Ölüm Bizi Ayırana Dek – Almanya’dan Yepyeni Filmler

Goethe-Institut Istanbul ve İstanbul Modern Sinema işbirliğiyle

Tüm filmler Almanca, Türkçe altyazılı gösterilecektir.

Bu yıl üçüncü kez düzenlenecek olan Almanya’dan Yepyeni Filmler seçkisi, yine Goethe-Institut Istanbul ve İstanbul Modern Sinema işbirliğiyle 9-19 Haziran tarihleri arasında seyirciyle buluşacak. Gösterim programında 2010 ve 2011 yıllarında çeşitli uluslararası festivallerde gösterilmiş ve ödül kazanmış, yılın öne çıkan Alman filmleri yer alıyor. Küratörlüğünü Goethe-Institut Istanbul Müdürü Claudia Hahn-Raabe, İstanbul Modern Film Programları Yöneticisi Müge Tüfenk, sinema yazarı Engin Ertan ve Goethe-Institut Istanbul Film ve Edebiyat Projeleri Sorumlusu Fügen Uğur’un yaptığı program, bu yıl beraber yaşama temasına odaklanıyor ve filmler bu nedenle “Ölüm Bizi Ayırana Dek” başlığıyla sunuluyor. Programdaki filmler çekirdek aileden toplumun bütününe, şehirden kasabaya, arkadaşlık ilişkilerinden gruplaşmalara uzanan bir çeşitlilikte birlikte yaşamanın farklı çeşitlerine bakmaktalar.

Seçkide yer alması şimdilik kesinleşen filmler:

Karanlıktaki Renkler / Satte Farben vor Schwarz (2010)

Yönetmen: Sophie Heldmann

Oyn: Bruno Ganz, Senta Berger, Carina Wiese

Programın açılış filmi olan “Karanlıktaki Renkler”, 70 yaşındaki üst orta sınıf bir çiftin ölümle yüzleşmesini konu alıyor. Fred (Bruno Ganz) kendisine konan kanser teşhisine rağmen tedavi olmayı reddediyor, eşi Anita (Senta Berger) ise bu durumu kabullenmeyi… Genç yönetmen Sophie Heldman’ın bu ilk uzun metrajı geçtiğimiz yıl San Sebastián Film Festivali’nde yarışmış, ayrıca gösterime girdiğinde Almanya, Avusturya ve İsviçre’de seyirciden büyük ilgi görmüştü. Hassas bir hikâye anlatmasına rağmen duygu sömürüsüne hiç yüz vermeyen ve sürpriz finaliyle izleyicileri şaşırtan filmin yönetmeni Heldman, açılışta filmin oyuncularından Carina Wiese ile birlikte İstanbullu sinemaseverlerle buluşacak.

Dreileben

İlk gösterimi bu yılki Uluslararası Berlin Film Festivali’nde Forum bölümünde gerçekleşen Dreileben, festivalin en heyecan verici olayları arasında anılmıştı. Günümüz Alman sinemasının en önemli yönetmenleri arasında yer alan Christian Petzold, Dominik Graf ve Christoph Hochhäusler’in bu ortak projesi, aynı olay etrafında gelişen üç farklı hikâyeyi konu alan üç uzun metraj filmden oluşuyor. Genellikle Berliner Schule akımına dâhil edilen yönetmenlerin, bu eğilimin estetik değerleri üzerine e-mail yoluyla yaptıkları bir tartışmadan doğan proje, gerek üç ayrı filmin biraraya geldiğinde oluşturduğu bütünle, gerekse anlatılan hikâyelerle özelde Almanya, geneldeyse toplum, birlikte yaşamak ve birlikte üretmek üzerine önemli şeyler söylüyor. Dreileben ismini olayların geçtiği bölgeden alırken, üç filmden oluşan yapısına da gönderme yapıyor. Projedeki üç filmin bilgileri ve konu özetleri şöyle:

Dreileben: Ölümden Bile İyi Bir Şey / Dreileben: Etwas Besseres als den Tod (2011)

Yönetmen: Christian Petzold

Oyn: Jacob Matschenz, Luna Mijovic

Bir hastanede asistanlık yapan Johannes, göçmen işçi Ana ile tanışır. Ormanda tanışan iki genç kısa zamanda içgüdülerin yönlendirdiği bir ilişkiye başlar. Ancak Johannes hastanenin başhekiminin kızı ve Ana arasında bir seçim yapmak zorunda kalacaktır. Aynı esnada, yıllar önce vahşi bir cinayet işlemiş olan kaçak bir suçlu da hastanenin yakınındaki ormanda saklanmaktadır. Petzold’ün filmi sessiz ama derinden ilerleyen ve final bölümünde aniden yükselişe geçen dört dörtlük bir psikolojik gerilim.

Dreileben: Yanıma Gelme / Dreileben: Komm mir nicht nah (2011)

Yönetmen: Dominik Graf

Oyn: Jeanette Hain, Susanne Wolff

“Ölümden Bile İyi Bir Şey”in konu özetinde bahsettiğimiz suçlunun yakalanması için yürütülen araştırmada, psikiyatrist Johanna’dan yardım istenir. Araştırma için Dreileben’a giden Johanna, buraya taşınmış olan üniversiteden arkadaşı Vera ve erkek arkadaşının evinde misafir olur. Bu süreç iki kadının kendi geçmişleri ve ilişkilerine de bakmasını sağlar. Graf’ın filmi polisiye bir motifi iki karakterin kişisel tarihini perdeye taşımak için araç olarak kullanıyor. Aynı zamanda buradan hareketle Almanya, özellikle de “Yeniden Birleşme” üzerine önemli saptamalar yapıyor.

Dreileben: Bir Dakika Karanlık / Dreileben: Eine Minute Dunkel (2011)

Yönetmen: Christoph Hochhäusler

Oyn: Timo Jacobs, Paraschiva Dragus

Christoph Hochhäusler’in yönettiği “Bir Dakika Karanlık” ise seyirciyi ilk iki filmde bir “unsur”dan ibaret olan katille başbaşa bırakıyor. Seyircinin katilin iç dünyasına tanıklık ettiği bu film, öncüllerinin işlediği polisiye örgüyü de nihayete bağlıyor. “Bir Dakika Karanlık” isminin de çağrıştırdığı üzere üç filmin arasında en “karanlık” olanı.

Üzerimizdeki Gökyüzü / Über uns das All (2011)

Yönetmen: Jan Schomburg

Oyn: Sandra Hüller, Georg Friedrich

Kendisine 5 yıl önce Berlin Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazandıran “Requiem”den hatırlayabileceğiniz Sandra Hüller, “Üzerimizdeki Gökyüzü”nde de müthiş bir performans sergiliyor. Hüller’in canlandırdığı Martha, kocası Paul’ü Marsilya’ya yolcu ettikten kısa süre sonra şoke edici bir haberle sarsılıyor. Bu haber ertesinde aslında yıllardır beraber olduğu erkeğin tanıdığından çok farklı bir insan olduğunu fark eden Martha, kafasındaki soru işaretlerine cevap ararken Alexander ile karşılaşıyor. Bir mimiğiyle kendisine Paul’ü anımsatan bu erkeğin kocasının yerini alıp alamayacağını test etmeye koyuluyor. İlk gösterimi bu yıl Berlin Film Festivali’nde Panorama bölümünde gerçekleşen “Üzerimizdeki Gökyüzü”, Europa Cinemas ödülüne layık görülmüş ve olumlu eleştiriler almıştı.

Poll (2010)

Yönetmen: Chris Kraus

Oyn: Paula Beer, Edgar Selge, Richy Müller

Geçtiğimiz yıl Uluslararası Toronto Film Festivali’nde gösterilen “Poll”, Nisan ayında dağıtılan Lola Alman Film Ödülleri’nde de 4 dalda galibiyet kazanmıştı. En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Richy Müller) kategorisi dışında, sanat yönetimi, kostüm tasarımı ve görüntü yönetimiyle de ödüle layık görülen “Poll”un yönetmeniyse, daha önce “Dört Dakika”sını (Vier Minuten) İstanbul Film Festivali’nde izlediğimiz Chris Kraus. 1914 yılında, I. Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde başlayan film, annesinin ölümünden sonra Berlin’den doktor babasının yanına Estonya’ya gelen Oda’nın öyküsünü anlatıyor. Genç kız, hem hayatla hem de ülkede olan bitenlerle ilgili gerçekleri keşfederken babasını da tanıma imkânı buluyor. “Poll”, 7 milyon avroluk bütçesiyle göz dolduran bir dönem filmi.

İçimdeki Şarkı / Das Lied in mir (2010)

Yönetmen: Florian Micoud Cossen

Oyn: Jessica Schwarz, Michael Gwisdek, Beatriz Spelzini

Alman Film Ödülleri’nde En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Beatriz Spelzini) ve En İyi Müzik dallarında Lola’ya layık görülen “İçimdeki Şarkı” bir ilk film. Florian Micoud Cossen’in yönettiği “İçimdeki Şarkı”, ilk gösteriminin gerçekleştiği Montréal Film Festivali’nde de FIPRESCI, Kiliseler Birliği ve Seyirci ödüllerini kazanmıştı. Genç bir Alman kadının aktarmalı uçuşunu kaçırdıktan sonra Buenos Aires’te mahsur kalması ve bu beklenmedik tesadüf sonucu kendi hayatıyla ilgili bazı gerçekleri keşfetmesi filmin merkezindeki hikâye. Cossen, askeri darbenin sıradan insanların hayatları üzerindeki yıkıcı etkisine eğildiği bu filmiyle eleştirmenlerin de beğenisini toplamıştı.

Kayıp Aranıyor / Auf der Suche (2011)

Yönetmen: Jan Krüger

Oyn: Corinna Harfouch, Nico Rogner

Bir önceki filmi “Pupa Yelken” (Rückenwind) Almanya’dan Yepyeni Filmler dizisinin ilk senesinde gösterilen Jan Krüger, bu sefer “Kayıp Aranıyor” ile Türk sinemaseverlerle buluşuyor. Bu yıl Berlin Film Festivali’nde Forum bölümünde gösterilen “Kayıp Aranıyor”, oğlundan uzun süredir haber alamayan bir annenin arayış sürecini anlatıyor. Almanya’dan oğlu Simon’un çalıştığı ve yaşadığı Marsilya’ya gelen Valerie, Simon’un eski erkek arkadaşı Jens’i de yardıma çağırıyor. Hem anne hem de eski sevgili arayışları sonunda Simon’un bilmedikleri yeni yönlerini keşfediyorlar. “Kayıp Aranıyor” özellikle başrolündeki deneyimli oyuncu Corinna Harfouch’un performansıyla dikkat çekiyor.

Kaç Kaçabilirsen / Renn, wenn Du kannst (2010)

Yönetmen: Dietrich Brüggemann

Oyn: Robert Gwisdek, Jacob Matschenz, Anna Brüggemann

“Kaç Kaçabilirsen” sahici karakterleri ve anlattığı alışmadık aşk öyküsüyle sürpriz bir gençlik filmi. Tekerlekli iskemleye mahkûm Benjamin ve bakıcısı Christian aynı kadına, müzik öğrencisi Annika’ya âşık oluyor ve böylece üçü arasında kısa zamanda yakın bir dostluk oluşuyor. Filmin yönetmeni ve Annika rolündeki Anna Brüggemann gerçek hayatta kardeşler ve senaryoyu da beraber kaleme almışlar. “Kaç Kaçabilirsen”in en büyük artılarından birisi de ritmi yerinde senaryosu ve zekice yazılmış diyalogları. Elbette oyuncu performanslarını ama özellikle Benjamin’i canlandıran Robert Gwisdek’i de anmak gerek. Filmin ilk gösterimi 2010 yılında Berlin Film Festivali’nin Perspektive Deutsches Kino bölümünde gerçekleşmişti.

Hacker (2010)

Yönetmen: Alexander Biedermann

Katılanlar: Marcell Dietl, Marko Rogge

Onlar hakkında zaman zaman gazetelerde haberler okuyoruz… Hollywood filmlerindeyse kimsenin aklının ermeyeceği şeyleri başaran birer büyücü gibiler… Gerçek hayatta, daha doğrusu “sanal ortamda” karşılaşırsanız vay halinize… Hacker’larla ilgili bu ve benzeri pek çok klişe var insanların kafasında. Alexander Biedermann’ın ilginç belgeseli farklı kuşaklardan hacker’larla yapılan röportajlar vesilesiyle bu klişelerin dışındaki gerçekleri göstermeye çalışıyor. Günümüzde internetten indirilen dosyalar, sanal ortamda kamuya açılan gizli bilgiler veya yasaklanan YouTube gibi sitelere girmenin yollarını aramak yoluyla hemen herkes amatör bir “bilgisayar korsanı”na dönüşmüşken, “Hacker” özellikle anlamlı. Belgeselin müzikleriyse elektronik müziğin efsane isimlerinden Klaus Schulze’ye ait.

Detaylı bilgi için: www.goethe.de/istanbul veya www.istanbulmodern.org

Author: Nezaket Kartal

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir