Nokta

Derviş Zaim “Tabutta Röveşata” ile başladığı sinema yolculuğunu bambaşka bir şekilde sürdürüyor. Oysa benim en sevdiğim filmi hala o. Gittiği yola bakılırsa da her zaman öyle kalacak.

Nokta, Moğol istilası sırasında yere yazılan bir yazıyla başlıyor. Arapça “Allah Affetsin” yazısı yazılmış ancak bir harfin noktası için mürekkep kalmamıştır. Usta, çırağını nokta için mürekkep almaya göndermek ister. Çırağın ise gördüğü kötülükler yüzünden inancı zayıflamıştır. Yazıyı yazmanın ne işe yarayacağını sorgular. Mürekkep almaya gider, ama dönmez; harf noktasız kalır. Sonra ise günümüze geçeriz. Ahmet tuz havzasında sevgilisiyle birlikte arkadaşı Selim’i bekler. Aralarındaki konuşmalardan Selim ve Ahmet’in bir zamanlardan noktası eksik yazının peşine düştüklerini, Ahmet’in hattat olduğunu, hapse girip çıktığını öğreniriz. Selim, Ahmet’ten bir şey rica eder. Amcasının ölümcül bir hastalığı olduğunu ve tedavi için Amerika’ya gitmesi gerektiğini söyler. Bunun masraflarını karşılayabilmek için de evdeki on üçüncü yüzyıldan kalma el yazması Kuran’ı satmak istediğini, ama amcası ve babası razı olmadıkları için de çalması gerektiğini söyler. Ahmet önce olmaz der, ama o da hastadır ve paraya ihtiyacı vardır. İkna olur ve birtakım insanları arar. Ancak Selim vazgeçer. Ama geri dönmek için de çok geç kalmıştır. Ahmet, Selim’in öldürülmesini engellemeye çalışırken istemeden hem onu, hem de diğer adamları vurur. Elinde Kuran ile kalakalır. Vicdanındaki bu yükten ve Kuran’dan kurtulmak için de birkaç yıl sonra geri döner.

Film sadece tuz havzasında ve tek planda çekilmiş. Yönetmen görsel olarak hattatların ara vermeden yazmasını (ihcam) kendine örnek almış; kamerasını kalem, uçsuz bucaksız beyaz alanı da kâğıt gibi kullanmış. Oyuncuların hepsi koyu renklerde giysiler giymiş. Görsel olarak gerçekten çok önemli bir çalışma. Ancak senaryoda bir türlü izleyiciye geçmeyen bir şeyler var. Belki Selim’in Kuran’ı çalmaktan vazgeçmesini pek görememek ve özellikle Ahmet’in hikayesindeki eksikler neden oluyor buna. Olayın nedeni ve sonuçları var, ama olayın kendisi, asıl olması gereken filmde yok gibi. Belki Derviş Zaim artık bilmediğim ve gerçekten uzak olduğum dünyaları anlattığından bir şekilde girememiş olabilirim filme. Belki de “Tabutta Röveşata” benim için o kadar özel bir film ki hep öyle sade filmler çekmesini istiyorum yönetmenin.

Gösterim Notu: Filmi Galleria Prestige Sineması’nda 14.00 seansında sadece iki kişi izledik. Film biter bitmez ışıklar yakıldı, jenerik gösterilmediği gibi salona hemen izleyici alınmaya başlandı. “Nokta” fazla izlenmediğinden olsa gerek yerine “Adab-ı Muaşeret” filmi konulmuştu. Bir film, cumartesi günü sadece iki seans gösterilip isteğe bağlı olarak birdenbire kaldırılabilir mi? Diyelim ki “ticari kuruluşun” bu türden bir saygısızlık yapmak gibi hakkı var. Ama jenerik göstermemek ve iki kişi bile olsa filmin izleyicine böyle saygısızca davranmak gibi bir hakkı da var mı? “Siz burda jenerik göstermiyor musunuz? En son izleyici de çıkmadan jeneriği kapatamazsınız” şikâyetlerimizi de “acelemiz vardı ondan öyle oldu” diyerek açıklamak da mı hakları? Gün geçtikçe izleyiciye ve filmlere saygısı olmayan bu sinema salonlarına mecbur kalışımız çok sinir bozucu.

Author: Nezaket Kartal

Share This Post On

2 Comments

  1. Bakırköy’deki Afm Carousel’de de The Dark Knight’ın bitiminin ardından bir dakika geçmeden makarayı durdurup ışıkları yakmışlardı. Nedenini sorduğumda da “Jenerik çok uzun; yedi sekiz dakika falan sürüyor. Ondan göstermiyoruz jeneriği” demişlerdi.

    Kapanış jenerikleri önemlidir. Mesela Spike Jonze’un Adaptation’ı biterken, son olarak Charlie Kaufman’ın sesinden Three’den (filmde Donald’ın yazdığı senaryo) kısa bir bölüm dinliyorduk.

    Steven Spielberg filmlerinin jeneriklerinin sonunda da filmin kime ithaf edildiği yazar.

    A Guido To Recognizing Your Saints’in jeneriğinin sonunda Dito’nun babası Montiel’in kısa bir konuşmasını dinliyoruz.

    Şimdilik aklıma gelmeyen bir çok güzel ayrıntı var böyle. Severim jenerikleri. İstanbul’daki bir çok sinema salonunda film izleyemedim belki ama jeneriği sonuna kadar seyredebildiğim tek sinema Beyoğlu Alkazar. Ne mutlu bana.

  2. her ne kadar tabutta rövaşata en orjinal filmi olsa da bence sinema tarihinin en önemli adamlarından biri olma yolunda vakur ve sağlam bir şekilde yürüyor zaim.

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir