Martyrs

If İstanbul 2009’da da gösterilmiş, Fransız işi bir “gore” olan Martyrs, uçuk filmlerden hoşlanmayanların yakınından bile geçmemesi gereken bir film, bunu en başta belirtmem gerekiyor.

Pascal Laugier’in yönetmen koltuğunda oturduğu Martyrs, “Torture Porn” diye etiketlenmiş; ilk sahnesinden son sahnesine kadar kan’a doymanızı, kana alışmanızı sağlayan fakat bazı sahnelerinde şiddeti cidden abartan bir seyir izliyor.

Küçük bir kızın, kan revan bir şekilde, bir sanayi bölgesinden koştuğunu görürüz ilk sahnede. Kızımızın adı Lucie’dir. Sonra Lucie’yi, çocuk yuvasındaki oda arkadaşı Anna ile görürüz ve tabii ki yanlarında Lucie’nin hayâli canavarı da vardır. Sonrasında seneler sonrasına, zengin bir ailenin sıradan pazar kahvaltısına, yani dehşetin merkezine yollanırız. Artık çok fazla seçeneğimiz yoktur.

Martyrs, bir grup zengin fakat şaşırmış moruğun (ki onlara Martyrs Cult denebilir) ölüm sonrasını deneyimlecek bir “tanrı birey” yaratmak uğruna seçtikleri genç kızlara periyodik, sistemli işkencelerini, gerçekten periyodik ve sistemli bir kan gösterisi ile sunarken insanda dikilecek tüy bırakmıyor. Önce Lucie, sonra Anna.. Herkes payına düşen “lapa”yı, “yumruk”u alıyor. Tabii biz de.

Filmi izleyerek deneyimlemeniz için, filmden değil de, film için denenlerden, oyunculardan ve kendi fikrimden bahsetmek isterim.

Bizim Atilla Dorsay’ımız filmi yerden yere vururken, Låt den rätte komma in‘in yazarı John Ajvide Lindqvist şu sözleriyle göklere çıkarmış: “Geçenlerde Martyrs isminde harika bir film izledim, sakın gidip izlemeyin.” Birçok filmde de olduğu gibi fikir ayrılıkları var.

Ben Pink Flamingos, [Rec], Haute Tension, Snuff 102 gibi filmleri bile kaldırılabilen bir yapıda olduğum için, hakkında diyebileceğim tek sözcük: “deneysel”; hem konusu ile de ilintili.

O güzelim Morjana Alaoui’ye üzülmekle, mürebbiyeden bozma tarikat lideri teyzeye gerilmek arasında kalıp, Honogurai mizu no soko kara mı yoksa Martyrs mı daha geriyor diye düşündüm. Martyrs kazandı.

Ayrıca filmin adı, “tanık olanlar” anlamına geliyor. Yani tüm bu atmosfere tanık olduğumuzda biz de filme dahil olmuş oluyoruz.

Son ek, bu yapımın bana en büyük katkısı, müthiş  soundtrack’i hazırlayan Seppuku Paradigm isimli müzik grubu ile tanışmamı sağlamasıdır. Üstelik soundtrack’e de ücretsiz ulaşım var. Herkese iyi seyirler / dinlemeler.

Author: Fırat Aydın

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir