Ólöf Arnalds’tan Selam Var

Bu bir İstanbul etkinliği değil ve nispet yapmak aklımın ucundan geçmez :) Biliyorum ki Tramvay Durağı’nı takip eden birçok kişinin severek dinlediği ve İstanbul’a gelmesi için merakla beklediği bir isim Ólöf Arnalds. Zaten kendim için yazacaktım, sevgili Burak da rica edince neden olmasın dedim. Onu kanlı-canlı görme, dinleme ve sohbet etme şerefine nail olduğum için o kadar mutluyum ki, Ólöf’ü heyecanla bekleyenlere selamlarını iletmek ve konser deneyimimi –naçizane- paylaşmak istedim.

Mekan bir performans salonu değil, olabildiğince küçük ve samimi bir bar sahnesiydi. Bizse Ólöf’ün mikrofonuna bir kol mesafesindeydik. Mekan’ın amatörlüğü mü yoksa Ólöf’ün mütevazılığı mı bilemiyorum ancak sahneye çıkmadan tam beş dakika önce, seyircilerin arasından nazikçe süzülerek ve gülücükler dağıtarak geçti sahne arkasına Arnalds. Önce enstrümanlarını yerleştirdi – bir akustik, bir klasik gitar ve bir charango –  sonra köpüklü şarabından bir yudum aldı ve çalmaya başladı. Çalmak dediysem öyle alelade bir çalmaktan bahsetmiyorum, klasik gitarının tellerine her dokunuşu, iki dudağının arasından çıkan İzlandaca sözler bütün dinleyicileri muhtelif hassas noktalarından vurmuştu.  O söylerken, biz acizdik, kullanışsızdık sanki. O anda ona birşey olacak olsa, oradaki herkes bir organını feda edebilirdi büyü bozulmasın diye. Billur gibi sesi, ay gibi parlayan gözleri, daimî tebessüm eden dudakları, sahnede dimdik duruşu, hepsi bu büyünün bir parçasıydı. Herhangi biri olsa sahnede sap gibi durdu derler, Ólöf durunca harikulade bir kompozisyon :)

Son albümü Innundir skinni‘den sırayla başladı çalmaya. Seyircilerin yaş ortalaması benim alıştığım kitlelerden oldukça yüksekti. Gözlemlediğim kadarıyla Barselona’da yaşayan Dan, Fin, Norveçli ve İsveçli göçmenler ağırlıktaydı ve özellikle Ólöf’ü değil, kendi topraklarından bir insanı dinlemek için gelmişlerdi. Bense çoğu şarkısının İzlandaca sözlerini bile ezberleyecek kadar dinlemiştim Ólöf’ü. İçimden eşlik ediyordum ve sanki bunu hissetmiş gibi bana gülümsüyordu her göz göze geldiğimizde. Her şarkıdan sonra konuştu bizlerle Ólöf. Şarkıların anlamlarından bahsetti, kız kardeşlerine bestelediği şarkıları çaldı, basit vokallerine eşlik etmemizi istediğinde herkes gayretliydi. Yıllarca klasik müzik eğitimi aldığını tescil eder gibi gitardaki ustalığı kolayca farkediliyordu. Önceden playlist hazırlamamıştı, aralarda şimdi hangi şarkıyı çalsam diye karar vermeye çalıştığı belliydi. Aylardır turnede olduğunu ve yolculuk sırasında yeni besteler yaparak eğlendiğini söyledi ve bunlardan biriyle ilgili bizim onayımızı almak istedi, hatta “sizce neyi anlatmalı” diye şarkı sözleri için ipucu toplamaya çalıştı. Bir buçuk saatin sonunda o sahneden inerken, geri kalan herkes saflığa ve güzelliğe doymuştu. Ben sabaha kadar alkışlamaya hazırdım ama sahneye tekrar çıkması sadece yarım dakika sürdü. Bis olarak tamamen akapella bir İrlanda türküsü söylemeyi önerdi, ki o da çok güzeldi. Sevgi dolu, samimi ve kaliteli bir performanstı.

Konser sonrası hemen kulisten çıkıp onu bekleyen dinleyicilerinin yanına geldi. İşte bu arada bende kendisiyle iki dakikalık kısa bir sohbet fırsatı buldum. Onu çok beğendiğimi, performansını ilk defa dinlediğimi, tebrik ettiğimi söyledim. Turnenin nasıl gittiğini sordum ve kendisini İstanbul’a da sabırsızlıkla beklediğimizi söyledim. İstanbul konusunda olumluydu, “davet gelirse neden olmasın, İstanbul’u çok merak ediyorum dedi”. Kuzeni Ólafur Arnalds’ın geçen ay orada olduğunu hatırlattığımda “aa öyle mi, o zaman ona sorarım nasılmış” diye şaka yaptı, bende “öyle olmaz ki, gelip görmeniz lazım” diye devam ettirdim, güldü. “En yakın zamanda bekliyoruz” dedim, “tamam İstanbul’daki sevenlerime selamlarımı ilet” dedi. Biletimi imzalattım ve arkamda bekleyenleri daha fazla kızdırmadan Ólöf’le vedalaştım.

Harika bir deneyimdi, umarım en yakın zamanda İstanbul’a teşrif eder de bu sefer hepberaber dinleriz Ólöf’ün hikayelerini.

Author: Memo

Share This Post On

5 Comments

  1. Harika bir deneyim yaşamışsın, çok kıskandım :) Umarım gelir İstanbul’a, belki Salon İKSV Ólöf’ü de hatırlar.

  2. Olof’u İstanbul’da görmek müthiş olur gerçekten. Seni de kıskanmamak elde değil :) Selamlarımızı da ilettin, çok teşekkürler.

  3. Kıskanmakta haksız değiliz! İzlandalı müzisyenleri böyle ufak tefek mekanlarda izlemek nedense daha doğru ve güzel geliyor bana. Buraya da gelirse Olafur gibi Salon İKSV’ye gelsin isterim, hem sen de buralarda olursan bir söyleşi ayarlarız, bu kez uzun uzun konuşursun :)

  4. Olöf’ü İstanbul’da görme isteğimiz umarım yetkili ve etkili insanların da dikkatini çeker bu yorumlar sayesinde :) vesile olduysam ne mutlu :)

  5. birkaç ay sonra gelsin mümkünse ben reşit olunca, ki izleyebileyim ..

    teşekkürler yazı için.

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir