Bu birlikteliğin olumlu ve olumsuz yanları tartışıladursun Yıldız Ecevit konu ile ilgili bir araştırma yaparak bu “kız”ın “kral”dan kopma nedenini, “joker” ile olan ilişkisinin nerede başladığını, ilişkinin ayrıntılarını ve nasıl sürdüğünü kapsamlı bir şekilde sunmuş meraklılarına.

İhsan Oktay Anar’ın “Ben bir jokerim. Yani bazı iskambil oyunlarında, her kartın yerine geçen bir kart gibi. Kelimenin diğer anlamıyla da ‘Joker’, yani şakacıyım.”¹ sözünden hareketle yaptığım giriş ne söylemek istediğimi açıklar nitelikte zannediyorum. Yıldız Ecevit’in Türk Romanında Postmodernist Açılımlar kitabı modernizm ve postmodernizmin ortaya çıkış sebebini, bu akımların ne olduğunu/olmadığını, akımların özelliklerini ve romanlardaki kullanımlarını ayrıntılı bir biçimde anlatmakta.

“Kozmoloji, Gerçeklik ve Sanat” bölümüyle başlayan incelemede öncelikle kozmolojik anlayıştaki değişimden ve bu değişimin insanının Tanrıya  ve kendine bakışını değiştirdiğinden bahseden Yıldız Ecevit, bu değişimin sanatsal düzlemdeki estetik değişimi de kaçınılmaz kıldığından bahsediyor. Ortaçağın gerçeklik anlayışının sanattaki yansıması olan simetri/uyum/düzen, 19.yüzyılda “madde”nin hayata egemen olmasıyla yerini uyumsuzluk ve karmaşaya bırakırken; hayatın, hayatı “yansıttığı” için romanın başkişisi olan fert de yüzyılın teknolojik gelişmeleri, değişen değerler karşısında arka plana atılmış ve yalnızlaşmıştır.

Yalnızlığı ile baş başa kalan ve kendi hayatını bile yönetemez duruma gelen insan anlamakta zorlandığı bu dünyada, yabancılaşmasını sanatsal boyuta taşımış ve bir kurgu tekniğine dönüştürmüştür. Ne Hugo gibi romantik bir aşığın duygularına içlenen bir yazar vardır artık karşımızda ne de Flaubert gibi duygularına kapılan bir kadının vahim durumunu bize gösterip ders çıkarmamızı isteyen. Paranın, gücün, iktidarın egemen olduğu bir dünyada kendisine ve etrafındaki “yabancılaşan” ve kendi hayatını bile yönetemeyen yazar roman kişilerini yönetmekten ve okuyucuya ahlak dersi vermekten, onu bilinçlendirmeye çalışmaktan vazgeçerek içinde bulunduğu “absürd” durumu anlatmaya girişir. İnsanın yalnızlaşması ve kendi içine dönmesi ile modern romanın temelleri atılır. Bu içe dönme roman tekniğinde bazı değişimleri de zorunlu kılar; çünkü artık önemli olan kişinin dış dünyada yaşadıklarının değil iç dünyasının betimlenebilmesidir. Bunu anlatmakta büyük kolaylık sağlayan bilinçakımı ve geriye dönüş, teknikleri de bu zorunluluktan doğar.

Modern romanda kişinin iç dünyasının önem kazandığı tartışma götürmez bir gerçek olsa da Yıldız Ecevit, kitabının modernist romanın kurgu ve tekniğinden bahsettiği bölümünde² hangi tekniği kullanırsa kullansın romancı için önemli olanın artık anlam üretmek, kahramanın psikolojik karmaşasını çözmek değil “roman kurmak” olduğunu belirtir. Artık yazar için önemli olan “kurgunun serüveni”dir.

Modern romanın örnekleri verilirken zaman akıp gitmektedir; teknolojik gelişmelerle, değişen değerler sistemiyle yalnızlığına gömülen insanın 20. yüzyılın ikinci yarısında yalnızlığı daha da artar. Toplum artık tamamıyla tüketim, teknoloji, iletişim toplumudur. İletişim toplumunda “iletişemeyen” insanların yaşadığı bir toplumdur. Bu dönemde edebiyatta modernizmi takip eden bir akım belirir. Postmodernizm adını verdiğimiz bu akım diğer akımlar gibi kendinden önceki moderniz akımını “hiçlemez” onun bir tür devamı gibidir. Gerçi hiçlememesi de beklenen bir durumdur. Toplumda değişen bir şey yoktur, teknoloji adeta “çığırından çıkmıştır”, insanın yalnızlığı derinleşerek devam etmekte toplumdaki yeri giderek silikleşmektedir. Yıldız Ecevit postmodernizmi “Akıl almaz teknolojik olanakların yarattığı bilişim ortamında yaşanılan gezegensel bir kültür kargaşasının, kültürel ulusal sınırların birbiri içinde eridiği bir dönem; mutlak doğrulara, kesin değerlerin tek başınalığına yer olmayan bir ortam”³ olarak değerlendirir.

Tek başınalığın olmadığı bir ortamın sanat eserlerinde de en önemli özellik “çoğulculuk”tur.  Modernizmden gelen anlatı teknikleri bilinçakışı, geriye dönüşler postmodernizmde de devam eder. Bununla birlikte üstkurmaca, metinlerarasılık, kurmaca/oyun, pastiş, parodi ve ironi postmodernist anlatının başvurduğu yöntemlerdir. “Yabancılaşma” ile ortaya çıkan bu akımlarda yazar, saydığımız bu teknikleri kullanarak okuyucuyu metne de yabancılaştırır ve kendisini kitapla özdeşleştirmesine olanak vermez. Ayrıca teknoloji ile her istediğini kolayca elde eden, nerdeyse bütün bilgilere kolayca ulaşan, kendisine sunulanı kabullenmekten düşünmeye fırsat bulamayan okuru en azından bu metinleri anlamak için biraz düşünmeye zorlar.

Bir bakıma teknoloji ile bile özdeşleştirebileceğimiz Tanrı anlatıcı yani “kral”/”papaz”a karşı “kız”ın neden “joker”i seçtiği böylece açıklığa kavuşur. Gösterilen yolun doğruluğu, çıkarılacak ya da çıkarılamayacak sonuçlar okuyucuya kalır. Düşünerek okuyacak kadar sabırlı olan okuyucuya tabii(!)…

1 Yıldız Ecevit, Türk Romanında Postmodernist Açılımlar, İletişim Yay. İstanbul 2009, s.77
2 age s.45
3 age s.58

Author: Nihan Abir

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir