Nefes: Vatan Sağolsun

Dikkat: Bu yazı filmin sürpriz sayılabilecek gelişmelerini de içermektedir.

Bu filmin adını ilk birkaç yıl önce duymuştuk. Daha sonra haberlerin arkası kesildi ve teknik bir sorun yüzünden bazı sahnelerin yeniden çekildiğini öğrendik. Geçtiğimiz yıl gösterimdeydi ve filmin adına bir “Vatan Sağolsun” notu eklenmişti. Dönen fragmanlarıyla birlikte herkesin kafası karıştı ve filmden önce “Nefes acaba militarist mi, anti-militarist mi?” tartışması başladı. Garip olan şu ki bu tartışma film izlendikten sonra da devam etti. Birçok insan bu sorunun cevabını veremedi. İlker Başbuğ filmi beğendiğini açıkladı. O zaman benim gibi henüz izlememiş olanlar demek anti-militarist değilmiş diye düşündü. Ben de bu yazıya filmin ortaya attığı tartışmalı soruya cevap vermeye çalışarak başlamak istiyorum.

Film ne söylediğini bilmeyen, bazen bir şey söylemek niyetinde de olmayan bir hikâyeye sahip. Aslında buna hikâye denir mi bilmiyorum. Askerlerin öykülerini anlatacakmış gibi başlayan film, birtakım görüntü parçalarından oluşuyor sadece. Estetik planların altına dayanmış bolca müzik eşliğinde askerlerin görüntülerini izliyoruz. Düşman var, arada sesini duyduğumuz, kendisini gölge olarak gördüğümüz düşman. Ve yüzbaşı. Film yüzbaşının kaybettiği arkadaşı Orhan’a ağlaması ve onun intikamı için yemin etmesi üzerinden şekilleniyor temelde. Bu intikam uğruna yüzbaşı askerlerini tehlikeye atıyor. Ama film bunlarla ilgilenmiyor. Film ölen diğer askerleri de umursamıyor. Onların hayatlarıyla sadece yakınlarıyla yaptıkları konuşmalar üzerinden indirgemeci bir yaklaşımla ilgilenirmiş gibi yapıyor. Bizim derdimiz varsa yoksa yüzbaşı –ama aldığı kararlar değil- onun ruh hali, arkadaşıyla ilişkileri, intikam duygusu… Filmin hemen başında yüzbaşı -ki izlememiş olanlar da fragmandan hatırlayacaklardır- “sen uyursan herkes ölür” diyerek birbirlerinin hayatları konusunda sorumluluğa davet ediyor askerleri, ama ne yazık ki kimse yüzbaşıya “sen saçmalarsan da ölür” diyemiyor.  Karısına seni seviyorum diyememiş bir adam filmin boyunca arkadaşı Orhan ve karısı Zeynep ile ilgili duygusal konuşmalar yapıyor ve mantıkla hiç ilgisi olmayan kararlar alabiliyor. Eğer “adam ne hale geldi bak” diye üzülmemiz isteniyorsa ben açık sözlülükle bencil yüzbaşının ölümüne hiç üzülemediğimi itiraf etmek istiyorum.

Eğer gerçekten askerlerin hikâyelerini anlatmayı başarabilseydi, ama gerçekçilikle -bütün bu klipler ve bazen gerçekten ne dediğine katlanamadığımız yüzbaşının konuşmaları ile değil- anti-militarist bir film olabilirdi belki Nefes. Ama şu haliyle militarist değilmiş gibi yapmaya çalışan bir film görünümünde. (Aynen askerlerin hayatını anlatırmış gibi yaptığı gibi.) Bu filmin gösteriminin “demokratik açılım” konuşmalarının yapıldığı bir döneme denk gelmesini ürkütücü bulmuştum. Sadece fragmanlarıyla bile milliyetçilerin sahiplendikleri bir film olmuştu. Sonrasında da net bir düşünce oluşturamayan muğlâk yapısıyla herkesin istediği şeyi anlamasına fırsat tanıyan bir film olduğu ortaya çıktı.

Ayrıca gerçekten filmin yapısı düşünüldüğünde “militarist mi, değil mi?” sorusunu tartışmak anlamsız gibi de geliyor. Bana kalırsa Fırat Yücel, Altyazı’daki “Nefes: Vatan Sağolsun” tartışmasında bu soruya çok güzel bir yanıt veriyor: “Bence adeta ordu hiyerarşisine itaat edercesine, bütün anlatısını yüzbaşı karakterinin sözlerine emanet eden bir filmin anti-militarist olarak düşünülmesi tüyler ürpertici ve akıl almaz bir şey” *

Son olarak bir dilek, umarım bir gün bu ülkede gerçekten cesur bir anti-militarist film çekilir ve elindeki “eğitim amaçlı” bombanın patladığı asker İbrahim Öztürk’e adanır.

*Altyazı Dergisi Aralık 2009 “Yuvarlak Masa Tartışması” Nefes: Vatan Sağolsun.

Author: Nezaket Kartal

Share This Post On

3 Comments

  1. spoiler olmuş. başına bir uyarıyı hak ediyor.

    izleyeceğimden ya da yüzbaşının öldüğünü öğrendiğim için izleyemeyeceğimden değil de, aklıma geldi.

  2. Ölüm o kadar sinmiş ki filme, bunun sürpriz olduğunu düşünmemiştim, ama haklısınız tabi, uyarınız için teşekkürler.

  3. bu filmin bu döneme denk gelmesi biraz fazla tesadüf değil mi.,gerçekten teknik nedenlerden mi bu kadar gecikti acaba?

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir