Mary and Max

Dikkat: Bu yazı filmin sürpriz sayılabilecek gelişmelerini de içermektedir.

Bu stop motion animasyon filmi geçtiğimiz Sundance Film Festivali’nin açılış filmiydi. Biri 8, diğeri 44 yaşında iki kişinin mektup arkadaşlığını anlatan bu film hem bildiğimiz animasyon filmlerinden biri değil, hem de bunlar tahmin ettiğimiz türde iki mektup arkadaşı değil. Mary, Avustralya’da yaşayan, ilgisiz bir baba ve alkolik bir anneye sahip hayal gücü geniş bir kızdır. Bir gün Amerika’da da bebeklerin bira bardağının dibinde mi bulunduklarını merak edip rehberden kendisine bir Amerikalı seçer ve Max’e bunu sormak için mektup yazar. Max 44 yaşında sıkça iş değiştirmiş, obezite sorunu olan bir adamdır, öldüğünde yerine sürekli yenisini aldığı Henry adlı balığı, salyangozları, kedisi ve papağanı ile yaşar. Her değişiklik karşısında önce panik atak geçirir. Mary’nin mektubu da onda önce böyle bir tepki oluşturur. Kendisi gibi ateist olan komşusu ve hiç konuşmayan Ivy’den başka hiç arkadaşı olmayan Max, Mary’e kendisini anlatmaya başlar. Yaptığı işlerden, insanları anlayamadığından bahseder. Bu mektuplaşma Mary’nin soruları ve Max’in geçirdiği panik ataklarla devam eder. Mary’nin soruları derinleşip “hiç aşık olup olmadığı, hiç aşağılanıp aşağılanmadığı” gibi gömülü olanları da çıkarmaya doğru gittikçe Max’in yaşadığı krizlerin şiddeti de artar. Ve Max bir kliniğe yatıp tedavi görür. Onun durumunun açıklaması Asperger Sendromu’dur (bkz). Max gülümsemekte zorlanır, çocukluğundan beri yanlış yüz ifadeleri yüzünden çok sorun yaşamıştır. Keskin kokulara, ani seslere, yere atılan çöplere dayanamaz. İnsanlarla yakınlık kuramaz. İsimsiz obezler toplantısında kendisine kur yapan bir kadın yüzünden ne yapacağını, nasıl davranması gerektiğini bilmediği için neredeyse acı çeker. İnsanları anlamak için sürekli onları inceler. Ama sonuç sadece yalnızlıktır.

Max’in tek arkadaşı kendisinin de ifade ettiği gibi Mary’dir. Max, Mary’e kendisine güvenmesi konusunda destek olur. Mary de onu dinler, âşık olduğu adamla evlenir, akademik kariyer yapar. Ve çok büyük bir hataya düşerek Max’in sendromu üzerine bir kitap yazar. Mektuplaşmalarını bir vaka incelemesi olarak ele alması Max’i üzer. Daktilosundan söktüğü M harfini mektupla Mary’e yollar. Bu uzun sessizliklerin de başlangıcı olur. Mary depresyona girer. Onu bu depresyondan yine Max çıkarır.

İnsanın duyabileceği en derin yakınlık ihtiyacı ve paylaşma arzusu var filmde. Filmde beni en çok etkileyen farklılıklar üzerine çok güzel bir hikâye anlatırken, aynı zamanda yazarak inanılmaz dürüst bir yakınlığın kurulabileceğini, yazmanın bu büyüleyici yanını da hatırlatması. Hiç kimseye temas edemeyen iki insanın, yazarak birbirlerinden çok uzakta da olsalar gerçek bir teması sağlayabilmelerinin mucizesine değmesi. Max’in kendini tüm travmalarıyla ortaya dökebilmesini karşılaştığı başka kimse sağlayabilir miydi? Yeni tanışmış insanlar birbirlerine sadece komik duruma düştükleri, kendilerinden çok utandıkları anılarını anlatsalar aralarında herhangi bir duvar kalmaz diye düşünürüm her zaman. Film ile ilgisiz gibi dursa da bu düşüncem Mary ve Max’in yazmak üzerinden şekillenen dostlukları tam da böyle bir şey. Bir insanın kendini ifade etmek için yanıp tutuşması hissi ne dayanılmaz ama ne de güzelmiş doğru kulakları bulduğunda.

İzlemek isteyenler için; film !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nin gösterim programında.

Author: Nezaket Kartal

Share This Post On

4 Comments

  1. Buna benzer bir tecrübem olmuştu. ilginçtir.

  2. Şahane film! İlgi çekici bir konusu var ve anlatımı çok güzel. Bu türden filmleri ayrı seviyorum. Hüzünlü komik. “Pohahaha!” diye kahkaha attırdığı gibi fena halde hüzünlendiriyor.

    Max’in salyangozlarına bilimadamlarının isimlerini vermesi ve buna bağlı olarak Stephen Hawking esprisi ve bebeklerin nereden geldiklerine dair yürüttükleri fikirler şahaneydi.

    Çok sevdim!

  3. İçimden “Ödülü bile alır” diye geçirirken, Oscar’a aday dahi yapmadıklarını gördüm az önce.

  4. arkadaşlık üzerine yapılmış en iyi filmlerden bir tanesiydi izlerken ağladım. ps: max’i bir arkadaşıma benzetmem de bunda etkili oldu.

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir