New York’ta Beş Minare

Mahsun Kırmızıgül’ün senaryosunu yazıp yönetmenliğini yaptığı ve başrolünde oynadığı üçüncü film olan New York’ta Beş Minare, kırmızı bültenle aranan “Deccal” lakaplı, radikal dinci bir örgüt liderinin Amerika’da yakalandığı bilgisi üzerine onu almaya giden iki Türk polisinin maceralarını anlatıyor.

Filmden çıktığımda ilk aklıma takılan senaryodaki büyük eksiklikler oldu. Birçok noktasıyla mantığımızı zorluyor film. Ve izleyiciye sıkça “bu nasıl oluyor” tarzı sorular sorduruyor. Kafama takılan sorular spoiler içerdiğinden burada yazamıyorum, ama izlediğinizde o soruları eminim siz de kendinize soracaksınız. Fikir olarak iyi görünse de, gereksiz sahneler, zorlama diyaloglar ile belki de olabileceği en kötü şekilde ortaya çıkarılmış bir film bu. Mahsun Kırmızıgül filmin sonunda bizi ters köşeye yatırmak istemiş, fakat bir türlü fikrin altını dolduramadığından burada da sınıfta kalmış.

Film çekimlerinde de herhangi bir yaratıcılık barındırmıyor. Çatışma, kovalama sahneleri oldukça sıradan. Duygusal sahneleri özellikle Haluk Bilginer’in muhteşem oyunculuğu ile kurtardığını söyleyebiliriz. Gina Gershon, Robert Patrick, Danny Glover gibi oyuncular da ekstra bir katkı yapmamış filme, sadece görevlerini yapıp gitmişler gibi. Mustafa Sandal tercihini zaten başından beri anlamamıştım, en çok gözüme batan da onun oyunculuğu oldu.

“Benim aklıma bir şey takıldı.” Bu cümle sanırım Mahsun Kırmızıgül’ün imzası oldu artık. Üç filminde de seyirciye bir şey anlatmaya çalıştığında ya da sosyal bir mesaj vermeye kalktığında bir oyuncu diğerine bu cümleyi kullanarak soru soruyor. Ve ardından duygusal bir cevap geliyor.

Kırmızıgül’ün büyük bütçelerle çektiği üçüncü filmi oldu bu, fakat benim beklentimin tersine kendini bir türlü geliştiremedi. Güneşi Gördüm’e de, bu filmine de, bu sefer daha iyi bir şey çıkaracak umuduyla gittim, fakat hep aynı çizgide ilerlediğini gördüm ve artık bir beklentim kalmadı. Her şeyi kendi başına yapmaktan vazgeçtiği zaman belki başarılı olduğunu görebiliriz.

Author: Furkan

Share This Post On

2 Comments

  1. Bu cumartesi filme eşim ile birlikte gittik. Sevgili Furkan’ ın yazısını okuduğumda film hakkında kafamda oluşturduğum düşüncelerden bir çoğu farklı bazıları ise aynı oldu. Aslında sinemanın en çok bu yönünü seviyorum. Herkes için bir şeyler var. Eşim filmde oldukça fazla göz yaşı döktü. Nedenini hiç anlayamadım. Benim için ağlanacak kadar duygusal bir sahne yoktu. Belki de senaryodaki komedyaya gözyaşı dökmüştür. :)
    Neyse bence, Mahsun Kırmızıgül bu filmiyle bazı şeyleri aşmış. Bu filmdeki çatışma sahneleri güzel. Film gibi. Otuzlu yaşlardaki akranlarım ve büyüklerimiz bilir. Tenekeye vurulan tokmak sesi ile silah patlaması efekti yapılan Türk filmlerinden bu güne gelişme var. Daha da olmalı. Mustafa Sandal’ ın tercih sebebini ben de anlayabilmiş değilim. Nasıl bir sebebi olduğunu da çok merak ettim. Haluk Bilginer için söylenecek bir şey yok. Fakat yanlış anlamayın filmi kurtarmış diye yazmıyorum. Kurtarılmaya ihtiyaç duyduğunu düşünmüyorum. Eksikler elbette var. Vitrin olur diyemem ama Türk Sineması için raf ürünü olabilir.

    Bence desteklemek, seyretmek, yorumlamak ve eleştirmek gerekiyor.

    Herkese iyi seyirler.

  2. mahsunun film çekeceğini (ilk film) duyduğumda demiştim ben: ‘bu adam bize yutturuluyor’ diye..
    kim tarafından? – medya tarafından.. sahne performansı bile bir kaç aptalca hareketen öteye geçemeyen bir mahsum (!) iki kelimeyi bir araya getiremeyen bir mahsum (!) Mozart’ı hala yaşayan biri zanneden bir mahsum (!) nasıl sinema filmi çekebilirmiş?.. bu adamın vizyonu nedir ki? çapı nedir ki?.. kafanızı bile yormayın… değmez!.. paranıza yazık….

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir