Min Dît

Dikkat: Bu yazı filmin sürpriz sayılabilecek gelişmelerini de içermektedir.

Bazı filmleri sadece film olarak değerlendirmek mümkün olmuyor. Beraberinde o kadar çok şey getiriyorlar ki onları bir yana bırakıp sadece bir film olarak bakmak bir eksikliğe dönüşüyor. Annesi ve babası JİTEM tarafından öldürülen üç çocuğun hikâyesini anlatıyor film. Bebek olanı zorluklara dayanamayıp ölüyor, ikisi sokaklara düşüyor. Hayatta kalma mücadelesi verirlerken ailelerinin katiliyle karşılaşıyor ve intikam almak yerine katilin kimliğini deşifre etmeyi seçiyorlar.

Sadece bir film olarak baktığımızda senaryoya takılıyoruz, bu çocuklar neden bu kadar yalnızlar sorusu kafamızı kurcalıyor, “bir tek kişi bile yok mu onları yanlarına alacak?”. Yönetmene bu soru sorulduğunda nedenin “korku” olduğunu söylüyor, ama hiç mi cesur biri yok diye düşünmeden edemiyor insan. Çocukların, katilin kimliğini deşifre etmesi, buna uygun bir plan yapmaları da önce inandırıcı gelmiyor, ama zaten yönetmen bunun “ütopik bir son” olduğunu belirtiyor ve insan keşke gerçek olsa diye düşünmeden edemiyor.

Ama bütün bunlar bir yana bırakılıp değerlendirdiğinde en sonunda JİTEM’i, faili meçhul cinayetleri, geride kalan çocukları, toplumsal ayrımcılığı, kökten değişmesi gereken şeyler olduğunu bu gibi filmler sayesinde konuşmaya başlıyoruz. Hem yönetmen Miraz Bezar öyle güzel bir şey daha yapıyor ki –bizim karşımıza birden çıktığı gibi- filminin gösterimlerine katılıyor, filmden sonra izleyicilerle sohbet ediyor. Kadıköy Moda Sineması’nda filmin ilk gün gösteriminden sonra sohbet ettik, bunu Beyoğlu’nda ve filmin gösterileceği diğer sinemalarda da sürdüreceğini söyledi. Ama hep bu tür konuşmalardan sonra aynı şeyi düşünüyorum. Cumartesi günü Feriye Sineması’ndaki “İki Dil Bir Bavul”un gösteriminden sonra Özgür Doğan ile konuşurken de aynı şeyi yaşamıştım, bu filmleri zaten belli bir toplumsal duyarlılığa sahip insanlar izliyor, (yani başından sonuna kadar, bağırıp çağırmadan, anlamaya çalışarak) önemli olan başka türlü düşünenlere ulaşabilmek, toplumsal önyargıları değiştirebilmenin tek yolu sanırım bu, aramızda konuşunca bir şeyler çözülmüyor, değişmiyor çünkü. Ama yine de filmlerin hayatı değiştirme gücü var hep, bir gün insanlar da değişecek.

Yakın zamanda kaybettiğimiz yazar, aynı zamanda filmin de senaristlerinden Evrim Alataş’ın film üzerine yazdıkları bu ülkede böyle bir film yapmanın zorluklarını çok güzel özetliyor.

Author: Nezaket Kartal

Share This Post On

1 Comment

  1. “Min Dît” bana faili meçul(leştirilmiş)lerin arkasındakilerin neler yaşadıklarılarını vurucu bir şekilde gösteriyor. Hatta ilk yarım saatte o kadar yuruyor ki inandırıcılıktan bile uzaklaşmaya başlıyor. Ama yine de izlenmesi, izletilmesi ve anlaşılması gereken bir film.

    Not: Yönetmenlerin katılımı olan filmlerde, filmi hakkında daha fazla konuşulmasını isterdim. Zaten yönetmen görüşünü filmle veriyor. Ama neden halen politik taraflarını sorgulayıp sanki ortada bir film yokmuş gibi davranıldığını anlayamıyorum.

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir