Naked

Mike Leigh’i daha çok İngiliz işçi ailelerinin sınıfsal yahut sosyal dramlarıyla tanıyoruz aslında. Ama yine de Leigh filmlerini kategorize etmek oldukça güç. Çektiği her filmle filmografisine de sahiden yeni anlamlar ekliyor Leigh, ve eski filmlerinin duruşunu sağlamlaştırıyor. Filmlerinde modern toplumların insan ilişkilerindeki yozlaşmayı göstermeden anlatıyor. Klişe gibi ama son derece ‘sade’  konular üzerinden hiç de klişe olmayan işler çıkarıyor ve ‘Dünya sinamasının Dostoyevski’si’ sıfatına da adım adım yaklaşıyor. Leigh elbette hakkında uzun uzun konuşulması, tartışılması gereken bir yönetmen. Fakat ben konuyu daha fazla dağıtmaktan ürktüğümden, kolay olan yolu seçerek; 93 yılında, Cannes’de kendisine en iyi yönetmen, David Thewlis’e de en iyi erkek oyuncu dalında Altın Palmiye getiren Naked’dan bahsetmek istiyorum.

2008 yılında çektiği son filmi Happy-Go-Lucky’nin o cıvıl cıvıl atmosferinin aksine Naked Londra’nın kasvetli sokaklarında geçen, fazlasıyla pessimist bir film. Bir Erich Fromm karakteri olma olasılığı yüksek olan Poppy’nin aksine, Naked bir anti-kahraman güzellemesi. Naked; kaldırımlarda kitap okuyan bir adamın, bir ‘flaneur’un, öyküsü.

Johnny, Manchester’da suçlandığı bir tecavüz davasından yırtmak için çareyi Londra’ya eski kız arkadaşının yanına gelmekte bulmuş. Eski kız arkadaşının evinde kalmadığı zamanlarda ise, Londra sokaklarında aylaklık etmek gibi eğlenceli bir meşgalesi var. -Bizimse onu güvenli bir yerden izlememize neden olacak merakımız var.- Gitmek kimilerimizde bir refleks; Johnny’de de öyle. Johnny konuşuyor, insanlarla tanışıyor, dayak yiyor, kitap çalıyor, kadınlarla sevişiyor, bazı kadınlarla ise sevişmemeyi tercih ediyor ve en nihayetinde gidiyor. Bir Londra gecesinde binanın önüne çökmüş İncil okurken, kendi deyimiyle, ‘post modern gaz odasının’ güvenlik görevlisi olan Brian ile tanışıyor. Brian’la girdiği, Johnny’nin kutsal kitaptaki 666 sayısından hareketle dünyanın ya da insanlığın sonu getirdiği, madde dışı bir şeye evrimleşeceğimizi iddia ettiği darwinist diyalog bile filmi izlemek için önemli bir neden. Sonrasında işi afiş asmak olan bir adamdan, gevezeliği yüzünden, ardından da bir grup serseriden sıkı bir dayak yiyor Johnny. Dayağın etkisiyle girdiği kriz, bana tüm filmin amacının bizi bu krize hazırlamak olduğunu düşündürttü. Sonuç olarak Johnny iyileşemeden, ve kendisinden beklendiği gibi, aksaya aksaya terk ediyor.

Film boyunca modernizm de Johnny’nin sivri dilinden nasibini alıyor. Bir cafede tanıştığı garson kızın evinde gördüğü, Yunanlıların pek övündüğü Townley Discobolus (Disk Atan Yunanlı) heykeli için; “merhaba, bu da pizzacı çocuk oluyor.” Demesi ya da ev sahibi için bu herif bir “homeros-seksüel mi?” demesi modern insanın mitlerle olan plastik ilişkilerine bir eleştiri olarak algılanabilir.

Art arda birkaç Mike Leigh filmi izlendikten sonra Leigh filmleri hakkında önemli bir kaç özellik dikkat çekiyor. Bunlardan birisi Leigh’in oyuncu seçiminde ve karakter yaratımında ne denli usta olduğu. Leigh’in oyuncuları, tutunamayan yan karakterlerle öylesine bütünleşiyorlar ki; Johhny rolüyle harikalar yaratan David Thewlis’in oyunculuğu bile onları gölgede bırakamıyor. (Breaking The Waves’den aşina olduğumuz Katrin Cartlidge Sophie rolüyle, Greg Cruttwell bedenine tapan seks manyağı rolüyle inanılmaz performans sergiliyorlar.) Bundaki en önemli etki, Leigh’in aynı zamanda bir tiyatro yönetmeni olmasından öte, oyuncularıyla karakterler üzerine uzun süre düşünüp tartışması, onlara çekim sürecinde senaryoya doğrudan müdahale hakkı tanıması ve hatta diyalogların bir çoğunun doğaçlama gelişmesi olsa gerek. Diğer önemli nokta ise diyaloglar. En çok Naked’da kendini hissettiren zekice diyaloglar; yine doğaçlama olmalarının bir sonucu. Bu, filmlerde diyalogların zaman zaman görüntünün önüne geçmesine neden olsa da izlediğinizden(duyduğunuzdan) zevk alıyor, eğlenebiliyorsunuz.

Ve filmden çaldığım, Johnny’e ait ufak bir replikle yazımı sonlandırıyorum.

“Sıkıldım mı? Hayır hiç de sıkılmadım. Ben hiç sıkılmam. Herkesin derdi bu, herkes sıkılıyor. Doğa size açıklandı ve sıkıldınız, yaşayan beden açıklandı ve sıkıldınız, evren size açıklandı ve siz bundan da sıkıldınız. Şimdi yalnızca ucuz heyecanlar istiyorsunuz; bunlardan bol bol istiyorsunuz. Ve yeni oldukları sürece ne kadar adi, saçma oldukları fark etmiyor. Hakkımda ne söylersen söyle ama ben hiç de sıkılmıyorum.”

Author: helin eren

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir