Ölüm mü? Ne buluş!

Ölüler hastanenin arka kapısından çıksın, lütfen.

Şair, heykeltraş, karikatürist, illüstratör, sinemacı, tiyatrocu, dekoratör, muhabir, ressam, düşünür, yazar, söyler bir sanatçı Abidin Dino. Tek bir tanımla anlatmanın, bir kalıba ve çuvala hapsetmenin mümkün olmadığı bir yetenek. Yaşadığımız çağla kıyası, meslektaşlarıyla ikâmesi olanaksız bir isim.

Mutluluğun Resmi“ni bilenler, kadim dostu Nâzım’ın bir şiirinde kendisine yönelttiği o zor ama umutlu soruyu bilenler ona zaten hayran. Uzun yıllar Paris’te yaşamış, yaşamı belki de pek çok dönemdaşından daha çok sevmiş; yaşama kırk daldan kırk kolla sarılmış bir yitik değer o. Ben ilk kendisinin Yeditepe Öyküleri’ni okumuş ve kekremsi bir tat almıştım. Dili karmaşık, duyguları ve düşünceleri iç içe çok katmanlı bir yazarla karşı karşıya olduğumu anlamış, dinlenmeye almıştım. “Ağaçlar kadın kokar, bir anda pembeleşen şehri nasıl sevdim anlasanız..” diyordu. Haklıydı, kolay anlaşılmıyordu. Onun farklı dillerden okuduğu bir dünyayı Türkçe’nin dar pelikülüne hapsederek anlamaya çalışmak zalimlikti belki, belki tıpkı dediği gibi, buna ne tual yeterdi ne de boya.. Onun İstanbul’u, sepya fotoğraflardan aşina olduğumuz boğaz, vapurlar, kenar kanepeleri ve balık ekmekçileriyle başkaydı. Zamanın su rengi martılarına hayranlık beslerken, eski kent fotoğraflardan hüzünle karılmış anlamlar sondajlarken gerçeğin ne kadar yakına vardığımız müphem. Tek bir gerçek var ki, bugün Haydarpaşa Garı’na üzülüyor isek, yarın elimizde öykünebileceğimiz bir eski İstanbul bile kalmayabilir.

Sel Yayıncılık çıkışlı, Ferit Edgü çevirili, dost hediyesi/dost tavsiyesi kitabı “Ölüm mü? Ne buluş?“u okurken, ölüm döşeğinde çizdiği 7 desene bilimsel soğukkanlılıktan ve sanat kaygılı haz arayışlardan uzak öyle düşünceli düşünceli bakarken, tüm hayatını çizgilerle ve sözcüklerle açıklama yolunu seçmiş bu kıymetli adamı anlamaya çalıştım ama sanırım hep biraz eksik kaldı.

Yunan düşünürü Platon için durum çok netti: “Biz varsak ölüm yok, ölüm varken biz yokuz” demişti. Bu kadardı. Biz faniler  yalnız tanıklıklarımızla ölüm hakkında fikir sahibi olabilir, ona göre görüş bildirebiliriz  fakat ‘anlatamayız’ (Beşir Fuad yanlış kardeşimizdir, her hakkı mahfuzdur). İntiharı deneyimlemiş ya da ölümlerden dönmüş bir ağızdan çıkacak seslere ya da bir elden çıkacak sözlere göre konumlanır, ammavelâkin susmakla kalırız.

Avni Arbaş, Güzin Dino, Nâzım Hikmet Ran,
Abidin Dino, Vera Tulyakova

Şubat 1967’de, Montpellier’deki ameliyatından önce, başlıyor ölümünü anlatmaya. Eşi Güzin Dino ile ayrı kalışlarını, özlemlerini ve kent hassasiyetini daha ilk satırlarda hissediyoruz. Hasta psikolojisine eklenmiş ağrılar, sızılardan çok sevgilisinden uzak kalmasının acısını duyduğunu söylüyor:  “Akşam oldu nerdeyse. Pencerede yalnızım. İşte, iri valizi ile Güzin otelden çıkıyor, valizi sürükleyerek uzaklaşıyor.

Nâzım’ı, Avni’yi, Mina’yı özledikçe hasta bakıcıya verdiği resim sözü daha da çok geriyor onu. Diyetler, iğneler, koridorda gezinen doktorların hırgürü arasında anlıyoruz ki yalnız uzak dostlara içleniyor, tıkılmışlığına ve prosedürler arasında kısılı kalmışlığına hayıflanıyor. Ahbaplık kurduğu hastabakıcılarla, penceresindeki kuşla, gökteki bulutla ve kalemleriyle gününü gün ediyor.  Hep alaycı, hep ironik ve haylaz. Yazarak ölmeyi seçer gibi sanki. Camın mavisine sisli Paris’i ekleyip kahkahalarla gitmek ister gibi. Doymuş, gururlu, belki umutlu.

O mükemmel İstanbul tanımıyla bitirmek ister gibi belki de  bu buluş’u. Toprağı bol olsun.

Oysa, İstanbul denizle iç içe, deniz İstanbul’un bacakları arasında, kolları, başına sarılmış, beline dolanmış, ağzından girip burnundan çıkmış, içli dışlı… Öyle olunca, insanları, yani İstanbullular da ister istemez bir başka: biraz gemici, biraz dalgıç, biraz balık, biraz martı, hattâ karabatak, biraz da akıntı; bir o yana, bir bu yana, dolanıp dururlar iniş yokuşlar üstünde, telaşlı. Bir de sülyen boyalı gemiler birdenbire yatak odanıza girerler, selam sabah demeden.

Author: Fırat Aydın

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir